Hükümete kimse ev ödevi veremez
Başbakan Davutoğlu, "Hükümete kimse ev ödevi veremez. Kamu düzeni hepimizin ihtiyaç hissettiği bir husustur" dedi.
Davutoğlu, Refah Üniversitesi tarafından Serena
Otel'de düzenlenen konferansın ardından gazetecilerin gündeme
ilişkin sorularını yanıtladı. Pakistan'da büyük bir misafirperverlikle
karşılandıklarını aktaran Davutoğlu, mevkidaşı Navaz Şerif ile baş başa
görüşmelerinde, ikili ilişkilerin dışında bölgesel gelişmeleri de ele
aldıklarını bildirdi.
Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği
Konseyi toplantısında, konseyin daha da güçlendirilmesi için takip
mekanizmaları ve teknik çalışma ekipleri kurulması konusunda mutabakata
vardıklarını bildiren Başbakan Davutoğlu, önemli bazı kararlar da
aldıklarını, bunların başında serbest ticaret anlaşmasının biran önce
imzalanması için ekonomi bakanlarının çalışmaları yönünde mutabakatın
bulunduğunu aktardı.
Davutoğlu, "Türkiye ile Pakistan arasındaki
ticarette son dönemde düşüş görülüyordu. Bunda küresel ekonomideki
daralma ve Pakistan'ın ekonomisindeki gelişmeler başta olmak üzere
birçok faktör vardı. Serbest Ticaret Anlaşmasını imzalamamız durumunda
kısa sürede önce 3 milyara, sonra 5 milyara, kademeli olarak da 10
milyara kadar çıkan bir dış ticaret hacmi öngörüyoruz" dedi.
Başbakan Davutoğlu, ulaştırma alanında işbirliği çerçevesinde hızlı tren
ve lokomotif yapımı konusunda Pakistan ile ortak girişimlerde bulunma
konusunda perspektif olduğunu, ayrıca hava uçuşlarının frekanslarının
arttırılması konusunda prensipte pozitif bir yaklaşım bulunduğunu
bildirdi.
Davutoğlu, Pakistan'a Türk yatırımlarının artması
konusunda ortak çaba gösterilmesinin söz konusu olduğunu belirterek,
şunları söyledi:
"Enerji, tarım, turizm alanlarında, öğrenci
değişimleri alanında da önemli bazı kararlar aldık. Takip ettiğiniz gibi
11 anlaşma imzalandı. Türkiye ile Pakistan'ın artık sadece dostluk ve
kardeşlik irtibatları üzerinden değil, ortak stratejik perspektifle de
bir gelecek inşa etmeleri, daha önce Cumhurbaşkanımızın, başbakan olarak
eşbaşkanlık yaptığı 3 yüksek düzeyde iş birliği toplantısında ele
alınan ve mutabık kalınan 40 anlaşmanın da bundan sonra hayata
geçirilmesi için yine bir takip mekanizması kuracağız. Ayrıca
Afganistan'daki gelişmeler, Hindistan-Pakistan ilişkileri ve Suriye,
Irak başta olmak üzere Ortadoğu'daki gelişmeler konusunda fikir
alışverişi yapma imkanı bulduk. Çok verimli bir toplantı oldu.
Türk-Pakistan İşbirliği Konseyi toplantısı da gerçekleşti."
Sorular
Başbakan Davutoğlu, "KCK'dan Çözüm Süreci'ne yönelik bir açıklama
geldi. 15 Şubat ile birlikte kritik bir sürece girildiği belirtildi.
İzleme heyeti kurulması, artık biran önce müzakerenin başlaması
gerektiği vurgulandı. Bu konuya yorumunuzu merak ediyorum. Ayrıca
Demirtaş'tan grup toplantısında iç güvenlik paketine ilişkin bir
açıklama vardı. Muhalefet ile ortak hareket edeceklerini ve Meclis'i
kilitleyecekleri yönünde bir açıklama vardı. Bu konuda ne
düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, bu konudaki görüşlerini Pakistan'a
hareketinden önce de dile getirdiğini bildirdi.
Çözüm Süreci'nin samimiyet ve cesaret ama en önemlisi iyi niyet gerektirdiğini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Her gün çözüm süreci dememiz yetmez. Gerekli adımların atılması lazım.
2013 Mart'ında yani 2 sene önce Çözüm Süreci bağlamında önemli bir
aşama söz konusu olduğunda, 2 ay içinde tüm silahlı unsurların, Mayıs,
Haziran ayından itibaren Türkiye'den çekilmesi ve silahlı mücadeleye son
verilmesi çağrısı yapılmıştı. Şimdi bugün yapılan açıklamalar 2 sene
sonra hala Çözüm Süreci'nden ne anlaşıldığı konusunda bazı çevrelerin
kafalarının karışık olduğu intibası veriyor. Bizim tutumumuz açıktır.
Türkiye'de her şeyin ilacı demokrasidir. Her şeyin ilacı fikir
özgürlüğüdür. Her şeyin tartışılacağı platform da Türkiye Büyük Millet
Meclisi'dir, sivil toplum yapılarıdır. Eğer bir ülkede demokrasi varsa,
fikirler açıkça paylaşabiliyorsa, herkes kanaatini ifade edebiliyorsa,
düşüncesini istediği dilde, istediği şekilde gündeme getirebiliyorsa,
şimdi sormak zamanı değil mi, o zaman silahlara ne ihtiyaç var? Nedir
yani silahı gerekli kılan şartlar. Fakat yok Türkiye'yi bir Suriye, Irak
şartlarına dönüştüreceğiz gibi bir yaklaşım içinde olunacaksa ya
da böyle bir anlayış varsa, bunu da kabul etmek veya buna teslim olmak
mümkün değil. Biz de Çözüm Süreci'nin kritik bir aşamada
olduğunu söylüyoruz. Bugün yapılacak açıklamalar, atılacak adımlar
konusunda herkesin her zamankinden daha fazla dikkatli olması lazım.
Türkiye kesinlikle bu anlamda bu kritik aşamada. Hükümetimiz, Çözüm
Süreci noktasında herhangi bir tereddüt içinde değildir. Dikkat
ederseniz, her açıklamamız, her attığımız adım bizzat benim
başkanlığımda yürütülen Çözüm Süreci Kurulu toplantılarından sonra
oluyor. Burada çok açık ve net bir şekilde yürüyen, hükümet tarafından
yürütülen bir politika var. Ancak her gün değişik çevrelerden KCK şu
açıklamayı yaptı, HDP bu açıklamayı yaptı gibi sürekli bir iniş çıkış
trendi olursa burada samimiyet sorgulanmaya başlar. Öncelikle 2013
Nevruz'una, Mart'ına verilen söze uygun bir şekilde silahlı yöntemin
terk edildiği ifadesini beklemek hepimizin hakkı. Bu yönde adımlar
atıldığında barışçıl ortamda her şey tartışılabilir, konuşulabilir."
"Tarihi bir sahne"
Selahattin Demirtaş'ın "Muhalefet ile birlikte Meclis'i kilitleriz"
açıklamasını da değerlendiren Davutoğlu, "Herhalde CHP ve MHP'yi
kastediyor. İlginç yani. Demirtaş ile MHP ile HDP'nin aynı yerde
buluşması her şeyden önce dikkate şayan. Bunun altını güçlü bir şekilde
çizelim. Aynı şekilde tek parti zihniyetine sahip ve birçok baskıcı
yöntem kullanan CHP ile geçmişte Doğu ve Güneydoğu'daki Dersim olayı
başta olmak üzere yapılan tutumdan hala bir iç muhasebe ve özür dilemek
cesareti bile göstermeyen CHP ile HDP'nin de yan yana gelmesi ilginç. Bu
tarihi bir sahne" diye konuştu.
İç Güvenlik ve Özgürlüklerin
Korunması Paketi dedikleri tasarıda, bürokrasinin önüne geçip vatandaşın
işini kolaylaştıran, özgürleştirici maddeler bulunduğunu aktaran
Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Jandarmanın İçişleri
Bakanlığına bağlanması var. Bu arada molotofkokteyline karşı tavır da
var. Bonzai ile ilgili tavır da var. Bu pakete bu üç parti eğer birlikte
karşı çıkacaksa, bu başlı başına bir siyaset dersidir. Herkesin bu
tabloya bakıp gerekli dersi alması lazım. Kim ülkede özgürlük istiyor.
Kim jandarmanın İçişlerine bağlanması suretiyle özgürlükleri,
sivilleşmeyi teşvik ediyor, kim buna karşı çıkıyor? HDP ile MHP'nin
birlikte buna karşı çıkmalarını izleyeceğiz ya da kim molotofkokteyli,
6-7 Ekim olayları dolayısıyla halkın hayatını karanlığa boğan o üç günü
yaşadık. Bundan sonra herhalde sık sık bu görüntüleri belki de Meclis'te
izletmek gerekir ki herkes buraya, bu iç güvenlik yasasına nasıl
geldiğimizi görsün. O günlerde Kılıçdaroğlu'nun, Bahçeli'nin ne dediğini
hatırlasın. Şimdi Demirtaş ile yan yana duracaklarsa seçime giderken
herhalde bundan daha açıklayıcı bir tablo yok. Bunların karşısında
özgürlükleri savunan, herkesin ismini istediği gibi değiştirme
özgürlüğünü hayata geçiren bu yasayı hazırlayan AK Parti var. Halkın
güvenliği söz konusu olduğunda molotofa da, bonzaiye de terör muamelesi
yapan AK Parti var. Uyuşturucuların özgürlüğünü savunan HDP, CHP, MHP
var. Uyuşturucu tacirlerine yönelik ya da Kobani olayları bahane
edilerek halka o baskıyı yapanların karşısında bakalım nasıl birlikte
olacaklar göreceğiz ama kim birlikte olursa olsun, bir kez daha
söylüyorum, İç Güvenlik Reformuyla ilgili yapıcı bir teklifleri varsa
getirsinler. Ancak, kilitlemek gibi Meclisle uyumlu olmayan bir dil
kullanıp, yıkıcı bozguncu bir tavır sergileyeceklerse bunlara biz ne
Meclisi kilitlettiririz ne de onların bu anlamda tehditlerine boyun
eğeriz. O yasa ülkemizin ihtiyaçlarına hitap eden bir yasadır. 6-7 Ekim
olaylarındaki sahneleri hatırlayan milletimiz eminim bu yasaya desteği
verecektir. Onlar da birlikte ne yaparlar, birlikleri beraberlikleri
hayırlı olsun diyeyim bu yeni bir sahne ama biz milletle birlikte olmaya
devam edeceğiz."
"Ev ödevi verme yetkisi yok"
Davutoğlu, "Devam niteliğinde silahsızlanmanın altını çizdiniz ama HDP
Başkanı size bir soru yöneltti. Silahsızlanma çağrıları yapıyorlar ama
hükümetin de bir on maddelik ev ödevi var. Başbakan bundan neden söz
etmiyor?" sorusu üzerine, kimsenin hükümete ev ödevi veremeyeceğini
belirterek, "Kamu düzeni hepimizin ihtiyaç hissettiği bir husustur. Kamu
düzeni söz konusuysa Demirtaş da TBMM'de görev yürüten bir
milletvekili. TBMM'de bir partinin grup başkanı olarak hukuk kuralları
içinde davranması lazım. Kimsenin kimseye ev ödevi verme diye bir
yetkisi yok" diye konuştu.
Kamu düzenini savunmanın herkesin menfaatine olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Fakat ülkede kamu düzenini savunmak hepimizin menfaati. Meşru
otoriteyi kullananlar dışında silahlı bir gücün varlığı söz konusuysa o
her zaman gayrimeşrudur. Bu konuda hiç kimse de benim talep ettiğim şey
hukuk devleti içinde talep edilen husustur. Milletin talebidir. En fazla
da son 6-7 Ekim olaylarında da büyük ıstırap çekmiş Güneydoğu ve Doğu
Anadolu'daki Kürt vatandaşlarımızın talebidir."
Her şeyin
konuşulabileceğini aktaran Davutoğlu ama bunun birinin diğerine ev ödevi
verdiği veya şartları öne sürdüğü bir çerçeve olamayacağını belirtti.
Yeni bir anayasanın hazırlanacağını, 7 Haziran'dan sonra Türkiye'de
yeni bir siyasi tablo oluşacağını ifade eden Davutoğlu, yeni bir
anayasaya hep beraber yürünebileceğini, pozitif bir dil kullanılması
gerektiğini söyledi.
Başbakan Davutoğlu, "'Demokratikleşmeyle
ilgili şu hususları birlikte alalım' dendiğinde pozitif bir gündem
oluşur ama pozitif gündemin yanına silah, tehdit, şiddet gibi unsurları
koyarsanız inandırıcı olmazsınız. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de bu
dile herhangi bir şekilde prim vermez" dedi.
"Eğit-donat önce başlamış bir süreç"
Suriyeli muhaliflere yönelik "eğit-donat programı"na yönelik soruyu da
yanıtlayan Davutoğlu, "Türkiye'nin güvenli bölge talebinin daha çok
Türkiye'nin filli olarak böyle bir koalisyon içinde yer alması yani
üsleri vesaire ile ilgili bir konudur. Eğit donat ise zaten bu
tartışmalardan önce başlamış bir süreç belli ölçülerde yani yeni bir
konu değil. Şimdi bir çerçeve oturtuluyor. Olumlu gelişmeler de var.
Eğit donat bu anlamda bir dönemdir yürütülen bir faaliyet ama
Türkiye'nin fiili bir askeri faaliyet içinde yer alması ise ayrı bir
konudur orada bahsettiğimiz hususlar geçerlidir yani güvenli bölge
vesaire özellikle mülteci akınını engellemek ve Suriye içinde tutmak
için teklif ettiğimiz hususlar hala geçerliliğini korumaktadır" şeklinde
konuştu.
"Özgecan Aslan cinayetinin ardından toplumda
duyarlılık oluştu, kadına şiddet konusu tartışılıyor. Hükümetin
önümüzdeki süreçte atacağı somut adımlar var mıdır?" sorusuna Davutoğlu,
şu yanıtı verdi:
"Burada aslında kritik psikolojik eşik
anlamında önemli bir noktadayız. Özgecan kızımızın katledilmesi
yüreğimize bir ateş düşürmüştür ama toplumda da bir duyarlılık
oluşturmuştur. Bu önemli bir husus. Burada da bütün dolmuş
şoförlerimizin sanki muhtemel bir suçlu gibi görülmesi de son derece
yanlış ki onlar da bugün son derece anlamlı tavırlar sergilediler
Özgecan'ın ailesiyle dayanışma anlamında. Bütün yolcuların namuslarının
kendilerine emanet olduğunu ifade ettiler. Bu bizim kültürümüzde zaten
var olan bir husus. Bu duyarlılığın uyanması çok önemli, özellikle
Özgecan'ın babasının verdiği mesajlar kültürümüze, tarihimize güzel
destansı ifade olarak geçmiştir. Cezasını bu katiller mutlaka bulacak,
bu hunharca saldırıyı yapanlar ama bunlara karşı en erdemli cevabı Sayın
Mehmet Arslan verdi. Bizim yapacağımız zaten var olan 2007'den 2012'ye
2012'den 2015'e yürütülen stratejinin iyi bir etki analizini yaparak
nerelerde daha neler yapmak lazım, bunları tek tek tespit etmek.
Sonrasında da inşallah önümüzdeki dönemde adımları ortaya koymak. Buton
gibi pratik teklifler de olabilir ama eğitime dönük toplumsal
duyarlılığı artırmaya dönük tedbirler de söz konusu olur, hukuki
tedbirler de söz konusu olur."
Pakistan'ı ziyaret eden Başbakan
Ahmet Davutoğlu, akademik kariyeri sırasında asla siyasete girmeyi
planlamadığını, yeni kitaplar yazmayı, yeni öğrenciler yetiştirmeyi ve
yeni üniversiteler kurmayı planladığını söyledi.
Davutoğlu, İslamabad'daki Serena Otel'de, Refah Üniversitesi tarafından
düzenlenen konferansta yaptığı konuşmasına başlarken, "bir başbakan
olarak değil, bir profesör, bir ilim öğrencisi olarak" konferansta
bulunduğunu ifade etti.
Başbakan Davutoğlu, akademik kariyerinin
ilk döneminde bazı yazılarında İslam dünyasının siyasi, ekonomik,
askeri ve diğer bazı zorluklarla karşı karşıya olduğunu vurguladığını,
öte yandan İslam dünyasının karşılaştığı temel zorluğun entelektüellik
olduğunu, entelektüel zorlukları aşmadan, zihniyet sorunlarını ele
almadan kurumsal, yapısal sorunları ele almanın mümkün olmadığını,
zihniyeti değiştirmeden, dönüştürmeden tarihin akışına uygun bir cevap
verilemeyeceğini ifade etti.
Medeniyetlerin yüzyıllardır askeri
başarılar veya ekonomik üstünlükleri nedeniyle değil, yeni bir dünya
görüşü veya zihniyet üzerine ortaya çıktığını, siyaset ve ekonominin bu
entelektüel dönüşümleri takip ettiğini dile getiren Davutoğlu,
tarihe bakıldığında Miladi 5. Yüzyılın büyük bir dönüşüm asrı
olduğunu, Yunan felsefesinden İran’daki Zerdüştlüğe, Hindistan’da
Budizm, Çin’de Konfüçyanizme kadar tüm dünyanın entelektüel bir dönüşüm
yaşadığını bildirdi.
Siyasi dönüşümün, entelektüel dönüşümün sonucu olduğunu, bugün ihtiyaç
duyulan şeyin de, yeni bir entelektüel uyanış olduğunu vurgulayan
Davutoğlu, "Biz akıllarımızı yeniden inşa ediyoruz. Bu ilk adım.
Gelenekler ve tarihi gerçekler referans alınmadan ve bir araya
getirmeden tarihi değiştirmek imkansız. Şimdi iki tarafta da
çalışıyorum. Akademisyen olarak teorik yanı ve şimdi
siyasette uygulayıcı olarak karşılaştırma yapabiliyorum. Bilimsel bir
çalışma ya da entelektüel bir çaba, tarihi bir anlayış ve siyaset
mantığı olmadan o çalışma bir teori veya kitaplarda güzel bir paragraf
olarak kalacaktır. Entelektüel kısmı, etik boyutu olmayan bir siyaset,
değerleri olmayan yapı, mekanizma bir süre sonra tiranlık olur" dedi.
Geçmişteki Müslüman medeniyetlerinin dini, bilimi ve bilgiyi dinleyen
siyasi liderler, İbn-i Haldun gibi tarihin nereye gittiğini bilen
entelektüeller sayesinde başarılı olduğunu dile getiren Davutoğlu,
"Bugün dünyamızda eksik olan şey entegrasyon. Gelenekten nasıl başarı
hikayesi ortaya çıkarılacağına dair sentezimiz yok" diye konuştu.
Davutoğlu ayrıca bugün özgüvene de ihtiyaç duyulduğunu, ancak bunun abartıdan uzak olmasını gerektiğini söyledi.
Özgüvenin ardından entelektüel zorluklara da ihtiyaç duyulduğuna
dikkati çeken Davutoğlu, Malezya'da çalıştığı günlerde, birlikte
çalıştığı iş arkadaşlarının tutkularının, umutlarının, hedeflerinin
Müslüman dünyasında insanlığın vicdanı olacak, vizyon sahibi yeni bir
nesil ortaya çıkarmak olduğunu söyledi. Davutoğlu, daha sonra çeşitli
görevlere gelen o günlerdeki öğrencileriyle gurur duyduğunu belirtti.
Başbakan Davutoğlu, DAEŞ ve El-Kaide'nin İslam için bütün siyasi ve
ekonomik başarı hikayelerini engelleyen kötü bir imaj oluşturduğuna
değinerek, bu örgütlerin barışın dini İslam'ın, sanki Müslümanlar sadece
diğerlerine saldırmak için, diğer Müslümanlara veya gayrimüslimlere
saldırmak için var olduğu şeklinde algı oluşturduğunu belirtti ve bu
imaj ve psikolojiyle, sadece siyasi araçlarla değil üniversitelerle,
entelektüel aktarımlarla mücadele edilebileceğini dile getirdi.
İslam'ın tarih boyunca baskıya karşı çıktığını, özgürlük ve hür irade
dini olduğunu vurgulayan Davutoğlu, İslam'ın belli bir ulusun, kabilenin
ya da ırkın dini olmadığını, siyah ve beyazların, Afrikalıların ve
Asyalıların, Avrupalıların ve Amerikalıların, kadınların ve erkeklerin,
gençlerin ve yaşlıların, herkesin eşit olduğunu söyledi.
"Bugün
gördüğümüz şu ki, bugün İslam'ı temsil ettiklerini iddia edenler
İslam'a, ona zarar vermek isteyenlerden daha fazla zarar veriyor"
ifadesini kullanan Davutoğlu, çözümün ise düşünce sisteminde olduğunu
vurguladı.
Bir kültür ya da gelenek entelektüel bir prototip
üretemiyorsa onların medeniyet olarak görülemeyeceğinin altını çizen
Çavuşoğlu, Yunan filozofların, Brahmanların ve Müslüman alimlerin yeni
entelektüel prototipler olduğunu söyledi. Şimdi ortak değerler üzerinden
herkesi kucaklamak yerine başka şeyhleri ve başka insanları öldürmek
için fetva veren din adamları olduğunu kaydeden Davutoğlu, psikolojik
uyanışın özgüven, entelektüel uyanışın ise yeni bir düşünce sistemi
oluşturmak, insanlığın özgürlüğünü ve onurunu temel alan yeni bir
zihniyet yapısı olduğunu dile getirdi.
Etiğin, siyasetin,
ekonomik kaynakların canlanmasını birbirine bağlı olduğunu işaret eden
Davutoğlu, zihniyet yapısının dönüştürülmeden ya da insanların kalbine
ve aklına hitap etmeden ekonomik başarı hikayesinin de
başarılamayacağını söyledi.
Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Pratik hayatta öğrendiğim şu ki, neyi savunuyor, neyin propagandasını
yapıyorsan insanlar onu önce sende görmeli. Senin kişiliğin istisna
değil. Eğer belli tavırları övüyorsan, insanlar önce seni yürüyen bir
ahlak olarak görmeliler. Sağlam hafızası olanlara yürüyen kütüphaneler
diyoruz. Siyasiler de yürüyen ahlaklar olmalılar. Alimler yürüyen
zihinler olmalılar."
İdeal ve gerçek arasındaki farkın Yunan
filozoflarından bugüne kadar gelen bir problem olduğunu ifade eden
Davutoğlu, "Görevimiz bunları bir araya getirmektir" diye konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Bosna Hersek, Kosova, Dağlık Karabağ gibi
bölgesel gerilimlerin, jeopolitik değişimlerin ya da depremlerin var
olmayı sürdürdüğünü belirterek, Ukrayna krizine de değindi.
Sovyetler Birliği'nin çöküşü sonucu ortaya çıkan sorunların hala mevcut
olduğunu, ikinci depremin 11 Eylül saldırılarında yaşandığını belirten
Davutoğlu, "11 Eylül olayları bu dünyada kimsenin güvende olmadığını
ortaya koymuştur. Ya hep birlikte güvende olacağız ya da kimse güvende
olmayacak. Bu olay Irak ve Afganistan müdahalesini başlatan bir şok
dalgası yarattı. Tekrar Müslüman dünyası bu depremin bir parçası oldu.
Hala bu depremi hissetmeye devam ediyoruz" dedi.
Konuşmasında
Paris'te mizah dergisi Charlie Hebdo'ya düzenlenen silahlı saldırının
ardından Fransa'nın başkentinde düzenlenen terörü protesto yürüyüşüne
katıldığını hatırlatan Davutoğlu, aynı gün Paris'te Müslüman liderlerle
görüştüğünü ve Berlin'deki ırkçılar tarafından yakılan camiyi ziyaret
ettiğini dile getirdi ve "Dünyadaki bütün Müslümanlar bir ikilemle veya
bir sorunla karşı karşıya. ABD’de üç Müslüman öldürüldü ve buna
yeterince cevap verilmedi, biz tüm dünya liderlerinden aynı cevabı
beklerken, aynı sesi yükseltmelerini beklerken. İnsanlar buna karşı
ortak bir tutum geliştirmeye başladılar. Müslümanlar hep olduğu gibi
önceden, şimdi ve gelecekte de küresel bir toplum olmaya devam
edecekler. Bu çerçevede Müslümanların bu sorunla yüzleşmeleri gerekiyor"
ifadesini kullandı.
Davutoğlu, üçüncü deprem olarak
nitelendirdiği 2008'deki ekonomik krizde sadece dünya değil
İslam aleminin sarsıldığını vurgulayarak, dördüncü depremin de 2011'de
yaşanan Arap Baharı olduğunu söyledi.
"Biz bu bahardan yazın
gelmesini umut ediyorduk. Ancak yaz değil kış geldi. Demokrasinin yerine
Müslümanların önüne konulan iki seçenek çok acı vericiydi; Ya Suriye,
Mısır veya başka bir yerde otoriter rejim geri dönecek ya da terör
örgütü IŞİD. Birisini kabul edin dediler. Neden üçüncü bir seçenek
verilmedi. Şia, Sünni, Türk, Arap, Kürt, İranlı, Pakistanlı bir arada
yaşasaydı" diyen Davutoğlu, İslam'ın, özü şiddet olan bir din olsaydı
çok kültürlü, çok dinli bir İslam tarihi var olamayacağını belirtti.
Venedik’te 2006'da danışmanken katıldığı "küresel kültür ilişkilerinin
geleceği" hakkında bir konferansta birçok entelektüel, akademisyen ve
siyasinin, sanki Müslümanlar çok kültürlülüğün kaynağı değilmiş gibi
İslam toplumunu eleştirdiğini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Sonunda onlara şu şekilde cevap verdim. Basit bir soru sordum. Burada
hepimiz entelektüeliz. Şimdi buradan Hristiyan, Müslüman ve kutsal
mekanların bir arada olduğu çok kültürlü bir şehre gitmeye kalksak
nereye gideriz. Londra, Berlin veya Paris’e mi gideriz yoksa İstanbul’a,
Şama, Kahire’ye, Fas’a mı? İslam tarihi çok kültürlülüğü çok dinliliği
bünyesinde barındırır. İstanbul’da size aynı yerde bulunan onlarca cami,
kilise ve Sinagog, onlarca örnek verebilirim. Size neden bu örneği
veriyorum. İslam toplumunun bu çoğulcu yapısı günümüz küresel dünyasına
geri getirilmeli. İslami şehir hayatı tekilci değil, İslam kültürü
tekilci değildi."
"İnsanlığı her zaman üç kısma ayırırım:
Gelenek, çağdaşlık ve küresellik" diyen Başbakan Davutoğlu, küreselliği
değerlerimiz çerçevesinde yorumlayabilecek yeni düşünürlere ihtiyaç
olduğunu söyledi ve "Değerlerimizi görmezden gelmek bizi yozlaşmanın
kölesi yapar. Yozlaşmayı görmezden gelmek bizi ütopik düşünürler yapar.
Önemli olan tüm bu değerleri öğrencilerimizin, akademisyenlerimizin
zihinlerine yerleştirmektir. Bu ortak akıl oluştuğunda ya benim geçmişte
olduğum gibi bir akademisyen olun ya bugün olduğum gibi bir siyasi
hiçbir çatışma olmayacaktır. Geçmişte akademik hayatımda neyi
savunmuşsam bugün de aynı değerleri savunuyorum" dedi.
Ahmet
Davutoğlu, krizler karşısında küresel alternatif oluşturabilmek için ilk
olarak zihinlerin yeniden inşasının, yaklaşımların yeniden
şekillendirilmesinin ve halka çalışmaya hazır olunmasının gerekliliğini
vurgulayarak, insanlarla iletişim halinde olmadan bunun
gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını kaydetti.
Davutoğlu,
"Halkla birlikte başarıya ulaşabilirsiniz. Şayet başkentte oturursanız
herhangi bir değişim ortaya koyamazsınız. Sizler halkın nabzını, ülkenin
nabzını hissederseniz neler gerçekleştirebileceğinizi hissedersiniz"
dedi.
Refah Üniversitesi'nden ders verebilmiş olma arzusunu
da dile getiren Davutoğlu, Pakistan'ın kendisi için ikinci değil birinci
evi olduğunu söyledi.
"Şundan eminim ki ve derinden
hissediyorum ki Pakistan bizim kalbimiz, kaderleri kaderimiz" diyen
Davutoğlu, "Şayet buradan kötü bir haber gelirse bu haber bizim
kalbimize dokunur. Herhangi bir çağrı olmaksızın Pakistan'a yardım
kampanyası kendiliğinden başlar. Buradan iyi haberler almak istiyoruz"
ifadesini kullandı.
Pakistan'da geçen seçimde yaşanan iktidar
değişiminin güzel bir örnek olduğuna değinen Davutoğlu, Pakistan
halkının başarısının, çalışkanlığının ve çalışmaya hazır nüfusunun
ve stratejik konumunun çok önemli değerler olduğunu kaydetti.
Demokratik bir istikrara ihtiyaç söz konusu olduğunu dile getiren
Davutoğlu, demokratik bir istikrar ve vizyoner bir yaklaşım, akademik ve
sosyal hayattaki durumla birlikte Pakistan'ın yükselen bir yıldız,
Refah Üniversitesi'nin de bunun merkezinde olacağını düşündüğünü
sözlerine ekledi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder