Başbakan Davutoğlu TRT'de soruları cevapladı
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Başbakan'la Özel Yayın"da TRT Haber ve Spor Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör'ün sorularını cevapladı.
11 Şubat 2015 Çarşamba
Başbakan Ahmet Davutoğlu, TRT
Haber'de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin değerlendirmeler
yaptı. En öncelikli konularından birinin Çözüm Süreci olduğunu belirten
Davutoğlu, sürecin toplumsal birlik ve toplumu geleceğe hazırlamak
bakımından büyük önem taşıdığını söyledi.
Toplumsal birliğin zemininin kuvvetlenmesi ve demokratik alanın
güçlendirilmesi gerektiğine işaret eden Davutoğlu, "Çözüm Süreci ile bir
taraftan kültürel sosyal dokuyu pekiştirmeyi düşünürken diğer taraftan
da Türkiye'de şiddet dilinin, şiddet kültürünün silahlar ve terör
üzerinden konuşarak bir sonuç elde edilmeye dayalı anlayışın tümüyle
bütün bu süreçlerin dışına itilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani
demokratik siyasetin gereği yapılmalı" diye konuştu.
Çözüm Süreci'nde herkesin görüşünü ifade edebilmesi gerektiğine
dikkati çeken Davutoğlu, "Ama kimse de kendi siyasi düşüncesini şiddet
kullanarak empoze etmeye kalkmamalı" ifadesini kullandı.
Davutoğlu, 2013 Nevruz'unda ivme kazanan Çözüm Süreci'nin iyiliği
veya özgünlüğünün tamamıyla yerli ve bu ülkenin aktörleri arasında
yürütülen müzakere, görüşme ve istişarelerle yürütülmesinden
kaynaklandığını anlattı. Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Çok önemli bir aşamadayken, tüm silahlı unsurların yurtdışına
çıkması beklenirken Gezi provokasyonu oldu. Daha sonra yine birçok
provokasyonlarla karşılaşıldı. Yani Çözüm Süreci'nin olmasını isteyen
kadar olmaması için çaba sarf eden taraflar da var. Hem içeride hem
dışarıda. Olmasını isteyen taraf, ben şimdi bütün Anadolu'yu geziyorum,
Diyarbakır'da sıradan sokaktaki bir vatandaşımız, İzmir'deki ile aslında
aynı hissi taşıyor. Kongrelerde de bunu görüyorum. Toplumsal destek çok
kuvvetli. Yaptığımız bütün anketlerde Çözüm Süreci'ne destek de var,
başarılması halinde çok önemli bir aşamanın geçileceğine dair güçlü bir
inanç da var. Dolayısıyla bu konuda hiç tereddüt yok, toplumsal destek
çok güçlü. İki yıldır çok ciddi bir çatışma ortamı, yani 'Anneler
ağlamasın' dediğimiz şekilde, yüreklere ateş düşmeyen bir dönem yaşanmış
olması önemli, yaklaşık iki yıla yakın. Tabii zor süreçler geçti."
"Herkesin üzerine düşeni yapması lazım"
Davutoğlu, Çözüm Süreci'ne en kritik darbe olabilecek
gelişmelerin 6-7 Ekim olayları sebebiyle yaşandığını
vurgulayarak "Tekrar bir şiddet ve terör estirerek bütün bu süreci bir
anlamda ta en başına döndürecek, sıfırlayacak birkaç günlük stresli
dönem yaşandı. Biz, hükümet kanadı olarak 2013 Nevruz'unda, Mart'ında
neredeysek şimdi aynı yerdeyiz, ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyoruz"
değerlendirmesinde bulundu.
Çözüm Süreci Kurulu'nu 15 günde bir topladıklarını aktaran
Davutoğlu, Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda olağanüstü hamleler
yaptıklarını bildirdi. Kamu düzeninin olmadığı hiçbir yerde çözüm veya
herhangi bir konunun ele alınamayacağını dile getiren Davutoğlu, Çözüm
Süreci'ne destek veren bütün aktörlerin toplumsal tabanının
güçlendirilmesi gerektiğini de vurguladı. Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Son günlerde bu anlamda ciddi bir ivme var. Ümit ederiz önümüzdeki
günlerde bunun kıymeti doğru anlaşılır. Tabii biz, hükümet olarak zaten
kurulları işleterek irademizin gücünü ortaya koyuyoruz. Bizim tarafta
açık söylemek gerek, çok güçlü bir irade var. Muhataplarımız anlamında
toplumun bütün kesimlerini muhatap görüyoruz. Burada herkesin üzerine
düşeni yapması lazım. Herkes üzerine düşeni yapmalı derken kastettiğimiz
temel husus da kimsenin tek taraflı açıklamalarla, emrivakilerle ya da
'şu süreç şöyle işleyecek, yok bu olmazsa olmaz' olmazsa olmaz şartlı
refleksle yürümemesi lazım. Çözüm Süreci her şeyden önce terör, şiddet
ve silahlı bir mücadele yönteminin terk edilmesi anlamına gelir.
Demokratik siyaset içinde her şey konuşulur. Herkes özgürce konuşabilir
ama bunun öncelikli olarak atılması gereken adımı Türkiye'de silahlı
mücadeleyi kendilerince öngören tarafın kesinlikle bu yöntemi terk
ettiklerini ifade etmeleridir."
"Halkın iradesinin sandığa yansıma büyük önem taşıyor"
Davutoğlu, "Silah bırakma konusunda bir direnç mi var" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Bunun olmasını istemeyenler var. Olmasını isteyen taraflar olduğu
kadar olmasını istemeyenler de var çünkü eğer eller tetikteyse her an
provokasyona hazır demektir ortam. Şimdi Türkiye kamu düzeninin olduğu
ve HDP milletvekilleri itibarıyla de söylüyorum seçimlerle iş başına
gelen bütün milletvekillerinin her türlü görüşü açıkça serdedebildiği
bir ülke. Hiçbir sınır, kayıt, yasak bu anlamda yok. Her şey
konuşulabiliyor. Bu ortamda özellikle de seçime giderken halkın
iradesinin sandığa yansıma büyük önem taşıyor ve böylesi bir baskı
ortamının, çatışma ortamının yani 6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi
şehirlerimizde büyük bir travmaya sebebiyet verecek ortamın doğmaması
önemli. Doğmaması yetmez bunun bir daha gündemde olmayacak şekilde güçlü
irade sergilenmesi önemli. Bu da silahların terk edilmesi ve bu
çerçevede her şeyin hukuk içinde legalite içinde yapılıyor olması, bu
noktada adımlar atıldı mı her konu tartışılır, her çerçeve üzerinde
konuşulur. Bu yönde de güçlü bir trend, ivme olduğu kanaatindeyim."
Çözüm Süreci Kurulu'nu dün tekrar konuştuklarını, bu kurullarda
görevi belirsiz kimse olmadığını anlatan Davutoğlu, 15 günde bir kimin
ne yaptığını bizzat dinlediğini, süreci böyle yönettiklerini aktardı.
Davutoğlu, "Herhangi bir yerde güvenlik sıkıntısı varsa Çözüm Süreci'ni
olumsuz etkileyecek provokasyon varsa bunların ortadan kaldırılması,
İçişleri Bakanımızın, MİT Müsteşarlığımızın görevidir, istihbari olarak
yürütülen çalışmalar" dedi.
"Siyasetin normalleşmesi adına söylüyoruz"
Siyasal anlamda Başbakan Yardımcısı Akdoğan'ın HDP ile yürüttüğü
görüşmeler olduğunu belirten Davutoğlu, HDP dışındaki aktörler ile
yürütülen görüşmeleri de Başbakan Yardımcısı Arınç'ın sürdürdüğünü
hatırlattı. Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Hepsinin koordinasyonunu da biz 15 günde bir araya gelip yapıyoruz.
İrademiz güçlü, neyin yapılacağı konusunda net bir tutumumuz var.
Önemli olan herkesin üzerine düşeni yapması. 2013 Nevruz'unda verilen
sözün getirilmesi, biz bunu bekliyoruz. 2013 Nevruz'unda verilen söz,
Mart'ında, 2015'te Türkiye'de silahlı unsurların çekilmesi ve daha sonra
silahlı yöntemlere bir son verilmesi, bunu bekliyoruz ve bunu da bir
sürecin ana unsuru, ana ekseni olarak görüyoruz. Aksi takdirde eğer bir
silahlı mücadele yürüyecekse devlet bu konuda kendisine bir taraf ya da
şerit kabul etmez ama konuşacaksak birlikte bir yola gideceksek ki Sayın
Demirtaş'ın cumhurbaşkanlığı seçiminde kullandığı dil doğru dildi. Ben,
kendisine de o dil dolayısıyla beni ziyarete geldiğinde, tebriklerimi
ilettim. 'Bu dili sürdürün' demiştim. Ama Kobani'de kullandığı dil, bir
şiddet diliydi, tahrik diliydi. Eğer o olmamış olsaydı muhtemelen bugün
geldiğimiz noktaya Ekim ayının sonlarında gelmiş olurduk ve şu anda da
çok daha ileri aşamada olabilirdik ama o tahrik dili ve kamu düzenine
meydan okuyan dil, bugün Kılıçdaroğlu'nun da kullandığı dil ile aynı
dil. O dile kapılmamak lazım.
Hukuk düzeni içinde herkes görüşünü serdeder ama halkın huzurunu
bozacak hiçbir şeye, açık ve net söylüyorum, fırsat vermeyiz. Bu konuda
atılacak adımlarda da ihmal göstermeyiz. Daha sonra tekrar HDP'nin son
tartışmalarda değişik toplum kesimlerine açılma çabası var. bunlar
güzel, herkesin normalleşmesi lazım. Ben HDP'nin Türkiye'nin her yerinde
siyaset yapmasını savunurum, MHP'nin de her yerde siyaset yapmasını
savunurum. Bazen üzerimize çok gelindiğinde Sayın Bahçeli'ye, MHP'ye,
'Doğuya da gidin' dediğimizde aslında siyasetin normalleşmesi adına
söylüyoruz. Bir şekilde onu zor duruma sokmak için değil."
Herkesin her yerde siyaset yapması ve her düşünceyi ifade etmesi
gerektiğini ifade eden Davutoğlu, Türkiye'de bunu yapan tek partinin AK
Parti olduğunu söyledi.
AK Parti'nin toplumsal dokuda karşılığının ve bütünlüğünün olduğunu
anlatan Davutoğlu, Meclis'teki grup konuşmasında da Türkiye'nin dört bir
yanından gelenleri gördüğünü, her partinin de toplumun bütün
kesimlerini kuşatan bir dil ve yöntem geliştirmesi gerektiğini dile
getirdi.
HDP'nin önünde toplumun bütününü kucaklamak gibi bir imkanın
bulunduğu gibi bir yol ayrımının da olduğunu vurgulayan Davutoğlu,
şunları kaydetti:
"Ya silah, terör, şiddet ve buna dayalı dil ya da siyaset, barışçıl
yöntemler. Gayet medeni bir şekilde yarış, gerektirdiğinde eleştiri ama
hiçbir zaman şiddet değil. İşte bu yol ayrımında olduklarını görüyorum
karşı tarafın. Bu yol ayrımında doğru karar verirlerse Çözüm Süreci
kendileri için de ülke için de bütün Ortadoğu bölgesi için de çok güzel
noktalanır. Bu yol ayrımında provokatörlere, dışarıdan gelinip
kulaklarına fısıldanan bazı şeylere, bunları bilerek söylüyorum. Yani
dışarıdan birtakım unsurların kulaklarına fısıldadığı şeylerle hareket
etmeye kalkarlarsa olmaz."
"Silah karşısında devletin geri adım atacağını kimse düşünmemeli"
Anadolu halkının tamamının Çanakkale'de direndiğini, İstiklal
Savaşı'nı yaptığını, 1950'de demokrasi mücadelesine giriştiğini, 27
Mayıs'ta, 12 Eylül'de ve 28 Şubat'ta acı çektiğini söyleyen Davutoğlu,
"Yaşanan acıları bitirecek şey çözümünün demokrasi ve barış olduğuna
inanmak. Bugün HDP'nin, İmralı'nın bütün o birleşen tarafların karar
vermesi gereken nokta bu. Demokratik siyasi mücadeleye dönüşecekler mi
ve buradan mı yürüyecekler, yoksa çağ dışı 70'li 80'li yıllarda kalmış,
bugünde o günlerden kalma yöntemlerle Suriye'yi Irak'ı kana boyamış
silahlı yöntemlerle mi? Silahlı yöntemin karşısında devletin geri adım
atacağını kimse düşünmemeli" diye konuştu.
"Paket tümüyle bize sunulduğu gibi geçmedi"
Davutoğlu, İç Güvenlik Paketi'ni eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal
Kılıçdaroğlu'nun 6-7 Ekim olayları sırasında hem tahrikte bulunduğunu
hem de "nerede devlet" diye sorduğunu, yine paketi eleştiren MHP Genel
Başkanı Devlet Bahçeli'nin o dönem olayları eleştirdiğini ama bugün
terör yanlılarıyla neredeyse aynı safta yer aldığını savunarak şöyle
devam etti:
"Eğer 6-7 Ekim olaylarının acı hatıraları yaşanmamış olsaydı bugün
bu paket burada olmazdı. Gezi olaylarındaki bazı provokasyonlar
yaşanmamış olsaydı bu paket burada olmazdı. Peki bu paket burada diye,
bu tecrübelerden hareketle demokrasiden bir sapma var mı? Hayır.
Diyorlar ki 'Davutoğlu ne kadar haberdar.' Ben paketin her bir
cümlesinin yazımında bulundum, her bir virgülü biliyorum. Bakanlar
Kurulunda saatlerce, İçişleri Bakanlığına bizzat giderek saatlerce
brifing aldım tek tek. Emin olmamış olsam olmadığım yeri de çıkarttım. O
paket tümüyle bize sunulduğu gibi de geçmedi. Düzenlemeleri hepsini tek
tek ele aldık. Hepsinde mutlaka bir Avrupa Birliği ülkesinin ve
demokratik standartlardaki bir uygulamanın karşılığı olan referans
istedik."
"Birbiriyle birleşemeyen aktörler, hükümete karşı birleşiyor"-
Molotofkokteyli kullanımıyla ilgili bazı ülkelerde müebbete kadar
verilen cezaların olduğuna, gözaltıyla ilgili kitlesel olaylarda da 2
günden az olmayan sürelerin bulunduğuna dikkati çeken Davutoğlu, yaşanan
şiddet olaylarını anımsatarak muhalefetin istemesi durumunda bu
olaylara dair görüntüleri Meclis'te gösterebileceklerini bildirdi.
CHP, HDP ve MHP'nin son günlerde aynı dili kullandığını belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"HDP yıllardır bu millete JİTEM'i referansla birçok olayı
anlattılar. Bugün Silahlı Kuvvetlerimizin sivil asker ilişkisi mükemmel
seviyede. Bugün, güvenlik toplantısı yaptım, Genelkurmay Başkanımız,
Jandarma Komutanımız, Kara Kuvvetleri Komutanımızla bütün güvenlik
konuları ele aldık. Çok mükemmel işleyişi var. Madem geçmişte jandarmaya
JİTEM üzerinden bir eleştiri getiriyordunuz. Şimdi bu paket jandarmayı
sivil otorite olan İçişleri Bakanlığına daha da güçlü bir bağla
bağlayacak. Buna niye karşı çıkıyorsunuz? Mesele bu değil, mesele bazı
unsurlar için söylüyorum bir kaos ortamının içinde hükümette karşı bir
cephe oluşturmak. Birbiriyle birleşemeyen aktörler, hükümete karşı
birleşiyor."
"Eleştiriye karşı değiliz"
İç Güvenlik Paketi'ne ilişkin tasarıyla ilgili bir soru üzerine
Davutoğlu, "İç güvenlik reformuyla elde etmek istediğimiz şey bir daha
bu ülkede hiçbir şehrimizde 6-7 Ekim benzeri görüntüler olmasın. Hukuk
düzeni içinde herkes gösterisini yapabilsin, fikrini açıklayabilsin"
yanıtını verdi.
Pazar günü Kadıköy'de hükümete sert eleştiriler yönelten bir gösteri
yapıldığını dile getiren Davutoğlu, ancak gösteride hiçbir gerilimin de
olmadığını hatırlattı ve "Biz eleştiriye karşı değiliz. Biz fikir ifade
etmeye karşı değil, aksine teşvik de ediyoruz. Keşke fikir üretse
Kılıçdaroğlu'nu da dinlesek ve istifade etsek. Ama fikir üretmiyor ki
hakaret üretiyor, şiddet üretiyor, tahrik üretiyor. Dolayısıyla
özgürlüklerin korunması güvenlikle birlikte olur" diye konuştu.
İç Güvenlik Reformu'nun bu hafta TBMM'de görüşülmemesine de açıklık
getiren Davutoğlu, bu hafta uluslararası sözleşmelerin gündemde olduğunu
belirterek, şunları kaydetti:
"Dün grupta da söyledim. Bir hafta içinde herkes de düşünsün ama
şunu beklemesin kimse bizden. Gelecek hafta Pazartesi'den Salı'dan
itibaren bu reform gündemde olacaktır. Türkiye, seçime giderken
güvenliğinden taviz vererek gidemez. Seçim sandık güvenliği teminat
altına alınacaktır. Hiçbir tahrik ve provokasyona izin vermeyeceğiz ama
özgürlüklerin de en geniş anlamda kullanılmasını teminatı olacağız."
Gecikmenin sebebinin bu reformla ilgili herhangi bir şekilde bir
belirsizlik ortamına girilmesi olmadığını bildiren Davutoğlu, acil
çıkacak Askeri Kanunlarda Değişiklik Tasarısı, uluslararası sözleşmeler
ve gensorunun bu hafta görüşüleceğini ifade etti. Davutoğlu, "Gelecek
hafta inşallah şiddet ve Meclis'e olumsuz görüntüler yansımayacağını
ümit ediyorum, öyle çağrılar yapıyorlar çünkü. Ama normal. Meclis kendi
vakarına yakışır şekilde inşallah bu reformu da gerçekleştirecek" diye
konuştu.
"Kanaatimi açıkladım ama yorumla yansıtmışlar"
Hakan Fidan'ın görevinden istifa etmesine ilişkin bugün basına
yansıyan haberlerin anımsatılması üzerine Davutoğlu, basına yansıyan
değerlendirmeleri konusuna açıklık getirmek istediğini belirterek, "Beni
tanıyanlar bilir. Ben hiçbir zaman ayak üstü açıklama yapmam. Mutlaka
planlanmış bir şekilde açıklama yaparım. Önceden ilan edilir. Özellikle
de gazetelere benim tek başıma demeç verdiğim hiç görülmemiştir" dedi.
Dışişleri Bakanlığı döneminde bazı özel demeçlerinin olduğunu ancak
başbakanlık görevi sırasında gezilerde gazetecilerle görüşmelerinin
dışında özellikle demeç vermediğini ifade eden Davutoğlu, şunları
söyledi:
"Dolayısıyla bugün benim bir demecim söz konusu olmadı. Grup
toplantısından çıktığımda Anadolu'nun değişik yerlerinden Avrupa'dan
gelmiş çok sayıda misafir tek tek resimler çektirdi. O sırada aslında üç
gazeteci ama ikisi yazdı, onlar da resim çektirmek istediler,
çektirdiler. Bu konudaki kanaatimi sordular. Ben kanaatimi açıkladım,
'değişen bir şey yok' dedim. Yani ben kanaatimi açıkladım, ayrıca
söyleyecek bir şeyim yok anlamında söyledim ama bunu bir yorumla
yansıtmışlar. Böyle bir demeç verme iradesiyle ortaya çıkmış değil,
söylenecek yeni bir şeyin olmadığını ifade etmek ve demeç vermeyi
düşünmediğimi ifade eden bir şey."
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Hakan Fidan'la ilgili kanaatlerimi geçtiğimiz hafta içinde
sorulduğunda da ifade ettim. Sayın Hakan Fidan devlete büyük hizmetler
yapmış, bundan sonra da inşallah hizmet yapacağına inandığım bir
arkadaşımızdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Hakan Fidan'la ilgili
daha sonra ifade ettiği kanaatlerse aslında iki şeyi ortaya koyar. Bir:
Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Hakan Fidan'a verdiği önemi, iki: Sayın
Cumhurbaşkanımızın MİT Müsteşarlığına verdiği önemi. Yani bu iki makama
da kişiye de çok önem vermiş olması dolayısıyla bu ifadelerin arkasında
esas itibarıyla bu yaklaşım vardır. Bu konudaki kanaatini bana da sayın
Cumhurbaşkanımız söylemiştir. Ben de Sayın Cumhurbaşkanımızın bu
kanaatlerini Sayın Fidan'la paylaşmışımdır.
Ama Sayın Fidan'ın bütün diğer üst düzey bürokratlar gibi kendisiyle
ilgili kararı verme hakkı var, o kendisiyle ilgili kararı ifade
ettiğinde ben de bu karara Sayın Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi bende
olan yetki itibarıyla saygı duydum ve bu anlamda da gereken adımlar
atıldı. Buradan daha başka anlamlar çıkarmak doğru değil. Biz Sayın
Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde de kurucu genel başkan olarak
AK Parti'nin siyasetini dokuduğu dönemlerde de yapılan bütün
çalışmalarda Sayın Fidan'ın katkıları hep olmuştur. Eminim bu harekete
bundan sonra da katkı verecektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın, kişiye de
makama da duyduğu güven ve verdiği önem dolayısıyla bu ifadeleri
kullandığına inanıyorum."
"İstişareler, AK Parti'nin çok güçlü geleneğidir"
Bürokrasiden milletvekilliği adaylığı için gelen istifalarla ilgili,
"Seçimler var tabii bu teveccüh mümkündür. Siz nasıl
değerlendiriyorsunuz" sorusu yöneltilen Davutoğlu, teveccühün AK
Parti'ye yönelik olmasının bir anlamının bulunduğunu vurguladı.
Sadece bürokrasiden değil, gittiği vilayetlerde çok sayıda kişinin, o
bölgenin saygın isimlerinin de AK Parti'den aday olma arzularına şahit
olduğunu aktaran Davutoğlu, "Bu güzel bir şey. Siyaset nihayeti talep
ile kaimdir. Bazen toplumsal talep olur, hizmet gelir, bazen kişiler
makama talip olur hizmet vermek için. Milletvekilliği bu anlamda
bence en onurlu görevdir" dedi.
Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Şöyle bir kanaat var: Milletvekili olunca bakan olmak ya da önemli
görevlere gelmek şeydir. Hayır, milletvekilliğinin kendisi isim, unvan
olarak daha başka herhangi bir unvana ihtiyaç hissettirmeyecek kadar
büyük ve onurlu bir görevdir, unvandır, şereftir. Çünkü milletin vekili.
Bugünlerde gelen bazı taleplerde 'ben şuradan aday olmak istiyorum'
diyenlere şunu söylüyorum: Düşüncen oradan seçime kadar oradan aday
olmaktır ama seçildikten sonra herkes milletin vekilidir, bütün bir
milletin vekilidir. Yani Diyarbakır'dan seçilen de bütün milletin
vekili, Edirne'den seçilen de İzmir'den seçilen de. Bizim nezdimizde
bunun bir farkı yok. Konya vekili değil, milletvekiliyiz biz.
Dolayısıyla bundan daha onurlu bir görev yok. Böyle onurlu bir göreve
herkes talip olabilir. Bu teveccühü de yanlış görmemek lazım. Bu bir
hırs şekline dönüşmemişse ki onu fark edersiniz. Bizim bu anlamda
görevimiz istişarelerdir, AK Parti'nin çok güçlü geleneğidir."
MYK toplantısının gerçekleştirildiğini anımsatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Emin olun 12 yılda böylesine güçlü bir gelenek oluşturmuş başka
bir siyasi hareket yoktur. CHP'ye gidin şimdi aynı müracaatlarla şimdi
ne yapılacağını bildiklerini zannetmiyorum veya başka partilerde. Bir
hareket de olduğunu zannetmiyorum. Ama AK Parti'de çok köklü bir siyasi
hareketin bütün izleri var. Bunda da Sayın Cumhurbaşkanımızın genel
başkan iken koymuş olduğu kuralların, sürekliliğin büyük payı var. Dün
hatta yine MYK toplantısında 'bütün adaylarla ilgili hafıza istiyorum'
dedim. Hiç kimse ihmal edilmeyecek, hiç kimse önemsiz görülmeyecek, her
müracaat eden aday ki binlerce tek tek değerlendirilecek ve hepsiyle
ilgili bilgi talep ediyorum.
Hemen bu bilgiler bizde var, hafızamızda da var dediler. Bu çok
önemli. Türkiye'nin siyasi elitini veya siyasi elit olma iddiasındaki
topluluğunu avucunuzun içinde tutabiliyorsanız, kavrayabiliyorsanız,
onlarla iletişim kurabiliyorsanız bu büyük bir güç. Dolayısıyla sadece
bürokrasiyi değil, genel teveccühü çok doğru buluyorum. Demokrasinin
sıhhat işaretleridir bunlar. Bürokraside bunun olması da bir sıhhat
işaretidir. Yani ben devlette şu kadar görev yaptım, şimdi siyaset
alanına geçeceğim. Sınırı nerede? Takdirde, yani bizde.
Ben dahil hiç kimse demokraside mutlak bir sandık anlamında emin
olamayız, sonuna kadar çalışacağız. Aday adayı olmak, aday olmak
anlamına gelmez. Aday olmak için bir adım atmak anlamına gelir. Aday
olmak da milletvekili olmak anlamına gelmez. Bir maratonun ilk adımını
atmaya niyetli çok sayıda bürokrat arkadaş bizlere başvurdu, referanslar
gösterdi vesaire. Onlara da ben hepsine söyledim. Evet sizin hakkınızda
olumlu düşünüyor olabiliriz. Ama tablonun bütününü görmeden bütün
içinde ehliyetler karşılaştırılmadan kimseye bir taahhütte bulunamayız.
Yani şu anda bize ulaşmamış olan bir isim ola ki bize ulaşmış olandan
daha kıymetli daha değerlidir, daha ehildir. Dolayısıyla kimseye
verilmiş bir taahhüdümüz yok. Bu anlamda da bir sükutuhayal yaşanmasını
istemem ama kimseyi de ben engelleme yönünde bir cihete gitmedim. Yani
bazı arkadaşlara söyledim tabii size bürokraside ihtiyacımız var
dediğimiz arkadaşlarımız oldu ama çok özel bir engelleyici bir tutum
takınmadım, ta ki dediğim gibi yerlerini garanti görmemeleri şartıyla."
"Önemli olan talip ile matlubun bir ortak yerde buluşabilmesi"
Başbakan Davutoğlu, "İşaret almak ve işaret vermek gibi bizim kullandığımız bir deyim var" sözleri üzerine de şöyle konuştu:
"Bu da muhataba bağlıdır. Geçerken nezaketen elini sıkıp tebüssüm
ettiğinizde bile işaret gibi algılayabilir karşı taraf. Ya da işaret
vermek istediğinizde dahi bunu işaret gibi görmemiş de olabilir. Ama
burada önemli olan talip ile matlubun bir ortak yerde buluşabilmesi. Bu
da istişare ile olur. Bizim çok sağlam bir istişare geleneğimiz var. Ben
tek şeye önem veririm: İnsan havuzunun geniş tutulması. O geniş
tutulduktan sonra onun içinde değerlendirilir, bazıları tekrar
bürokrasiye döner, bazıları kendi özel hayatına döner ama bunun içinden
en iyi ve ehil unsurları seçmek çok ciddi ahlaki bir
sorumluluktur. Allah yanıltmasın, hep bazen Anadolu'ya gittiğimde güzel
dualar duyarım. En güzel dualardan biri: 'Allah size iyi yardımcılar
versin, sizi iyi insanlarla beraber yürütsün, haşretsin' duasıdır.
Sağımıza ve solumuza baktığımızda güvenilir ehil insanların olması
önemli. Bu anlamda AK Parti bir nesil yenilenmesi de yaşanıyor. 12 yıl
az bir süre değil. Bu nesil yenilenmesi kan değişimi esnasında doku
anlamında en iyi uyum gösterecek bir ekip oluşturmak önemli. Bir de
toplumun bütün renklerini güzel bir kilim deseni içinde bir araya
getirebilmek önemli. Bunları inşallah basiretle yapacak gücü Allah bize
verir."
"Biz hedef koyarız tahmin yapmayız"
Parti kongrelerine ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, bugüne kadar
50’ye yakın kongre yaptıklarını, gelecek Cuma günü Sivas’ta olacağını
Cumartesi günü ise Ordu ve Giresun’a gideceğini daha sonra da kadın
kongresi ve gençlik kongrelerine başlayacaklarını bildirdi.
Kongrelerde kendisini en fazla bazen saatlerce bekleyen halkla
iletişimin kurmanın heyecanlandırdığını aktaran Davutoğlu, işaret
diliyle ilgili birkaç temel hareket öğrendiğini, İstanbul kongresinde
işitme engelli bir kadına işaret diliyle karşılık verdiğini onun da çok
mutlu olduğunu anlattı.
Davutoğlu, bazen bilinen dilin, kullanılan kelimelerin önemli
olmadığını işaretle de konuşulabileceğini ama en önemli dilin gönül dili
olduğunu ifade etti.
Gönül dilinin, dokunduğu fotoğrafların kendisine heyecan verdiğini
anlatan Davutoğlu, orada siyasetin enerjisinin hissettiklerini ve
yorgunluklarını unuttuklarını dile getirdi.
Seçim tahmine ilişkin soruya Başbakan Davutoğlu, "Erken ve bunu
doğru da bulmuyorum. Benim tahminim olur ama bir tahmin. Hedef koymak
ayrı bir şey. Bazen kongrelerde "Şu hedefe ulaşmanız lazım' diyorum. Bu
hedef, elimde başka bir bilgi olsa dahi o hedefi gösterir mi ki o hedefe
doğru aşkla yürünsün. Dün de bazı anketler sunuldu. O anketlerin
çalışmalarının bilimsel temellere dayandığını inanırsam ciddiye alırım.
Geçen gün de söyledim: yüzde 47-48'den yüzde 52'ye kadar giden bir
bantta seyrediyor. Benim herhangi tahminde bulunmam doğru değil. Biz
hedef koyarız tahmin yapmayız" diye yanıt verdi.
Davutoğlu, başkanlık sistemine ilişkin tartışmaların sorulması
üzerine, başbakanlık görevini üstlendiğinde kendisine birkaç hedef
koyduğunu söyledi. Bunlardan birincisinin hükümet ederken bir dakika
bile kopuk yaşanmaması ve bir süreklilik sağlamak olduğunu
söyleyen Davutoğlu, göreve gelmesinin üzerinden 5-6 ay geçtiğini, gönül
ferahlığıyla kopukluk olmadığını söyleyebileceğini ifade etti.
"Ümidin varsa sandıktan bahset sokaktan bahsetme"
Süreklilik içinde devam ettiklerini bildiren Davutoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bakanlar Kurulunda bazı değişiklikler oldu ama insanlar da bir
belirsizlik hali oldu bir geçti gibi bir kavram bile kullanılmayacak
kadar net bir şey oldu. İkincisi AK Parti’nin birliğini, beraberliğini
koruyup, AK Parti içerisindeki heyecanı artırmak. Hem birliği,
beraberliği koruduk hem de kongrelerde heyecan gittikçe artan bir ivme
kazandı. Üçüncüsü, ülkedeki huzur ortamını ve sükun ortamı içerisindeki
6-7 Ekim olayları benim başbakan olarak ilk ciddi olarak yaşadığım bir
gerilimdi. Dışişleri Bakanı olarak çok kriz yönettik. Ama nihayet oradan
tekrar kamu düzenine geçmemiz ve ülkeyi tekrar suhuletle seçime
götürmek, bu bizim görevimiz. Seçim neticesi ne olursa olsun iktidardaki
partinin birinci görevi ülkeyi seçime suhuletle götürmektir. Hiç şüphe
yok ki biz iktidara devam edeceğiz diyoruz ama öyle olmamış olsaydı
benim en aslı görevim ülkeyi suhuletle seçime götürüp ola ki emanet
başka birine verilirse ona da saygı duymaktır. Onun için Kılıçdaroğlu’na
söylüyorum: Ümidi kalmadığın için sandığa çağrı yapmıyor, sokağa çağrı
yapıyor. Ümidin varsa sandıktan bahset, sokaktan bahsetme. Sokağa da
parti mitingleri için çık. Molotofkokteyli kullananları, başına maske
takanları, yüzünü örtenleri, sapan atacak olanları, sapan da çocuk
sapanı değil taşların da bilyelerin de olduğu, bunları değil sandığı
çağırması lazım."
62. Hükümet Programı'nı sadece 8 aylık değil 2023’e kadar
yazdıklarını bildiren Davutoğlu, çok sayıda sektörel dönüşüm programları
da hazırladıklarını anlattı.
Davutoğlu, seçimden sonrasında da seçim beyannamesine yansıyacak
şekilde güçlü bir yeni anayasa vurgusu yaptıklarını aktardı. 2007’de ve
2011’de de anayasa vurgusu yaptıklarını anımsatan Davutoğlu, Türkiye'nin
artık 12 Eylül anayasasından kurtulması gerektiğini vurguladı.
"Yeni anayasada etkin bir yönetim modeli olarak tabi ki başkanlık ele alınabilir"
Bu anayasanın bir bütün içerisinde ele alınması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“Özgürlükçü, insan haklarına dayalı, kısa, öz, milli mutabakatı
yansıtan, toplumun temel hassasiyetlerine özen gösteren bu yeni anayasa
içerisinde etkin bir yönetim modeli olarak tabii ki başkanlık ele
alınabilir. Bu anlamda seçim sonrasında ortaya çıkacak siyasi
tabloyla inşallah milletimiz bize anayasayı değiştirecek çoğunluk
verirse ya da muhalefet partileri geçmiş dönemde yaptıkları hatayı
yapmayıp birlikte bir anayasa yazımı konusunda irade gösterirlerse bütün
bunları hiçbir ön yargıyla yaklaşmadan ele almamız gerektiğini
düşünüyorum."
Türkiye’de şu anda sağlıklı işleyen ya da işleyen bir parlamenter
sistem olmadığını vurgulayan Davutoğlu, Türkiye'den denetim altına
alınmış bir parlamenter sistem bulunduğunu dile getirdi.
"Sistemin yenilenmeye ihtiyacı var"
Davutoğlu, şunları söyledi:
"Hiçbir zaman bu parlamenter sistemde cumhurbaşkanlığı makamına
milletin oyuyla Sayın Cumhurbaşkanımızın geleceği ya da ondan önce hatta
Abdullah Gül'ün Meclis içerisine geleceği varsayımıyla bunlar
yapılmadı. Şimdi hamdolsun cumhurbaşkanıyla başbakanlık makamları
arasında bir uyum var. Ahmet Necdet Sezer döneminde, kişisel olarak
kendisine saygı duyarız ama gerek Bülent Ecevit’le gerek bizim
hükümette, rahmetli Ecevit’le neler yaşandığımız malum. Daha önceden
neler yaşandı. Dolayısıyla sistemin bir yenilemeye ihtiyacı var.
Muhalefet partilerine, başkanlık sistemini böyle otoriter bir model
olarak yansıtıp tamamıyla tartışmayı otoriterlik üzerine oturtmak yerine
onlara çağrımız gelin her şeyi konuşalım. Birlikte sizin de iktidar
şansınızın olduğu, herkesin objektif yarış içerisinde olduğu bir model
geliştirelim. Bu modellerden birisi başkanlık sistemi ve objektif
şekilde de ele alınıp mutlaka sivil anayasanın önemli unsurlarından biri
olarak gündeme getirilmelidir."
"Paralel yapıya yol vermeyecek siyasal yapı oluşturma irademiz güçlü"
Davutoğlu, "paralel yapı" ile mücadelede ne durumda
olunduğunun sorulması üzerine, "paralel yapı" ile mücadelenin sadece AK
Parti'nin yapması gereken bir mücadele olmadığını söyledi.
"Paralel yapı ve benzeri yapılanmalar sadece AK Parti'ye veya bir
siyasi harekete tehdit değil, devletin bütünlüğüne bir tehdit. Devlet
işleyişine bir tehdit" diyen Davutoğlu, bir grup, devletin işleyişinin
dışında paralel yapılarla emniyeti, yargıyı, diplomasiyi, güvenlik
güçlerini denetim altına almak istiyorsa bunun sadece iktidardaki bir
partiye dönük olmadığını bildirdi.
Davutoğlu, "Paralel ile mücadele ve bir daha böyle paralel yapı,
seküler ya da dini kimlikli, cunta ya da vesayetçi böyle paralel yapılar
şeklinde, hiçbir paralel yapıya yol vermeyecek, imkan ve izin
vermeyecek sağlam bir siyasal yapı oluşturma konusunda irademiz güçlüdür
ve çok ciddi şekilde de bu konuda mücadele veriyoruz, hem içeride hem
dışarıda" diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Meclis'teki konuşmasında
"Türkiye'de otoriterlik var. Herkes dirensin sokağa çıksın" dediğini
anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Yüzüne maske takanlar, 'Bunun haklarını savunacağım' diyor.
Molotofkokteyli atanların haklarını savunacağını da ifade eden, imalı
ifade eden şeyler kullanıyor. Aynı saatlerde New York Times'ta paralel
yapının başı, artık ismen de zikretmekten... Gerçekten büyük ızdırap
duyarak bunu ifade ediyorum. Bu milletin bir kesiminin çok büyük
saygıyla andığı bir isim ya da saygıyla baktığı bir hareket. Tam da
milletin en kritik aşamalardan geçtiği bir dönemde bütün Amerika'daki
Türkiye karşıtı, İslam karşıtı lobileri harekete geçirecek şekilde böyle
bir makale yazar mı? Kimi kime şikayet ediyorsun. Eğer şikayet edecek
idiysen 28 Şubat'ta neredeydin? Mazlum kızlar okulların önünde başörtüsü
sebebiyle tahkir edilirken, 'başörtüsü teferruattır' demek dışında
hangi otoriterliğe karşı çıktın? 12 Eylül'de neredeydin? Daha diğer
örneklerde de. 2007'de neredeydin? Mavi Marmara olayında olduğu gibi
İsrail'in otoritesini meşru göreceksin, Türkiye'de halk iradesiyle
tekrar tekrar seçilmiş bir cumhurbaşkanının otoritesine meydan
okuyacaksın, sonra da yurt dışında hem 'münzeviyim' diyeceksin, o
kisvenin arkasına sığınacaksın, 'ben ilim adamıyım' diyeceksin arkasına
sığınacaksın ama 24 Nisan'a 2 ay kala ve Kongre hareketliyken muhbirlik
yaparak neredeyse, bir makale yayınlayıp bütün Amerikan Kongrelerini
harekete geçireceksin."
"Biz 100. yıl üzerinden Türkiye'ye bir saldırı karşısında ne tedbir
alacağımızı düşünürken saldırganları tahrik eden ve teşvik eden bir
makale yayınlayacaksın" ifadesini kullanan Davutoğlu, o makalede
Türkiye'de gayrimüslimlerin, Alevilerin, Kürtlerin, herkesin baskı
altında olduğunun iddia edildiğini söyledi. Davutoğlu, bu şekilde
Ermeni, Rum, Yahudi lobilerinin harekete geçirilmeye çalışıldığını
kaydetti.
Bu akşam gayrimüslim, azınlık sivil toplum kuruluşu
temsilcileriyle kanaat önderleriyle bir görüşme yapacağını ve bu
programın bir ay önceden ayarlandığını belirten Davutoğlu, bu
programların bundan sonra da devam edeceğini bildirdi.
Davutoğlu, "Türkiye'nin bu tablosuna oradan dünyaya şikayet edip
muhbirlik etmek başka bir gündemin parçası olmak demektir. Biz o gündeme
Türkiye'yi esir etmeyiz, biz o gündeme Türkiye'yi ram etmeyiz, mahkum
etmeyiz. Türkiye'nin ayaklarına pranga takılmasına izin vermeyiz ve
ister paralel ister başka yollarla olsun, kim bu ülkenin geleceğini
milletten almadığı bir yetkiyle karartmaya çalışırsa da karşısında
dimdik dururuz" diye konuştu.
ABD'de Müslüman üç gencin öldürülmesi
ABD'de üç Müslüman gencin net olmayan bilgilere göre "islamofobi"
sonucu bir saldırıyla öldürüldüğünün ifade edilmesi üzerine Davutoğlu,
bu bilginin kendisine de geldiğini ancak arkasının net olarak bilinmesi
gerektiğini kaydetti.
Davutoğlu, son dönemde Amerika ve Avrupa'da, dünyanın değişik
yerlerinde Müslümanlara dönük şiddet eylemlerinde büyük artış
görüldüğünü belirtti. Bunun ciddi bir durum olduğunu vurgulayan
Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bir terör örgütü DEAŞ. Onu tanımlayabiliyorsun,
sınırlayabililiyorsun veya ona karşı tepki gösterebiliyorsun, göstermek
de lazım. Ama Avrupa başkentlerine, Amerika'ya veya diğer şehirlere
nüfuz etmiş, DEAŞ mantığında ırkçı tiplere karşı ne tedbir
alacağız? Bizim burada tavrımız çok açıktır. Her türlü terör eylemine
karşıyız. Ama bu terör eylemleri bahane edilerek Müslümanları kolektif
bir şekilde suçlamak, kolektif suçlu muamelesine tabi tutmak, Müslüman
ismini dahi böyle tahkir edici bir şekilde kullanmak... Bu ırkçı bir
tutumdur. Ümit ederiz ki bu üç Müslümanın öldürülmesinde böyle bir saik
yoktur. Ama 'saik yok' demek için de erken. Bilemiyoruz. Onlar bir
ortaya çıktığında herhalde Amerika'da da Avrupa'da da bütün yönetimler
bu tür ırkçı tavırlara karşı ortak tavır sergileme dirayetini
gösterirler. Nasıl Paris'te ortak tavır sergilenmişse bütün bu
ırkçılıklar karşısında da, bütün bu islamofobi, İslam karşıtlığı
karşısında da aynı ciddi tutumu ve ortak tavrı görmek bizim hakkımız."
"Izdırap çekiyoruz"
Yıllar önce danışmanlık ve bakanlık döneminde "temsilen siyasi
sistemin içinde yer almaya" dikkati çektiği hatırlatılarak, "Şimdi, 'ben
bugünlerde bunları söyledim. Ama görmediler ve işte geldiğimiz tablo
bu' demek geçiyor mu içinizden" sorusuna Davutoğlu, "Çok" karşılığını
verdi.
Bunların hepsi konusunda ciddi uyarılar yaptıklarını vurgulayan
Davutoğlu, halkın meşru taleplerine kayıtsız kalınırsa radikalleşme
olacağını söylediklerini ifade etti. Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Anlatmaya çalıştığımız şeyler, hakkıyla dinlenilmediği için bugün
hepimiz ızdırap çekiyoruz. Irak'ta 2009 seçimlerinden sonra şahsen ne
kadar çok çaba sarf ettim herkesin içinde olduğu bir hükümet kurulsun
diye. 2010'da hükümet kuruldu. Herkesin için olduğu seçimle hükümet
kurulmuş olsaydı emin olun Irak'ın bugünkü tablosu farklı olurdu. İki
kavram önemli, temsil ve rıza. Temsil kabiliyeti olmayan siyasi
sistemlerin meşruiyet kazanması çok zor. Rıza esası üzerine, yani 'ben
bu devlete, bu ülkeye rızamla aidiyet hissediyorum' ilişkisi doğmadıkça
da güvenlik sağlamak imkansızdır."
Suriye ve Yemen'e bakıldığında kriz alanlarının derinleştiği ifade
edilerek, "Bunlara baktığınızda birazda hoca Ahmet Davutoğlu olarak
nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz" sorusu üzerine Davutoğlu, 100 yıl önce
Osmanlı Devleti'nin çözülmesinden sonra yanlış yapılanmalar yaşandığını
belirterek, suni yapılar, suni kimlikler, ayrışma ve kutuplaşmaların
Ortadoğu coğrafyasının derin irfani ve hikmete dayalı birlik kültürünü
yok ettiğini söyledi.
Davutoğlu, Arap Baharı denilen olgu başladığında, demokratik temsil
kabiliyeti olan, rıza esasına dayalı yapılar oluşur diye ümitle
baktığını anlattı.
Davutoğlu, böyle bir yapının gelmesinin kendi iktidarlarını
sarsacağını gören Ortadoğu'daki iktidar odaklarıyla emperyal
yaklaşımlarını sarsacağını düşünen bölge dışı faktörlerin bir anlamda bu
demokrasi çağrısını boğmaya yöneldiklerini ifade etti. Davutoğlu,
"Ortaya çıkan tablo şu anda herkesi dehşete düşürüyor"
değerlendirmesinde bulundu.
Suni yapıların içinde bir gelecek inşa etmenin mümkün olmadığını
anlatan Davutoğlu, bütün bu fırtınalı dönemlerden sonra Ortadoğu'nun,
Balkanlar'ın, Kafkasya'nın, Orta Asya'nın, derin irfanının tarihe
ağırlığını koyacağını düşündüğünü kaydetti. Davutoğlu, "Bize biçtiğimiz
rol de Türkiye olarak bu derin irfanın sözcüsü olmak" dedi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder