Ahsarla #etiket

28 Şubat 2015 Cumartesi

Türkiye'nin İnce Gücü Ortadoğu’nun Yumuşak Güç Merkezleri

Türkiye'nin İnce Gücü

İbrahim Kalın

  24 Şubat 2006
 

Kaba Güce Karşı İnce Güç

İnce güç” kavramını ilk olarak 1980’li yıllarda kullanan Harvard’ın Kennedy Hükümet Fakültesi dekanı Joseph Nye, uluslararası ilişkilerde ekonomik ve askeri yığınak yapmanın ötesinde farklı güç biçimleri bulunduğu düşüncesinden hareket ediyor. 

İstediğiniz bir şeyi elde etmenin üç temel yolu var: Karşınızdakini kaba kuvvetinizle tehdit etmek ve gerekirse savaşmak; karşınızdakini çeşitli biçimlerde satın almak; ve “ince güç” kullanarak ikna etmek. Nye’a göre ince güç, “istediğiniz bir şeyi, kaba güç kullanarak değil, başkalarının sizin hedeflerinizi kabul etmesini sağlayarak elde etmeniz”dir. Bu, karşı tarafı inandırıcı argümanlar ve rasyonel politikalarla ikna ederek mümkündür. Burada inandırıcılık ve ikna kaabiliyeti temel güç unsurlarıdır.

“İnce güç” tabirini, Amerikanın dış politika alternatiflerini anlamak ve anlatmak için kullanan Nye, Amerika’nın inandırıcılık, ikna kaabiliyeti ve cazibesini kaybettiğini, bunun maliyetinin ise hiç bir ekonomik göstergeyle ölçülemeyeceğini düşünüyor. Ona göre Amerika’nın soğuk savaş dönemindeki başarısını devam ettirebilmesi, Afganistan ve Irak gibi yeni ülkeler işgal etmesine değil, kaybettiği ince gücünü yeniden kazanmasına bağlı. Amerikan karşıtlığının küresel bir olgu haline geldiği bir dünyada Amerika’nın tercih edilen ve güvenilen bir siyasi güç olması artık mümkün değil. Amerikanın ince gücü, önemini her gün yitiriyor.

 

 

İnce güç, bu organik üretim araçlarına doğrudan bağlıdır ve bu yüzden sivil bir niteliğe sahiptir.

 Burada STK’ların rolü, devletten daha önemli ve kalıcıdır. Devlet bu gücü tek başına üretemez ama onu kanalize eder, müspet bir değer olarak kullanır ve ona yeni gelişim alanları açar. Askeri ve ekonomik gücü ifade eden kaba güç, ince gücün tek başına garantisi değildir. Öyle olsaydı kişi başına düşen gelir sıralamasında dünyada ilk on arasında bulunan Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt gibi Körfez ülkeleri, büyük bir ince güç temerküz edebilir ve bu örneğin Suud diplomasisi, Katar mimarisi yahut Kuveyt edebiyatı olarak ortaya çıkabilirdi.

 Tersinden baktığımızda askeri ve ekonomik imkanlar ince gücün yeter şartı olsaydı, İran sineması bugünkü başarısına hiç bir zaman ulaşamazdı.

 Her iki örnekte de inandırıcılık ve ikna kaabiliyeti, askeri ve ekonomik gücün ötesinde değerlerin harekete geçirilmesini gerektiriyor.

Kısacası ince güç bir ülkenin askeri ve ekonomik kuvvetinin dışında ürettiği bütün değer unsurlarını içerir. Kaba güçle ince güç arasında zorunlu bir oran ilişkisi yoktur. Kaba gücün varlığı, ince gücün garantisi değildir. Nye, sınırlı ekonomik ve askeri gücüne karşın etkin ince gücü olan ülkelere örnek olarak Kanada, Hollanda ve İskandinavya ülkelerini gösteriyor. Bu ülkeler, ürettikleri değerler, toplumsal organizasyon, eğitim ve uluslararası platformlardaki iş tutma biçimleri sayesinde kaba güçleriyle orantılı olmayan bir etki alanına sahipler.

Örneğin Norveç, 4.5 milyon nüfusuyla küçük bir ülke. AB üyesi değil. Norveççe gibi hiç de yaygın ve popüler olmayan bir dil konuşuyor. Kişi başına düşen milli gelir açısından dünyanın ilk 5’i arasında ama Norveç’i ince güce sahip bir ülke haline getiren başka unsurlar var: Uluslararası yardım kuruluşlarında oynadığı aktif rol, Filistin sorunu konusundaki girişimleri, basın özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele, çocuk ve insan hakları. Sermaye birikimi bu alanlarda başarılı olmanın belki gerek şartı ama yeter şartı değil.

 

 

Bağlamsal Bir Unsur Olarak Güç

Mahiyet ve biçimi ne olursa olsun güç, bağlamsal bir şeydir. Gücün tanımı, içinde bulunulan şartlara göre şekil alır. Bu manada ‘mutlak güç’ diye bir şeyden bahsetmek mümkün değildir. Çünkü her güç iddiası, bir zaaf unsuru olmanın tohumlarını da içinde barındırır. Belirli bir tarihi yahut coğrafi bağlamda güç görünen bir nitelik, bir başka bağlamda karşımıza zaafiyet olarak çıkabilir. Amerika’nın rakipsiz askeri gücü kaba kuvvet açısından bir avantajdır ama ince güç açısından büyük bir zaaftır.

Her yıl onlarca ülkenin bütçesinden daha fazla parayı silaha yatıran bir ülkeye dünyanın başka yerlerindeki sıradan insanların sempatiyle bakması mümkün değil. 11 Eylül sonrasında yükselişe geçen Amerikan karşıtlığında Bush yönetiminin yanlış politikalarının yanı sıra, aşırı temerküz etmiş askeri gücünün de önemli bir etken olduğunu gözardı edemeyiz. Amerikanın Afganistan ve Irak’ı işgal etmesine imkan tanıyan askeri gücü, dünyanın başka yerlerinde ekonomik ve siyasi hamleler yapmasına engel oluyor. Kısacası ‘mutlak güç’ diye bir şey varsa, bunun ne tür bedellerinin olduğunu da iyi hesap etmemiz gerekiyor.

 

 

Ortadoğu’nun Yumuşak Güç Merkezleri: Türkiye, İran, Mısır

Türkiye ve İran, zengin siyaset ve kültür tecrübeleri sayesinde Balkanlar’dan Ortaasya’ya uzanan coğrafyada ince güce sahip en önemli iki ülke. Arap dünyasında ince gücü en yetkin olan ülke, Mısır. İran bu gücünü, İran içindeki Farisi olmayan ve büyük çoğunluğunu Azerilerin oluşturduğu nüfus ile İran dışında Azerbaycan, Tacikistan, Afganistan ve Pakistan’da etkin bir şekilde kullanıyor. Fars dili ve şiiri, Şii maneviyatı, ehl-i beyt sevgisi, İran sanatı, minyatürleri, siyaset geleneği hepsi bir araya konduğunda derin bir etki alanı yaratıyor. İran’ın nüfuz alanı sınır komşuları değil, bu etkinin ulaşabildiği her yer.

Irak’taki yeni gelişmeler bu etki alanını arttıracak ve derinleştirecektir.

 Ortadoğu’nun ve klasik Mezopotamya’nın merkezinde ilk defa Farisi olmayan, meşru ve muktedir bir Şii Arap gücünün yükselişi, bölgedeki Şii unsurlarının önemini arttırmanın yanı sıra İran’ın ince gücüne de yeni açılım alanları sağlayacaktır.

 Bugün bir Azeri’nin, Afganlının yahut Tacik’in kendini mezhebi ya da kültürel manada ‘büyük Fars coğrafyasına’ ait hissetmesi, bu ince gücün etkisini gösteriyor. İran’daki Azeri milliyetçiliğinin ayrılıkçı bir hareket haline dönüşmemesinin ana sebepleri arasında İran’ın ince gücünü saymamız gerekiyor.

 İran’ın Vahapzade’ye sahip çıkması bu stratejinin bir uzantısı.

 Aynı şekilde Türkiye’nin hala bir 

“Şii stratejisi” 

 geliştirememiş olması, bu alanda kullanabileceği köklü bir ince gücünün olmamasından kaynaklanıyor.

Ortadoğu coğrafyasına baktığımızda Mısır, Arap dünyasının ince güç merkezi olmaya devam ediyor.

 Firavunlar dönemi kadim Mısır’ından Müslüman Mısır’a uzanan tarihi serüvende Mısır halkı ve coğrafyası büyük bir derinlik kazandı.

 Edebiyatıyla, eğitim kurumlarıyla, devlet anlayışıyla, tarımıyla, mimarisiyle bu derinlik Mısır’a Arap dünyasında özel bir yer kazandırıyor.

Türkiye’nin İnce Güç Alanları

Türkiye kendine has ince güce sahip bir ülke. Balkanlarda başlayan bu güç alanı, Ortaasya’nın içlerine kadar uzanıyor.

 Türkiye’nin bu bölgedeki ince gücünü askeri yahut ekonomik üstünlüğü değil, tevarüs ettiği tarih ve kültür derinliği sağlıyor. Balkanlardaki beş yüz yıllık tek bir Müslüman millet olma tecrübesinin her safhasında Osmanlı vardı. Osmanlının bu coğrafyada bıraktığı derin izler, sahip olduğu ince gücün bir tezahürü. Bugün Saraybosna Bascarsiya’daki bir çay ocağında Türkçe Türküler söylenmesinin, Tetova’daki bir camide Türkçe ilahiler terennüm edilmesinin ana sebebi, Türkiye’nin tevarüs ettiği ince gücün etkisinin hala devam etmesi.

Türkiye çarpık modernleşme sürecinde yönünü Batıya döndüğünde bu ince gücün ona sağladığı imkanlardan da büyük ölçüde vazgeçti. 

Osmanlı bakiyyesi coğrafyanın Müslüman karakteri, Cumhuriyet elitinin hep uzak durmaya çalıştığı rahatsız edici bir gerçekti.

 Bu reflekslerini bugün de muhafaza etmekte direnen kesimler, Türkiye’ye yönelen ‘Arap sermayesi’ yahut ‘Arap turistleri’ karşısında benzer tepkiler veriyorlar. Askeri ve ekonomik ilişkilerin arkasında da bir ‘insan’ unsuru olduğunu görmezlikten geliyor ve ince gücün sermaye hareketlerindeki rolünü takdir edemiyorlar.

Oysa Balkanlar, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Ortaasya, sadece demografik yapısıyla değil, şuur ve tasavvur boyutlarıyla da Müslüman bir kimlik arzediyor. Türkiye’nin ince gücünü kullanabilmesi, bu coğrafyayla olan ortak tarih ve kültür derinliğini siyasi bir program haline getirmesine bağlı. Türkiye bu coğrafyada ince güç oluşturmak için bir takım yapmacık projelere yönelmek ve kimilerinin yaptığı gibi mesela Türklerle Kırgızların yahut Arnavutların aynı DNA koduna sahip olduğunu ispat etmek zorunda değil. Paylaşılan miras, bu gücü yeniden harekete geçirmek için yeterli imkanları zaten sunuyor.

İnce Güç, Tarih ve İnandırıcılık Siyaseti

İnce güç açısından bu ortak tarihin önemini ne kadar vurgulasak azdır. Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan’la komşu olmasına ve uzun bir sınırı paylaşmasına rağmen, daha uzakta bulunan Bosna-Hersek, Makedonya, Azerbaycan, İran, Irak ile daha köklü bir etkileşim alanına sahip. Bunun basit ama temel bir sebebi var: Tasavvur edilen ve inanılan coğrafyalar, harita üstünde çizilen sınırlardan daha güçlüdür. Türkiye bu anlamda hem ulus-devlet sınırlarının içinde yaşıyor, hem de bu sınırların ötesinde.

Öte yandan Türkiye gibi bir ülkenin sahip olduğu ince güç ve onun yarattığı etki alanına bigane kalması fiilen mümkün değil. Bir zamanlar Yunus Emre ilahilerinin Balkanlarda gördüğü işlevi farklı bir bağlamda bugün İbrahim Tatlıses Arap ülkelerinde, İran’da ve İsrail’de görüyor. Şüphesiz Yunus Emre’nin yerini İ. Tatlıses yahut Ebru Gündeş’in, ahi teşkilatının yerini uydu antenleriyle ulaşılan Türk TV’lerinin alması, Türkiye’nin yaşadığı kültürel sığlaşmanın bir tezahürü. Fakat bu aynı zamanda ince gücün etkisinin devam ettiğini gösteriyor. Sokaktaki vatandaşı, öğrencisi, öğretmeni, esnafı, çiftçisi, aydını, yazarı, akademisyeni ve diplomatıyla herhangi bir toplumu Türkiye konusunda bilgili ve bilinçli kılmanın en etkin yolu, sahip olduğumuz ince gücü harekete geçirmekten ve bunu bütün tarafların çıkarına uygun bir ilişki haline getirmekten geçiyor.

Anglo-Sakson geleneğini takip eden Amerika, ince gücünü dünyada en etkili şekilde kullanan ülke. 20.nci yüzyılın başında Türkiye, Mısır, Irak, Lübnan’da açılan Amerikan üniversiteleri, onlarca okul ve kültür merkezleri, etkisini bir asırdan fazladır derinden derine hissettiriyor. Bunun son örneği, Kuzey Irak’ta Kürtlerin idaresindeki Süleymaniye kentinde bir Amerikan üniversitesinin açılması. Bu üniversite, Lübnan ve Mısır’daki Amerikan üniversiteleriyle aynı işlevi görecek ve geleceğin modern, iki-dilli, fakat aynı zamanda batılı, Amerikan yanlısı ve yabancılaşmış liderlerini yetiştirecek. Türkiye’nin kendi Kürt meselesinden dolayı bu bölgeye yönelik somut politika adımları atmaktan çekinmesi, başka ince güçlerin bölgede etkin hale gelmesine yol açıyor.

Türkiye bölgesinde yeni bir inandırıcılık siyaseti başlatmak zorunda. Bunun olmazsa olmaz şartı, Türkiye’nin kendi içindeki özgürlükler sorununu çözmesi ve bölgeye bu mesajı verebilmesidir. Küreselleşerek küçülen, küçüldükçe sorunları büyüyen dünyada bir hikaye anlatmak yetmiyor. Çünkü herkesin bir hikayesi var. Başkalarını sizin hikayenizi dinlemeye ikna etmeniz, sizin hikayenizin diğerlerinden neden daha iyi, anlamlı ve önemli olduğunu ispat etmeniz gerekiyor. Türkiye, Ermeni soykırım iddiaları yahut Kıbrıs konusunda kendi tezlerini anlatıyor ama başkalarının bu anlatıma dikkat kesilmesini sağlayacak çalışmaları yapmıyor ya da yapamıyor. “Ekonomik ve askeri olarak güçlenelim; o zaman bu sorunlar kendiliğinden çözülür” demek, fantazi olmaktan öteye gitmiyor.

Türkiye, sahip olduğu ince gücün ona sağladığı imkanları yeniden keşfetmek zorunda. Bu Türkiye’ye, Avrupa’nın ortasından Asya’nın içlerine ve Afrika’ya kadar uzanan coğrafyada yeni açılım alanları sağlayacak ve bölgede bir istikrar unsuru olmasını sağlayacaktır. Bizim coğrafyamızda yaşayan insanlar, özellikle 11 Eylül hadiselerinden sonra Amerika ve Avrupa’nın yozlaştırıcı, köleleştirici ve yabancılaştırıcı ince ve kaba gücünden her gün biraz daha rahatsızlık duyuyorlar. Son tahlilde Türkiye, Mısır ve İran’ın ince güç alanlarını birbirlerine karşı değil, bölgeye yönelik tehditlere karşı kullanmaları gerekiyor. Bunun nasıl formüle edileceği ve hayata geçirileceği, önümüzdeki dönemin temel dış politika sorularından biridir. Fakat ince gücü oluşturan temel faktörler sivil bir nitelik arzettiğinden, bu konu üzerinde herkesin kafa yorması gerekiyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder