Verdikleri örnekler gerçek dışı
İçişleri
Bakanı Ala, muhalefet partilerinin "İç Güvenlik Paketi"ni spesifik
örneklerle eleştirdiğini belirterek, "Verdikleri örneklerin tamamı
gerçek dışı" dedi.
İçişleri Bakanı Efkan Âlâ, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
TBMM Genel Kurulu'nda görüşülecek "İç Güvenlik Paketi"nin vatandaşların
yaşamını nasıl etkileyeceğine" ilişkin soru üzerine Ala, paketin bir
güvenlik reform paketi olduğuna işaret ederek, reform için ne zaman adım
atılsa statüko ve müttefiklerinin alışılagelmiş klişe sözleri ve
direnciyle karşılaşıldığını söyledi.
Pakete yönelik eleştiriler
dikkate alındığında paketin ne kadar doğru olduğunun görüleceğini ifade
eden Ala, halkın reel ihtiyaçlarının karşılanması için paketin
hazırlandığını dile getirdi. Ala, "Kafelerde oturup ya da üç beş kişinin
üst düzeyde muhalefet anlayışıyla ortaya koydukları teorik problemlere
ya da teorik tartışmalara çözüm üretmek için biz bu paketi
hazırlamadık. Vatandaşın sahada karşılaştığı problemleri çözmek için
hazırladık" diye konuştu.
AB İlerleme Raporlarında her yıl sivil
iradenin, halk adına ülkeyi yönetme yetkisini sandıktan alanların
devlet mekanizmaları, özellikle güvenlik birimleri üzerindeki etkilerini
artıracak düzenlemelerin yapılmamasının eleştirildiğini anımsatan Ala,
pakette bu eleştirilerin önüne geçecek düzenlemeler yer aldığını
kaydetti. Ala, "Sivil otoritenin jandarma ve sahil güvenlik üzerinde
etki ve yetkisinin olması lazım. Çünkü onların gördüğü işlerden sorumlu
mekanizma halka karşı siyaset. Siyasetin etkili olmadığı yer hesabı
nasıl verecek? Çünkü halk sandıkta siyasete hesap sorabiliyor" dedi.
Paketteki düzenlemeyle pasaport ve ehliyet verme yetkisinin polis
idarelerinden nüfus idarelerine geçeceğine dikkati çeken Ala, "Ehliyet
ve pasaport, nüfus cüzdanından daha mı önemli? Hepsinin kaynağı nüfus
cüzdanı. Onu veren yer neden bunları vermesin" diye sordu. Yeni
düzenlemeyle vatandaşın daha sivil bir ortamda ehliyet ve pasaportunu
alacağını, görev devriyle kazanılacak, güvenlik eğitimi
almış 5 bin polisin de sahada güvenlik hizmetinde istihdam edileceğini
ifade etti.
Bir mahalleden başka bir mahalleye taşınan
vatandaşın adres değişikliğini bildirmesi zorunluluğunun kalkacağını
dile getiren Ala, vatandaş yeni taşındığı yer için herhangi bir abonelik
başvurusu yaptığında, başvurulan yer tarafından adres
değişikliğinin nüfus idaresine bildirileceğini anlattı.
Paketteki bir başka düzenlemeyle, ad ve soyad değişikliği için artık
dava açmak gerekmeyeceğine, nüfus idarelerine verilecek dilekçeyle
değişikliklerin yapılabileceğine dikkati çeken Ala, geçen aylarda
yayımlanan genelgeyle hayata geçen "yerinde ifade verme" uygulamasının
da paketteki düzenlemeyle yasal zemine kavuşturulacağını söyledi. Bugüne
kadar 86 bin kişinin bu düzenlemeden yararlandığını, şikayetçi, mağdur
veya ifadesine başvurulacak kişilerin isteklerine bağlı olarak
evlerinde, iş yerlerinde ifadelerinin alındığını belirten Ala, "Karakol
gel, orada ifade ver" yerine, evinde, iş yerinde hırsızlık olan bir
kişiye "Arzu ederseniz biz gelelim, ifadenizi evinizde, iş
yerinizde alalım" denileceğinin altını çizdi.
Ala, sözlerine şöyle devam etti:
"Yasal zemine kavuşturduğumuz zaman, lütuf değil hak olur vatandaş
için. Bakanın lütfu değil çünkü biz vatandaşlara hizmet
ediyoruz, onların hakkıdır, hak haline getirmenin yolu da yasal
düzenlemedir. Vatandaş rahat edecek. Bir de köyler var, köylere
jandarmamız hizmet veriyor. Onları da seyyar karakol halinde düzenledik.
Onu da buraya koyduk. Seyyar karakol biniyor minibüse, içinde
bilgisayarı var, gidiyor ve orada soruyor. Orada vatandaşın
ifadesine, bilgisine başvuruyor. Yahut vatandaş mağdur değil de
bilgisine başvurulacak ama hasta veya engelli. Onun başına gidilip,
orada ifade alınıyor."
"Verdikleri örneklerin tamamı gerçek dışı"
Muhalefetin, pakette yer alan "polisin silah kullanım yetkisinde
değişiklik, eylemlerde yüzleri kapatanlara 5 yıla kadar hapis
cezası, havai fişek, molotof, demir bilye ve sapan kullananlara yönelik
cezalar, şahıs ve araç aramaları" gibi bölümlere yönelik eleştirilerinin
hatırlatılması üzerine, Bakan Ala şöyle konuştu:
"Bazen genel
başkanların bu yasayı topyekun okuma fırsatları olmayabilir. Ben şunu
söyleyeyim, muhalefetin sözcülerinin de ya kurnazlıkla ya kasıtla bu
yasaya topyekun eleştiriler getirdiklerini görüyoruz. Eleştirilerine
spesifik örneklerle destek olmaya çalışıyorlar, verdikleri örneklere
bakıyoruz, örneklerin tamamı gerçek dışı. Genel değerlendirme yapıyor,
onu desteklemek için örnek veriyor, dayanak ortaya koyuyor, o çürük. Onu
çektiğiniz zaman önerme de düşüyor aşağıya. Bu, böyle olmamalı. Biz, 78
milyonun ve yurtdışındaki vatandaşlarımızla beraber milyonlarca
vatandaşımızın reel hayatta derdine deva olacak düzenlemeler yapıyoruz.
Eleştireceksiniz bile onu doğru dürüst araştırmanız lazım."
"Bir ters yüz etme çabası var ama edilemez"
Tasarının komisyondan iki-üç günde geçtiğine vurgu yapan Ala, muhalefet
temsilcilerine "Var mı olumlu eleştirileriniz, yapın, değiştirelim"
dediklerini, teklif edilen küçük dokunuşların da değerlendirildiğini
anlattı.
Suç işlememiş olanlara garanti sağlayan, onların mal ve
can güvenliklerini koruyan düzenlemeler içerdiği için paketin
komisyondan kolay geçtiğini ifade eden Ala, sözlerine şöyle devam etti:
"Vatandaş esnaf, dükkanında oturuyor, bir gün dükkanına molotof
kokteyli atılacak ve dükkanı yanacak. Biz buna razı mı olacağız?
Molotofla gösteri mi yapsınlar? Bilyeleri kurşun gibi, o büyük
mancınıklara takıp atsınlar mı? Neye karşılar? Kesici, delici, boğucu
aletlerle -şu anda da yasak- toplantı, gösteri mi yapsınlar? Bunların
hiçbirisini yapmayan, toplantı ve gösteriye karışan insanlara bir şey
demiyoruz.
"Bu pakete yüzde 80 destek var"
Anamuhalefet Partisinin Genel Başkanı, 'Söz veriyorum o gençlerin en
önünde ben olacağım' demiş. Molotof taşımayacaksa, kuralların
belirlediği güzergahta yürüyecekse, elinde sapan, demir bilye
olmayacaksa, yüzünü suç işlemek üzere kapatıp elinde de kanun dışı
birtakım enstrümanlar olmayacaksa ve kalabalıkların arkasından
polisimize, milletimize karşı yaralayıcı, bereleyici şeyler
atmayacaksan, yürü. Biz de senin güvenliğini sağlayalım. Burada bir ters
yüz etme çabası var ama edilemez. Çünkü vatandaşımız bunu görüyor,
araştırmalar yapıyoruz yüzde 80 destek ver. Bu pakete yüzde 80 destek
var."
"Gösteriye katılmayan esnafın hakkından bahsetmeliler"
Gösterilerden, yüzü kapalı ve kanun dışı materyal kullananlara ilişkin fotoğraflar gösteren Ala, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Vatandaşımızın can ve mal güvenliğini, hiç buralara karışmamış,
toplantı ve gösteriyle alakası olmayan, evinde oturan, sokağında,
mahallesinde gezinen, dükkanında oturan, satan ya da alan milyonlarca
insanı bu tür saçma sapan şeylere karşı korumak zorundayız. Kimsenin
onları rahatsız etme, onların hayatını tehlikeye düşürme, geleceğini
karartma hak ve yetkisi olamaz. Bu, düpedüz saldırıdır. Saldırıya karşı
da devlet onları korumak zorundadır.
Birilerinin gösteri
hakkından bahsedenler, molotof, bu tür rezaletler olunca o gösteriye hiç
katılmamış esnafın da yaşam hakkından bahsetmeliler. Onu korumaktan hiç
bahseden var mı? Esnafın ticaret hakkı, vatandaşın evinde oturma ve
huzur içinde yaşama hakkı, gençlerin okuluna gitme hakkı, insanların
sokaklarda dolaşma hakkı ve özgürlüğünden bahseden var mı muhalefet?
Nerede bunlar? Böyle yaparsanız insanlar nasıl sokağa çıkacak? Biz
bunları kaç kez gördük, Gezi olaylarında, 6-7 Ekim olaylarında gördük.
Binlerce, yüzbinlerce, onbinlerce yer yakıldı, yıkıldı. Hala 'Ben
bunların önünde yürüyeceğim'. Hayırlı, uğurlu olsun. Onun da hem millet
hem de herkes ne anlama geldiğini bilir. Bir düzenden yana olur,
muhalefetin milletin lehine alternatif politikaları olur. Yoksa milletin
bütün mal varlığını, can ve mal güvenliğini tehlikeye düşüren bir avuç
hukuk dışı, kanun dışı saldırı içerisinde olanların hem savunucusu hem
de önünde gideceğim cümlesi kullanılamaz. Savunucusu da olunamaz."
"Yalan yanlış kara propagandalarla iletişim kurulamaz"
Ala, İstanbul'da gösteri ve toplantı için Avrupa ve Anadolu yakasında
iki büyük alanda, Yenikapı ve Maltepe'de milyonlarca insanı alabilecek,
girişi çıkışı, her türlü ulaşımı rahat yerler belirlediklerini söyledi.
Toplantı ve gösterilerin buralarda yapılabileceğini ifade eden Ala,
"Zaten bazıları yapıyor bize de o kadar ağır eleştirilerde bulunuyorlar
ki bir şey diyen var mı? 'Sadece bizi eleştirsinler' diye, 'kimse onlara
dokunmasın' diye etrafında güvenlik alıyoruz, o da isterlerse" diye
konuştu.
Demokrasinin sağlıklı bir mantıkla inşa edilmesi gerektiğini dile getiren Ala, şöyle devam etti:
"Böyle kurnazlıklarla, yalan yanlış kara propagandalarla, ellerine
tutuşturulan dezenformasyonla iletişim kurulamaz, anlatılamaz durum.
Birilerinin işine gelmiyor, olabilir. Biz herkesin işine gelsin diye bir
iş yapmıyoruz, vatandaşın genelinin işine gelsin diye yapıyoruz, onlar
da memnun. Eline tutuşturdukları bilgiyi söylüyorlar. Efendim, 'Sapana 2
yılmış, tabancaya 1 yıl.' Bu tamamen yalan. Bunlar gerçek dışı. Bu poşu
da silah da zaten şu andaki kanunda da var. Peki biz düzenleme yapmıyor
muyuz, yapıyoruz, onun da arkasındayız. 'Kardeşim, molotof ile silah
aynı şeydir' diyoruz. Şimdi kanunda bu kadar açıklıkla düzenlenmemiş.
Yani Yargıtay karar vermiş, demiş ki 'Molotof silahtır.' Ama olay olup
bittikten sonra silah diye sayıyor."
Olay olmadan önce, polis ve
jandarmanın elinde molotofkokteyli olan kişiye müdahale edemediğini
anlatan Ala, "Oysa biz bir silah insanın elindeyken polis nasıl müdahale
edebiliyorsa, molotof da almış eline, götürmüş, atmak üzere, o zaman
aynı şekilde müdahale etsin istiyoruz. Bunu düzenlememiz doğrudur, karşı
çıkıyorlarsa buna çıksınlar, biz bunun savunucusuyuz"
değerlendirmesinde bulundu.
Evdeki ekmek bıçağının cezasının
olmadığını ancak kalabalığın içinde birilerine saldırıldığında silah
haline dönüştüğünü ve bu olayın müdahale gerektirdiğini dile getiren
Ala, aynı şekilde sapan bulundurmanın suç olmadığını ancak onun silah
gibi kullanılmasının suç teşkil ettiğinin altını çizdi.
İçişleri Bakanı Ala, şöyle devam etti:
"Peki, bir ruhsatsız silahı elinde bulundurmak suç mu, suç. Bir yıldan
başlıyor mu, başlıyor. Peki ama 'Hiçbir şey yapma' denmiş. Silahın
kendisini ruhsatsız bulundurmak suç. Bu ateşli silahlar kanununda. Bunu
buradan alıyor, ondan sonra toplantıya bıçakla, yahut da şunlarla, şu
sapanlarla, molotof katılmış olanlarla eşitliyor, diyor ki 'Bakın,
birine bir yıl, öbürüne iki yıl.' Peki kardeşim, ruhsatsız bir silahla
bu toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmanın cezası nedir? İki cezası
var, hem onu bulundurmaktan dolayı bir, ayrıca da 2,5 yıl, buradan
dolayı, toplam 3,5-4 yıla varır. Yani iki katı ceza var ona, çünkü
silah iki cezayı birden alır. Bu kurnazlık yapıyor, peki o kanuna göre, o
ateşli silahlar kanununa göre sapan zaten suç değil. Evinde adamın
sapan varsa, isterse mancınık olsun, bahçeye kurmuşsa sorun yok, hiç
cezası yok. Ama silahın var. Ama ikisini de alır getirirse toplantıya ve
kullanırsa silah gibi, o zaman silaha iki ceza var, hem bulundurmaktan
hem de bunu kullanmaktan, oysa buna bir ceza var, silah gibi
kullanmaktan. Bu kadar bir mantığı kurmuyor, kurnazlıkla o yalanı kara
propagandaya dönüştürüyorlar ve zannediyorlar ki millet de buna
inanacak."
Toplantının bir şey söylemek için yapıldığını, yüzün
kapatılmasının ise ifade özgürlüğü değil saldırı hazırlığı olduğunu
vurgulayan Ala, düzenlemelerinin bunları kapsadığını ifade etti.
Ala, vatandaşın can ve mal güvenliğini koruyacaklarını, onlara
haksızlık yapılmasını önleyecek mekanizmalar kuracaklarını bildirdi.
"Batı standartlarında düzenleme getiriyoruz"
Şahıs ve araç aramalarına da değinen Ala, polisin şu anda da vatandaşı arayabildiğini, yakalama yetkisinin bulunduğunu söyledi.
Daha önce burada bir alanın düzenlenmediğini ya da yanlış düzenlendiğini belirten Ala, şu ifadeleri kullandı:
"O da şu; vatandaş yakalandığı zaman, diyelim hırsızı yakaladınız, onu
gözaltına alıp karakola götüremiyorsunuz polis olarak. Savcılıktan
gözaltı kararı alacaksınız ya da şunları yakaladınız, arabaya attınız,
bunu hemen karakola bir yere götürmeniz lazım, bunları orada polisin
yetkisi yok alıp götürmeye. O anda arayacak, o kadar hengamenin
içerisinde, kargaşanın içerisinde arayacak ve yargıdan karar alacak. Bu
mümkün mü, bunun realitede karşılığı var mı, yok. Onu alacak ve
götürecek, orada işlemlerini yapacak. Nitekim bunun olumsuzluklarını
yaşadık. Yani bu tür insanlar alınmış ve daha götürülmeden yarı yolda
'bırak' deniliyor. Bırakıyorlar, adam bir daha olayların içerisinde. Biz
Avrupa standartları diyoruz, gelişmiş ülkeler standartları diyoruz.
Yaparken o alan boş bırakılmış."
Düzenlemeleri yaparken Batı
ülkelerinde polisin gözaltına alma yetkisine ilişkin incelemede de
bulunduklarını kaydeden Ala, "En azını biz aldık, 24 saate kadar
gözaltına alma. Çoğunda 48 saate kadar gözaltına alma yetkisi var. Şunu
yaşamış bir ülke olarak da dikkatle aldık. Eskiden biliyorsunuz,
'Çekerim karakola' diye bir laf vardı, biz bunun geri dönmesini
istemiyoruz. O bakımdan şöyle bir düzenleme yaptık; her polisin,
sokaktaki her güvenlik biriminin, jandarmanın böyle bir yetkisi yok.
Onların kolaylıkla ulaşacağı ve bizim tayin edeceğimiz amirlerinin,
belli sayıdaki amirlerin 'Gözaltına al' deme yetkisi olacak. Onlar hemen
telsizle haber verecekler, 'Şöyle bir şeyle karşılaştık, yakaladık,
bunu gözaltına alıp getirelim mi?' O da 'Getir' diyecek" bilgisini
verdi.
Bakan Ala, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Yetmez, belli suçları saydık, dedik ki milletin canına okuyan, milleti
huzursuz eden suçları, hırsızlık, yankesicilik, saldırı, uyuşturucu, bu
şekilde yapılan gösteriler, molotof atma, bütün bunları saydık.
Sayılacak ki yanlış şeyler yapılmasın. Yani vatandaş suç işlemediği
halde suç işlemiş gibi muameleye tabi tutulmasın. Saydık bunları
ve bunlar suçüstü halinde olursa 'Yetkili amirin talimatıyla o gözaltına
alınabilir' dedik. Bu İngiltere'de var mesela, Batıda da 'gözaltı
memurları' deniliyor, onların sayısı belli.
Hırsızlıkta şöyle
sorunlarla karşılaştık; duvara yazı yazmış adam. Nasıl olsa ne yakalama
imkanı oluyor ne gözaltına alma var, gittiği zaman yargıdan hemen
bırakılıyor. O düzenleme de yapıldı şimdi. '999 tane eve girdim,
bininciye de gireceğim' diye duvara yazı yazmış İstanbul'da, Esenler'de.
Buna razı mı olacağız?"
Bu kapsamda geçen dönemde yaptıkları
düzenlemeyle hırsızlıkla ilgili cezaları artırdıklarına işaret eden Ala,
"İki, şimdi yapıyoruz, yakaladığı zaman gözaltına alıp karakola
götürme yetkisi getiriyoruz. Hırsız, vatandaşın gözüne baka baka 'Ben şu
kadar eve girdim, yine de gireceğim' diyemeyecek. Buna karşı
çıkıyorlarsa, evet biz bunu yapıyoruz ve arkasındayız" diye konuştu.
"Vatandaş, böyle bir hırsızlık yapmamış da güvenlik görevlilerinden
birisi hırsız gibi muamele yapmışsa, kendi içerisinde şikayette bulundu
amirine veya idareye bulundu, yönetime bulundu. Onlar da bunu örtbas
ettiler diyelim. Olabilir mi, olabilir" diyen Ala, buna ilişkin de sivil
gözetim ve denetim mekanizması kuracaklarını vurguladı.
Bu
mekanizmada polis, jandarma temsilcisi bulunmayacağını ve tamamen sivil
olacağını dile getiren Ala, "Oraya şikayette bulunacak ve orası yeniden
inceleyecek. Bakacak, vatandaşın talebi, şikayeti doğru mu değil mi.
Yani biz gerçekten batı standartlarında, gelişmiş ülkeler
standartlarında bir düzenleme getiriyoruz" dedi.
"Bir şey çıkmadı, tutanak tutacak ve vatandaşa verecek"
Araç aramalarına ilişkin olarak da Ala, şunları söyledi:
"Şu anda yargıdan karar alarak yahut yönetimden, mülki amirden karar
alarak yolu kesip aramak mümkün, aramalar yapılabiliyor. Onunla ilgili
bir düzenleme getirmiyoruz. Ama spesifik olarak bir araçla ilgili bir
ihbar geldi; 'Şurada uyuşturucu taşınıyor, şu araçla' deniliyor. O
aracın plakası belli, ihbar gelmiş, rengi belli, ne yaptığı belli, ne
taşıdığına ilişkin ihbar var veya istihbari bilgi var, o anda olmuş,
önceden olsa mahkemeden karar alırsın, duruyor olsa alırsın ama seyir
halinde, anons ediyorsunuz, polis onu durdurup bagajına bakamıyor.
Mesela Trabzon'da oldu, zar zor, başka yerde gidilerek durdurulamadı,
'Yok, bakmayın' dendi. Çünkü yargı delil ister, orada yanlışlık yok. Bu
tür şeyler yargının o anda müdahale edeceği şeyler değil. Düzenlemeler
yanlış. Suç daha yakalanmadan önce yargı ne yapsın ona?"
"Deniyor ki mesela 'Şurada toplantı, gösteri var, şu aracın arkasında
sopalar, bilyeler, tabancalar, bilmem neyle oraya doğru gidiyor.' Onu
durdurup arayamıyor" diyen Ala, bunun yanlış olduğuna dikkati çekti.
Ala, "Şimdi şunu getiriyoruz, durduracak ve arayacak, bakacak bagajına.
Bir şey çıkarsa ona el koyacak, götürecek. Bir şey çıkmadı, tutanak
tutacak ve vatandaşa bir şey çıksa da çıkmasa da o aradığı kişiye
verecek. 'Bu araç şu tarihte, şu zaman durduruldu ve şu nedenle arandı,
bir şey çıktı veya çıkmadı' diye vatandaşa verecek" diye konuştu.
Neden arandığının bir mantığı, vatandaş nezdinde de muteber bir
gerekçesi olması gerektiğini anlatan Ala, vatandaşın şikayet,
kendilerinin de onları denetleme yetkisi bulunduğunu kaydetti.
Vatandaşın aracının lüzumsuz yere durdurulup aranmaması için bunları
sürekli denetleyeceklerini bildiren Ala, "Suçlular tedirgin olacak ama
suç işlememiş olanlar da rahat olacak. İşini iyi yapan güvenlik
birimleri taltif edilecek, kötü yapan, art niyetli davranan da
cezalandırılacak. Getirdiğimiz şeyler bunlar" ifadelerini kullandı.
"Yalan yanlış malumatla eleştirmeyeceksiniz"
Ala, "İç Güvenlik Paketi'ni halka anlatabildiniz mi, halktaki yansıması
nasıl? 'Suçlular tedirgin, suç işlemeyenler rahat olacak'
dediniz. Sokaktaki nabız nasıl, mesajınız halka ulaştı mı?" sorusu
üzerine, halkın desteğinin çok olumlu olduğunu bildirdi.
Araştırmalar yaptıklarını, yüzde 80 destek bulunduğunu vurgulayan Ala, şunları söyledi:
"Zaten vatandaş bekliyordu, bu kadar ağır Gezi olaylarında, 6-7 Ekim
olaylarında, başka zamanlarda neler yaşadığımızı gördük. Çok ciddi bir
halk desteği var bu konuda. Zaten baştan muhalefetin de sesi çıkamadı
fazla. Şimdi onu unutturmak için ellerine tutuşturulan ve kendi
araştırmadıkları argümanlar üzerinden eleştirmeye çalışıyorlar, yanlış
yapıyorlar. Vatandaşın can ve mal güvenliğinden bahsediyoruz.
Eleştirecekseniz, oturup çalışacaksınız. Yani dersinize çalışıp
eleştireceksiniz. Ondan sonra vatandaşın can ve mal güvenliğinin söz
konusu olduğu bir düzenlemede, kulaktan dolma veya duyma birtakım yanlış
argümanlarla, yalan yanlış malumatla eleştirmeyeceksiniz. Bize olan
saygınızdan değil vatandaşa olan saygınızdan bunu yapmayacaksınız."
"Temel felsefe, memleketi kim yönetecek sorusuna verilen cevaptır"
Ala, "İçişleri Bakanlığının Jandarma ve Sahil Güvenlik
komutanlıklarındaki atama yetkisiyle ilgili, buradaki temel felsefe
nedir?" sorusunu yanıtlarken de "Temel felsefe, memleketi kim yönetecek
sorusuna verilen cevaptır. Kim yönetecek memleketi, halk değil mi? Halk
nasıl yönetecek? Seçtikleri eliyle yönetecek" dedi.
Gelişmiş
demokrasiyi halkın yönetime daha çok katılımını sağlayarak, yönetim
üzerinde daha çok söz sahibi olmasını sağlayarak inşa edeceklerini dile
getiren Ala, "Bana bir tane gelişmiş Avrupa ülkesi gösterin ki
mesela siyasi iradenin dışındadır mekanizmalar, bu tür güvenlik
mekanizması. Yok" değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Birliği
İlerleme Raporu'ndaki bu konuya ilişkin reform önerilerine değinen Ala,
bunları düzenlediklerini kaydetti. Bakan Ala, sözlerine şöyle devam
etti:
"İlerleme Raporu'nda her sene eleştiri alıyoruz, muhalefet
çıkıyor, 'İlerleme Raporu'nda bu var, neden yapmıyorsunuz?' Peki
yapalım kardeşim. Yapıyoruz, 'Neden siz yetkiyi alıyorsunuz, valilere
veriyorsunuz, kendinize alıyorsunuz.' Şimdi Nasreddin Hoca'nın hikayesi
gibidir. Siyasette memnuniyetini esas alacağınız odağı çok iyi
belirlemeniz lazım. O bizim için halktır, geniş halk kesimleridir.
Bunları biz araştırmalarımızda gidiyoruz, görüşüyoruz, soruyoruz.
Onların memnuniyetini esas alıyoruz ve bunları yapıyoruz. Şimdi tabii ki
halk yönetecek, halk aracılığıyla yönetecek ve sivil idare ve irade,
Bakan, sivil idare, valiler, güvenlik hizmetinden sorumlu, asayişi
sağlamaktan sorumlu kişiler, kendileri adına iş yapan birimler üzerinde
gerek jandarma gerek sahil güvenlik gerek emniyet üzerinde tam yetkili
etkili, olmalıdır. Hesabı vermelidir, millet hesabı ona sormalıdır. Yani
hesap sorulduğu zaman ortada kalmamalıdır mesele. Sorumlusu belli
olmalıdır. O sorumlu da 'Yetkim yok, şöyle oldu, böyle oldu'
dememelidir."
Ala, etki, yetki, denetimin, hepsi bir arada, eş zamanlı ve çok alanlı olarak düzenlendiğini bildirdi.
"Yolumuza devam ediyoruz"
AA Editör Masası'nda gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Ala, Bank
Asya'nın yönetiminin TMSF'ye geçmesini nasıl değerlendirdiğinin
sorulması üzerine, Türkiye ekonomisinin, çok sağlam, dünyanın örnek
gösterdiği bir ekonomi olduğunu söyledi.
Enflasyon rakamlarının
güven verici olduğunu anlatan Ala, "Yolumuza devam ediyoruz. Ama
spesifik olarak bu tür konularda ilgili daireler, ilgili, sorumlu
ve yetkili mekanizmalar sürekli, gözetliyor, denetliyor, ortaya bir
problem çıktığında müdahale ediyor. Birlikte takip ediyoruz" dedi.
"Paralel yapının devlet içinde hala etkin olduğuna ilişkin yaygın bir
kanaat var. Paralel yapıyla mücadele konusunda bundan sonra atılacak
adımlar nelerdir? " sorusu üzerine Bakan Ala, devletin 78 milyon
olduğunu, Aristo'dan beri devletin "yurttaşlar topluluğu" olarak
tanımlandığını söyledi.
Bakan Ala, şunları kaydetti:
"Devleti 'Hazineden maaş alanlar' şeklinde tanımlarsanız, yanlış yola
girdiniz demektir. Oysa '78 milyon' diye tanımlarsanız ele
geçirilmeyecek bir şey olduğunu başından anlarsınız. Devlet, hizmet
edilecek bir mekanizmadır, ele geçirilecek bir yer değil. Oraya gider
hizmet edersiniz. Ama böyle bir hareket başlatıp, buna ulaşmak için de
çeşitli ahlak dışı, insaf dışı, kanun dışı yöntemlere başvurursanız, o
zaten kendiliğinden çökecek bir davranış biçimidir. Başarıya ulaşma
şansı hiç yoktur, olabilir mi böyle bir şey? 78 milyon seyredecek, bir
grup gelecek sandık mandık yok, meydanlarda hesap verme yok."
"Paralel yoldan ilerle, anayolu ele geçir"
Bir tasarı geçirdiklerinde dünyanın tartışmasının yaşandığını,
meydanlara çıkıp hesap verdiklerini anlatan Ala, "İnanılmaz bir
mekanizma var orada. Bu zorluklara girme, paralel yoldan ilerle.
İstanbul'da bir ana yollar bir de yandan kısa bir yollar vardır,
'mahalleli kullansın' diye. Oradan çık anayolu ele geçir, bu mümkün
değil. Böyle bir çaba olmuş mu, olmuş. Mesela dinlemeler. Akıl almaz
yetki verilmiş, 'suçlular varsa dinlensin' denmiş. Bütün milleti
dinlemişler, içinden belki suçlu çıkar diye" şeklinde konuştu.
Dinleme kararları
Jandarmanın yaptığı dinleme hariç, 2012 yılında, 506 bin 522, 2013'te
433 bin 887 dinleme kararı alındığını bildiren Ala, bir kişi hakkında
birden fazla dinleme kararı alınabildiğini, o yıl 250 bin kişinin
dinlendiğini kaydetti. Efkan Ala, şöyle devam etti:
"Bir karar
alınıyor ama onlarca insan, bu kişiyle konuşuyor. Onlar da dinleniyor.
Bir kişi yaklaşık 20 kişiyle konuşsa 5 milyon insan eder. Hedef
kitleler, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Anayasa
Mahkemesi, kuvvet komutanlıkları, bakanlıklar, MİT, Dışişleri, sivil
toplum örgütleri başkanları, çocukları, Diyanet İşleri Başkanlığı, iş
adamları, siyasi partiler il, ilçe teşkilatları, kamu bürokratları,
valiler, savcılar, ileri gelen iş adamları, gazeteciler... Yani akıl
almaz bir durum. Bunlar hep depolanmış, kimine şantaj yapılmış, kimine
tehdit götürülüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Mesela kanaat
önderleri, başka cemaatler, onların liderleri, önde gelenleri, böyle bir
yapı, bu kadar dinleme. Bunların bir kısmı da hiç karar alınmadan.
TİB'de TİB'de, jandarma, emniyet, onun üzerinden zaten hukuka aykırı
dinlemeler yapılıyor. Bir de onun üzerinden orada paralel bir hatla
emniyet istihbarata çekiyorlar ve oradan da artık araştırılıyor,
soruşturuluyor, yurt dışına mı nereye verildiyse uydu aracılığıyla başka
yerlere servisler yapılıyor. Şimdi onlar nerelere verilmişler,
soruşturuluyor. Orası da tamamen kayıtta yok. Öyle bir bağlantı var
ama devlet kayıtlarında yok."
Danimarka'dan cihaz
İçişleri Bakanı Ala, bu anlayışın yetmediğini, dinlemelerin yanı sıra
bir de izleme yapıldığını ve dinleme cihazı yerleştirildiğini
belirterek, şunları kaydetti:
"İzleme, dinleme cihazı
yerleştiriyorlar, devrin başbakanı değil, o anki Başbakanımızın odasına,
devletin parasıyla, bizim onlara devleti koruyun, teröre karşı devleti
koruyun, saldırılara karşı milleti ve devleti koruyun diye verdiğimiz
ödenekten. Gidiyorlar, Danimarka'dan yeni icat edilmiş, bir yere
yerleştirdiğiniz zaman -sonradan çıktı ki- orada gürültü bile olsa insan
sesini seçip alıyormuş, o tek yere satılmış, Emniyet İstihbarat
Dairesi'ne satılmış, hepsi çıktı ortaya. Gidiyorlar o firmadan
alıyorlar, getiriyorlar, burada Sayın Başbakan'ın odasına
yerleştiriyorlar, ofislerine. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bir
ülkenin başbakanını, 'yanında koruma' diye aldığınız adamlar dinlemeye
başlıyor. Neden dinliyorsun, ne adına yapıyorsun, sonra çıktı tabii ne
adına yaptıkları. Ne zamana başladıkları, nereye doğru gittikleri belli
oluyor. Ülkenin Genelkurmayını, Anayasa Mahkemesini, vatandaşlarını
nasıl dinlersin. Bunlarla mücadele ediliyor."
"3 bin 329 kişi emniyette soruşturuluyor"
Konuyla ilgili emniyetin içerisinde ve başka yerlerle ilgili soruşturma
açtıklarını kaydeden Ala, bu işleri organize edenlerin çoğunun emniyet
içerisinde bulunduğunu ifade etti.
Bakan Ala, emniyet içinde bu
süreçte yapılan soruşturmalar hakkında bilgi vererek, "Şu anki rakamlar
itibariyle 3 bin 329 kişi emniyette soruşturuluyor. 510 kişi görevden
uzaklaştırıldı. Bunlardan 251 kişi meslekten ihraç edildi. Şu anda
dosyası hazırlanmış ve gelmiş olan 776 kişi var, 'meslekten
çıkarılsın' diye talep edilen. Bin 860 kişiye de suç duyurusunda
bulunuldu" diye konuştu.
Denetim yapması gerekirken, göz yuman
yapmayanlara da disiplin cezası verildiğini, görevlerinden alındıklarını
ve başka yerlere verildiklerini anlatan Ala, şunları kaydetti:
"İstihbaratı, başka ülkelerin, devlet, millet güvenliğine yönelik
faaliyetlerin istihbaratını yapıp, hükümete getireceğine, hükümetin
istihbaratını başka yerlere servis edenlerin de yerleri değiştiriliyor.
Görevden alınıyorlar, alındılar. Bu ihanettir, casusluktur. Bu, bir akıl
dışı tutumdur ve bunların devlet içerisinde soruşturma mekanizmaları
var. Hem adli hem idari yönden soruşturmalar devam ediyor. Yaptıkça
çıkıyor, üzerine hassasiyetle gidiliyor. Gerçekten suç işlemiş olanlar
tespit edilip cezalandırılıyor."
"Yardım toplama haraca dönmüş"
Bakan Ala, yardım toplamanın haraç almaya dönüştüğünü de gördüklerini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Milletin yardımıyla ayakta durmaya çalışan yardım kuruluşu, yardım
kuruluşu olmaktan çıkıp da sektöre dönüşünce sektöre sermaye lazım,
sermaye yok. Kurban verecek bir tane, zamanında vermiş, sonra neler
duyuyoruz, 'ertesi ay 30 tane vereceksin'. Zorla, metazoriyle yardım
toplama, bizim literatürümüze de girdi. Bundan çok üzgünüm. Ahlakımız da
deformasyona uğratıldı. Bizim bir ahlaki yapımız, bir yardım
geleneğimiz vardı. Vakıflar, yardım kuruluşları dağıtmak için kurulur.
Toplamak için kurulur mu? Milletten bir müddet gönüllü topla, sonra da
sektöre dönüştür, ayakta tutmak için zorunlu toplamaya başla. Mesela, o
dinlemelerle şantaja başvuruyor daha fazla para almak için. Haraca
dönüşmüş yani. Erzurum'da mesela kuyumcular arasında bazı usulsüzlükler
tespit edilmiş. Bunlar devletin elemanı, açığa alındı polisler. Kendi
ait oldukları yere yardım yapanları mahkemeye göndermiyorlar,
yapmayanları mahkemeye gönderiyorlar. Böyle devlet sistemi olmaz. Hiç
yakışmaz. Hem toplumu hem devleti sıkıntıya sokan, gerçekten kodlarıyla
oynayan faaliyetler olmuş."
KPSS sorularının çalınması
Kamu Personeli Sınava sorularının çalınması örneğini de veren
Ala, milyonlarca insanın iş bulmak için girdiği sınavın sorularının
çalınarak, kendi gruplarına verildiğini söyledi.
"Onlar
kazanıyor, öbürleri sınava girmiş kaybetmiş oluyorlar. Bunun izah edilir
tarafı var mı?" diye soran Ala, bu iddiaların 2010 yılında ve
sonrasında vatandaşlar tarafından şikayet edildiğini kaydetti. Bakan
Ala, şöyle devam etti:
"Şikayetlerin gittiği savcı da yargı da
aynı yere mensup diyelim, kapatıyorlar birlikte. Kapatan da suç.
Anlamadıkları şey şu; bir devlette bir suç işlenmişse bunun mutlaka
faili vardır. Kapatan da suçlu olur. O zaman kapatılmış, kapatan yargı
mensupları hakkında da soruşturma devam ediyor. Kapatan güvenlik
birimleri hakkında da soruşturma devam ediyor. Onlarla işbirliği yapmış
olan sivil varsa, onlar hakkında da soruşturma devam ediyor. Artık
şirazesinden çıkmış, milyonlarca insanın girdiği sınavların soruları
çalınıp verilmiş ve öyle bir mekanizma ki anlı, şanlı, bölgesinde
bilinen, sürekli doğruluktan, dürüstlükten bahseden insanların
kardeşleri, akrabaları da yüzde 100 alıyorlar. Bütün soruları
yapıyorlar. Sonra o ortaya çıkıp da ikinci sınav yapılınca da o sınava
girmiyorlar. Fakat başka alanlarda sınavlara girmişler, o alanlardaki
sınavların sorularının çalındığı da şimdi tespit edildi. O soruşturma
devam ediyor. Oradan aldıkları puanlarla da işe girmişler. Yani
gerçekten mide bulandırıcı bir durumla karşı karşıyayız. Milletin hakkı,
hukuku. Biz bir şey yapmamış olsaydık bile Allah buna razı olmaz."
Soruların alınıp verildiği çocuklar veya o şekilde işe girenlerin de
huzurlu olmadığını söyleyen Ala, bu kişilerin, kendi başlarına
kaldıklarında vicdan azabı çekeceklerini söyledi.
Bakan Ala,
2010'dan bu yana yapılan sınavlar ve ÖSYM ile ilgili, adli ve idare
denetimin devam ettiğini hatırlatarak, bu denetimler sonuçlandıkça
davaların açılacağını, idari yönden de disiplin, meslekten çıkarma
cezalarının uygulanacağını kaydetti.
"Bugün bazı gazetelerde,
'polis memurlarının girdiği sınavlar için, Polis Akademisi'nce
hazırlanıp bakanlığa satılan soruların bazılarının hatalı olduğu ve
bunlarla üst üste sınav yapıldığı' iddiaları var. Bu konuyu nasıl
değerlendiriyorsunuz?" sorusuna, Ala, "Bu konu yeni olduğu için bir
bilgiye sahip değilim. Kasıt yoksa, hatalı durum tespit edilir
soruşturma sonunda. Yok kasıtlı olarak öyle verilmişse, o da tespit
edilir. Soruşturmanın sonucunu beklemek lazım" yanıtını verdi.
"Bu casusluktur, vatana ihanettir"
MİT tırlarının durdurulmasına değinen Ala, Türkiye'nin terörle
ilişkilendirilmeye çalışılmasını "ihanet" olarak nitelendirdi.
Türkiye'nin, Suriye politikasının önemli argümanlarından birisinin
Bayır-Bucak Türkmenleri olduğunu belirten Ala, şöyle devam etti:
"Oraya biz yardım gönderirken, aynı yapı tarafından tır durduruluyor,
kanunlara, geleneklere, devlet anlayışına aykırı. Türkiye'yi
güya oradaki teröristlere yardım ediyor anlayışıyla, bunu yayarak
Türkiye'yi zor duruma düşürmek amaçlanıyor. Bu bir ihanettir. Terör
uygulayan Esed değil de oradaki Bayır-Bucak Türkmenleri mi? Bu mu
vatan-millet? Bu nasıl bir ihanettir? Onun için devlet de gereğini
yapıyor. Orada, o işi yapanlar da görevden alındı, soruşturmalar açıldı,
davası da devam ediyor, ihanetten. Bu casusluktur, vatana ihanettir.
Soruşturma sonucunda da hepsi ortaya çıkıyor, çıkacak."
Gülen hakkındaki yakalama kararı
"Fethullah Gülen hakkındaki yakalama kararının, henüz Adalet
Bakanlığına ulaşmadığı belirtiliyor. Kırmızı bülten öncesi, difüzyon
dosyası hazırlanacağı haberleri var. Gülen'le ilgili kırmızı bülten ve
iade işlemleriyle ilgili yürüyecek süreç konusunda bilgi verir misiniz?"
sorusu üzerine Ala, bu konuyla ilgili iç ve uluslararası
mevzuatın, Amerika Birleşik Devletlerinin kendi uygulamasının olduğunu,
bunların hepsinin dikkate alındığı bir sürecin yürütüldüğünü söyledi.
Ala, Gülen'le ilgili kararın, Adalet Bakanlığından sonra İçişleri
Bakanlığına geleceğini, kendilerinin de prosedür, kanunlar ve mevzuatın
gerektirdiği süreci devam ettireceklerini belirtti.
"Belgeler gerçeği yansıtmıyor"
"Fethullah Gülen'in 1990'da aldığı yeşil pasaport, Erzurum Valiliği
tarafından yalan beyan ve usulsüz yöntemlerle alındığı tespitiyle iptal
edilmişti. Dışişleri Bakanlığı da pasaport iptalinin 26 Ocak'ta ABD
makamlarına iletildiğini açıkladı. Amerikalı hukukçular, Gülen için
benzer bir durumun, yeşil kart sürecinde de yaşanmış olması halinde,
kartın geri alınması ve sınır dışı sürecinin başlatılabileceğini
belirtiyor. Bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?" sorusu
üzerine Ala, pasaportun, çeşitli belgeler uydurularak alındığını tespit
eden Danıştayın, Valiliğin kararını doğru bulduğunu kaydetti.
Yeşil pasaport için belli memuriyet derecesi gerektiğini hatırlatan Ala,
"İlkokul mezunu Gülen, 1,5 sene okumuş, sonra dışarıdan vermiş
ilkokulu. Memuriyetten mi emekli olmuş, işçilikten mi emekli olmuş
bunlar tartışılmış kararda. Memuriyetten istifa etmiş, işçilikten emekli
olmuş ama orada memuriyetten emekli olmuş gibi gözüküyor. Çünkü
işçilikten emekli olunca zaten alamaz. Memuriyetten emekli olunca da
üçüncü dereceye inebilmesi için belli bir eğitim seviyesinde olması
lazım, o eğitim seviyesi de yok" diye konuştu.
Pasaporta ilişkin
belgelerin, kurumda nüshasının bulunmadığını belirten Efkan Ala, bu
haliyle belgelerin gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Yeşil kart
konusunda da ilgili bakanlıkların, bir hukuksuzluk varsa aynı şekilde
prosedürü işleteceğini anlatan Ala, bir yanlışlık varsa gereğinin
yapılacağını dile getirdi.
"İstihbarat örgütü müsün sen?"
Ala, "Gizli tanıkların paralel yapıya bağlı polislerce
yönlendirildiğine ilişkin haberler var. Bu konuda bilgi verebilir
misiniz?" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Zaman zaman bu tür şikayet
dilekçeleri geliyor, soruşturma açılıyor. O soruşturmalar sonucunda
ortaya gerçeğin çıkması önemli. O gerçek ortaya çıkınca, gereği
yapılıyor. Adliyeye gönderilecekse gönderilir, idari ceza verilecekse
veriliyor. Bu tür soruşturmalar da var, gizli tanıklara yönlendirme
yapıldığına yönelik. Ama soruşturmanın sonucu belirleyecek ne kadarı
gerçek, ne kadarı değil."
Efkan Ala, "Kamu görevlileri arasında,
paralel yapıyla ilgili itirafçı pozisyonunda olan var mı? Bunlarla
ilgili bir pişmanlık düzenlemesi yapılacak mı?" sorusuna şu karşılığı
verdi:
"Var tabii, başvuruda bulunuyorlar. Bunların bir kısmı
neyin, nasıl bir yapının içerisinde olduğunu sonradan fark ediyor.
Dikkat ederseniz taban da şaşkın vaziyette izliyor, 'Ne oluyor', bir
kısmı en azından... Bir yapının -cemaat diye tanımlarsanız- eğer örgüte
dönüşmemişse dinlemeyle ne işi olur dinlemeyle, Başbakanla, MİT'i
dinlemeyle? Oslo görüşmelerini başka ülkenin istihbaratı buraya veriyor,
burası sızdırıyor. Çözüm Süreci'ni engellemeyle ne işi olabilir?
İnsanlardan şantajla para toplamayla ne işi olabilir? Böyle bir şeyler
olamaz. Tırı durdurmayla, dinlemeyle, MİT'le, istihbaratla... İstihbarat
örgütü müsün sen? Senin istihbaratla falan ne işin olur? Zaten millet
buna şaşırdı. Böyle bir şey görülmüş değil. Onun için bu başka bir şey,
kendilerine anlatılandan başka bir şey olduğu orada da tartışmaya
başlandı.
Gerçekten bu işten haberdar olmayan, bulaşmamış
olanların hiç olmazsa oralardan ayrılmasını sağlayacak bir dil
kullanıldığında, topyekun saldırıya geçiyorlar, üstteki o grup. 'Aman
kimse buradan gitmesin' diye. İyi niyetlerle, gerçekten yardım yapayım,
memlekete faydam olsun diye burada bulunmuş olanlara söylüyorum, vakit
geçirmeksizin, behemehal bu tür şeylerden ayrılın, kendinize
dönün. Artık görelim, olup biteni görmemek mümkün değil. Hiç başka
gerekçeye gerek yok. Ne işi olabilir bu tür işlerle? Bu konularla ne
işiniz olur sizin? O soruyu sorsalar yeterli."
Erdoğan'ın ofisinin dinlenmesi
"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde, ofisinde
dinlenmesiyle ilgili 'böcek' davasının ikinci duruşması bugün
yapılıyor. Hakkında yakalama kararı bulunan beş emniyet görevlisi ile
ilgili son durum nedir? Yurt dışına kaçtıkları ifade ediliyor, bu konuda
bir kırmızı bülten çalışması var mı?" sorusu üzerine, Ala, şu yanıtı
verdi:
"Var tabii. Hem kırmızı bülten çalışması var hem de yurt
dışına gittiklerine dair bilgimiz de var. Daha ötesi nerede olduklarına
dair de var. Biz Türkiye Cumhuriyeti'nden bahsediyoruz. Bir sorunu
ciddiyetle ele aldığı zaman çözüm kapasitesi Allah'ın izniyle birçok
sorunun üstesinden gelmeye yeter. Hele hele milletin desteğini de
almışsa bir yönetim, o birçok sorunu çözer. Onlar artık tespitlidir.
Buralarda kararlar oluşturulur, ondan sonra da onlar bulunur, getirilir.
Nereye kaçılacak ilanihaye. Sonuçta yeryüzü küresindeyiz."
"Uyuşturucuyla mücadelede ciddi tedbirler alındı"
Uyuşturucu
mücadeleyle ilgili yeni düzenlemelere ilişkin soru üzerine Ala,
muhalefet partilerin bunlara da karşı çıktığını belirtti.
Bu
durumun kendisine İsmet Özel'in, "Waldo Sen Neden Burada Değilsin"
kitabını hatırlattığını ifade eden Bakan Ala, "Muhalefete diyorum: 'Siz
niye burada değilsiniz, niye bizimle beraber değilsiniz. İyi ki böyle
oluyor, bunları düzenliyorsunuz' diye bu işe sahip çıkmıyorsun. Senin
olman gereken yer benim yanım. Benim yanımda olman lazım" görüşünü
paylaştı.
Uyuşturucuyla ilgili ciddi tedbirler aldıklarını dile
getiren Ala, Narkotim Projesi'nin hayata geçirildiğini hatırlattı. Bu
projeden önce Adana'da uyuşturucuyla mücadele kapsamında "satıcı" diye
bir ayda 3 kişinin gözaltına alındığını belirten Ala, Narkotimlerin
devreye girmesinin ardından ertesi ay bu sayının 103'e çıktığını
vurguladı.
"Yakalananlar 'kullanıcıyız' diyor"
Dünyanın mücadele içinde olduğu büyük bir sorunla karşı karşıya olduklarını belirten Ala, şunları söyledi:
"Eskiden transit yani bir takım kaçakçılar, mafya karayollarımızdan,
denizlerimizden bunun ticaretini yapar biz de engellemeye çalışırdık.
Şimdi, Allah muhafaza, hedef ülke haline de getiriyorlar ülkemizi. Biz
çocuklarımızı, gençlerimizi, insanımızı bu illete karşı korumak
zorundayız. Kanunların boşluğundan yararlanarak adına, bir takım
sentetik şeyler söylüyorlar. Uyuşturucu, eroin çok tabii tepki topluyor,
başka isimler uyduruyorlar. Bunun ticaretini yapıyorlar, çocuklarımızı
zehirlemeye çalışıyorlar. Bunun için önlemler alıyoruz. Bu yasa da da
getirdiğimiz şey. Bir: Öyle 'bonzai' diyerek hafifletemezsiniz. Bu bir
eroin, cezası neyse bunun cezası da o dur. Bu cezayı çok artırıyoruz.
'Eroin neyse bonzai odur' diyoruz. İki: bunların satıcısı var,
kullanıcısı var. Satıcı olunca cezası ağır, kullanıcı olunca, biraz
hastalık, tedaviye de ihtiyaç duyduğu için daha hafif ceza oluyor diye
yakalananlar, 'kullanıcıyız' diyorlar. Hafif cezayla kurtuluyorlar. Biz
burada şu düzenlemeyi yapıyoruz: okulların etrafında, 200 metre
civarında, camilerin, kışlaların, yurtların böyle yerlerin etrafında,
gençlerimizin yoğunlukta bulunduğu, öbürlerinde yine mücadele edilecek
de bunların etrafında 200 metre içinde yakalandığında, öyle 'kullanıcı',
'satıcı' ayrımı yok. Doğrudan satıcı muamelesi göreceksin."
Bu
kişilerin doğrudan en ağır cezayı alacağını, yakalanıp götürüleceğini
ifade eden Ala "Oralarda göz açtırmayacağız. Bunun yapıyoruz, yapacağız,
burada da daha ciddi tedbirler getiriyoruz ve alacağız bu tedbirleri.
Yani vatandaşlarımızı, gençlerimizi bu illete karşı hassasiyetle korumak
zorundayız" diye konuştu.
Bununla ilgili düzenlemeleri
yaptıklarını belirten Ala, temel hedeflerinin bunu Türkiye'nin
gündeminden çıkarmak olduğunu vurguladı. Bakan Ala, şöyle devam etti:
"Bunun 'mesela'sına bile tahammül göstermek istemiyoruz. Bunun
tartışılacak, konuşulacak, eleştirilecek yeri bile yok. Bunlara karşı
çıkanlar milletin içine çıkamaz. Millet onları gerçekten sandıkta öyle
bir dersle sıygaya çeker ki bir daha unutamazlar onu."
Personel piramidi
"İç Güvenlik Paketi" ile polis akademisi ve okullarının kapatılmasının
öngörüldüğü hatırlatılarak, personel sıkıntısının yaşanmaması için
alınacak tedbirlerin sorulması üzerine Ala, amir sınıfı personelinin
durumu gösteren personel piramidini göstererek konuyla ilgili bilgi
verdi.
Buna göre, şu anda 6 bin 679 komiser yardımcısı, 2 bin
174 komiser, bin 55 başkomiser, 2 bin 735 emniyet amiri, 2 bin 437
dördüncü sınıf emniyet müdürü, 2 bin 164 üçüncü sınıf emniyet müdürü,
684 ikinci sınıf emniyet müdürü, bin 754 birinci sınıf emniyet müdürü ve
16, 1/1 sınıf emniyet müdürünün bulunuyor.
Düzenlemenin
ardından 12 bin 500 komiser yardımcısı, 10 bin 21 komiser, 7 bin 516
başkomiser, 2 bin 402 emniyet amiri, 2 bin 273 dördüncü sınıf emniyet
müdürü, 2 bin 15 üçüncü sınıf emniyet müdürü, 879 ikinci sınıf emniyet
müdürü ile 646 birinci sınıf emniyet müdürü olması planlanıyor.
"Kabul edilebilir bir durum değil"
İhtiyaç olan birinci sınıf emniyet müdürü sayısından üç katı fazla söz
personelin bulunduğunu dile getiren Bakan Ala, " 81 ilimiz var, 81
emniyet müdürüne ihtiyacımız var. Müfettiş, daire başkanlarını koyalım
646 kişiye ihtiyacımız var. Bizde var, bin 754 kişi. Bu kabul edilebilir
bir durum değil, sürdürülebilir bir durum değil" diye konuştu.
Ala, komiser, komiser yardımcısı, başkomiserlerden ise ihtiyaç olanın
üçte birinin bulunduğuna dikkati çekerek, "Üstte üç katı altta üçte biri
kadar" ifadesini kullandı. Bakan Ala şunları kaydetti:
"7 bin
500 başkomiser olması lazımken, sizin bin civarında başkomiseriniz
varsa, bu şu demek: Sahada yoksunuz. Çünkü, başkomiser, komiser, komiser
yardımcısı sahada iş yapan insan demek. Böyle bir şey olabilir mi? Bunu
düzeltecek düzenlemeler yapıyoruz. Burada müdürlerin ihtiyacı dikkate
alınarak yapılmış, kurulmuş bir sistem var. Biz oysa vatandaşın güvenlik
ihtiyacı dikkate alınarak bir sisteme ihtiyaç olduğunu düşünüyor ve onu
yapıyoruz. Yani sokakta komisere, başkomisere, komiser yardımcısına,
polise ihtiyacımız var ve bunların da her sene sınavlarını açacağız. Her
sene birkaç sınavla polis, komiser yardımcısı, komiser alacağız."
Polis kolejlerinden birinin kaldığını, diğerlerinin kendisinden önceki
dönemlerde kapatıldığını hatırlatan Ala, "Çünkü bunların açıldığı zaman
bir fonksiyon icra etmişler ama görüldü ki böyle çocuğu ta ortaokuldan
alıp üniversiteye kadar, üniversite dahil herhangi bir mesleğe mensup
olarak yetiştirirseniz onun toplumla intibakında, ilişkisinde problemler
ortaya çıkmaya başlıyor. Oysa güvenlik hizmeti, jandarma, polis bunlar
halkla sürekli iç içe olan meslekler" diye konuştu.
"Bizim bin 800 ilimiz yok ki"
Bu konudaki dünyadaki eğilimin de bu yönde olduğunu belirten Bakan Ala, şunları kaydetti:
"Şimdi her ilimizde üniversite var. Her ilimizde, ilçemizde lise var.
Oralardan mezun olanları alacağız, onları eğitip, onlara polislik eğitim
verip, sisteme sokacağız. Şu anda zaten yüzde 80'inden fazlası bu
şekilde alınıyor. Çok az bir kısmı, toplamı 2 bin kişi, her sınıfta
olan. Mezuniyeti çok daha az ama bütün işimizi oraya odaklıyoruz, gerek
yok. Yaygın eğitim merkezleri ve yönetici sınıfının eğitimi, hizmet içi
eğitim, alacağız onları, onlar kendi içlerinde hem görevlerini yaparken
hizmet içi eğitimlerle devam edecekler ve önemli bir şey getiriyoruz. O
da şu: terfi sırası gelen terfi etmeyecek, süresi dolan terfi etmeyecek,
böyle bir şey yok. Bizim ihtiyacımız kadar olan kısmı, yani 'şu kadar
ihtiyaç var, bu kadar emniyet müdürü olabilir' diyeceğiz, en başarılı
kimlerse onlar olacaklar. Yoksa her süresi dolan, sırası gelen, 'müdür
olayım' derse işte bu hale geliyor. Hayır, biz ülkede vergi veriyoruz,
iş yapıyoruz. 'Şu kadar müdüre ihtiyaç var' diyeceğiz, o kadar müdür
olacak. Sistem tepesinin üzerinde duruyor, ayaklarının üzerine
çevrilecek."
Yeni düzenlemenin "atanamayan müdür" diye bir
sorunu ortaya çıkarıp çıkarmayacağının sorulması üzerine Bakan Ala,
"Şimdi var aslında. Niye biliyor musunuz? Birinci sınıfa insanları
yükseltiyorsunuz, 600 ihtiyacınız var, bin 800 kişi onların hepsi
atanamayan müdür şimdi, hepsi uğraşıyor şimdi, haklı. Müdür yapmışsınız
iş yok. Bizim bin 800 ilimiz yok ki" diye konuştu. Bakan Ala, "Terfi
ettirmişsiniz insanı ve iş veremiyorsunuz. Çok başarılısınız, 'şurada
oturun' diyorsunuz. Bu sistem devam eder mi? Niye etsin, insana da
yazık" diye konuştu.
"Ne kadar ihtiyacımız varsa o kadar terfi edecek"
Türk Silahlı Kuvvetlerindeki gibi kadrosuzluktan emeklilik
uygulamasının hayata geçirilip geçirilmeyeceğinin sorulması üzerine Ala,
şu yanıtı verdi:
"Şu anda bu getirdiğimiz de bu var. Fakat bu
belli bir dönem için devam eder, ondan sonra 'bu sürekli böyle devam
etmesin' diye bu geçici tedbir olarak var. Ama 'sürekli olarak devam
etmesin' diye getirdiğimiz tedbir şu: Ne kadar müdüre ihtiyacımız varsa o
kadar terfi edecek. Terfi etti, idarede bir kural vardır, 'kişi
başarısız olacağı yere kadar yükselir'. Terfi etti ama o işi iyi
yapamıyor. İşte onu oradan alırsınız, emekli edersiniz, veyahut başka
yerde görevlendirirsiniz. O zaman yerine bir kişi daha terfi eder. Yani
sistemi gerçekten ihtiyacımıza göre dizayn ediyoruz. Bu tür adres belli
oldu mu, işte şimdi soruşturmalar var mesela orada. 2010'dan beri,
bütününde savcılık, idari, adli soruşturmalar var, sorular iddialar,
biri gidiyor, biri geliyor. 'Sorular çalınmış, sorular verilmiş, sorular
şöyle olmuş'. Adres belli oldu mu, bu tür gerçek ya da sanal dedikodusu
ya da gerçeği de olabiliyor, oluyor, bunları da ortadan
kaldıracaksınız. Eski Türkiye değil, her yerde üniversite var, her türlü
fakülte var."
Ala, 2010'dan sonraki sınavlarla ilgili
araştırmanın olup olmadığını sorulması üzerine, "Soruşturma devam
ediyor, sürüyor. Hem adli hem idari olarak. Çünkü başvurular var,
iddialar var ve her senesi için soruşturma devam ediyor" karşılığını
veriyor.
Şikayetlerin aileler tarafından mı yapıldığının
sorulması üzerine Ala, "Var, tabii. Aileler tarafından da var, o işin
içinde o zaman öyle olmuş, ihbarda bulunanlar da değerlendirme yapanlar
da dava açanlar da açılmış olanın kapatılmış olanı var. Onlar yeniden
açıldı, devam ediyor" dedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder