GALATA SURLARI
İstanbul’un hayalet surları pek çoklarına bir "duvar" gibi görünebilir.
Metronun her gün yüz binlerce insanı uzak semtlerden kent merkezine taşımasının cazibesine karşılık bu virane "duvar"ın ışıltısız varlığı bazılarını rahatsız bile edebilir.
Ancak, Bizans'ın zayıf zamanlarında Cenevizlilerin inşa ettiği bu surların arkeolojik ve kentsel değerini günümüzün hiçbir modern ihtiyacı azaltamaz. Galata surlarından küçük bir parçanın bile bugünlere kalması bir bakıma mucize sayılır.
Tanzimat sonrasının İstanbul'unda "modernleşme" hamlelerinin ilk kurbanlarından biri Galata surları olmuştu.
Dönemin yöneticileri bu surları yıkıp Paris ve diğer batı kentlerindeki gibi geniş caddeleri İstanbul'da da açmak istemişlerdi. Bunu büyük ölçüde başardılar da.
Bugün de batı kentlerindeki gibi bir metromuz olsun derken Galata surlarından kalan son nadide parçaları yok etme açmazındayız.
Günümüzde Bankalar Caddesi Karaköy Meydanı ve Kalafatyer’ini içine alan, oldukça dar ve kıyıdaki bir sahayı kaplayan bu bölgeye, imtiyazlı olarak yerleşmiş olan Cenevizlilerin yaptıkları hayalet surlardan günümüze çok az duvar kalıntısı ile burçlara ve kapıları ait bazı kalıntılar gelebilmiştir.
Bizans otoritesi ile Cenevizliler arasında yıllarca süren anlaşmazlık ve yaptırımlar surları şekillendirmiş ve İstanbul’un fethi sırasında Cenevizliler tamamen bağımsız bir devlet tutumunu takip ederek tarafsız kalmaya çalışmışlardır.
Fetihten sonra 1 Haziran 1453’de Fatih Sultan Mehmet ile aralarında imzalanan bir anlaşma ile şehrin sahibi olduklarını reddetmişler buna karşılık da imtiyazlarını korumuşlardır.
Fatih Sultan Mehmet bu anlaşmadan sonra surların bir kısmını yıktırtmıştır.
1454’de Luciano Spinola ve Baldasse Maruffo Fatih Sultan Mehmet’ten
“surların tamirine izin ve şehrin idaresinin kendilerine bırakılması”
için istekte bulundularsa da bu istek yerine getirilmemiş ve buradaki en büyük kilise olan San Paola Kilisesi camiye (Arap Camii) çevrilmiştir.
Galata da bir voyvoda idaresinde kadılık olarak Osmanlı idaresine bağlanmıştır.
Galata surları Haliç ve Boğaz tarafından denizle sınırlandığından karadan gelecek tehlikeye karşı Azapkapı, Şişhane, Galata Kulesi-Tophane arasında idi. Surların önünde 15 m. genişliğinde hendek kazılmıştı.
Bu taraftaki kapılar, arkadaki araziye hendekler üzerinden ağaç köprülerle bağlanmışlardı.
Surların kalınlığı 2 m. çevresi ise 2 800 m. yi bulmakta olup 37 hektarlık bir sahayı kaplıyordu.
Cenevizliler daha sonra sınırlarını genişlettiklerinden aralara bölme duvarları yapmışlardır.
Surların en büyük burcu sahili korumak amacıyla yapılmış olup, bugünkü Yeraltı Camisi bu burçtan istifade edilerek yapılmıştır.
Surların ikinci önemli kulesi ise Galata Kulesi’dir.
Bu surlar XIX. yüzyılın ortalarına kadar gelebilmişler ve bu tarihten sonra inşaat alanı kazanmak için yıktırılmıştır.
Surların üzerlerindeki armalı levhalar ise İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır.
1509 depreminden büyük ölçüde zarar gören bu surlardan günümüze Galata Kulesi’nin civarında sur ve burç kalıntılarından çok azı gelebilmiştir.
Surların deniz yönündeki kapıları, Kürekçi, Yağkapan, Balıkpazarı, Karaköy Kurşunlu Mahzen ve Mumhane Kapısı isimlerini taşıyordu.
Beyoğlu tarafındaki kapılar Büyük ve Küçük Kule kapıları ile Azap Kapısı idi.
İç bölmelerdeki kapılar ise İç Azap Kapısı, Kuledibi Kapısı, Horoz Kapı ve Voyvoda Kapısı idi.
İstanbul’un hayalet surları pek çoklarına bir "duvar" gibi görünebilir.
Metronun her gün yüz binlerce insanı uzak semtlerden kent merkezine taşımasının cazibesine karşılık bu virane "duvar"ın ışıltısız varlığı bazılarını rahatsız bile edebilir.
Ancak, Bizans'ın zayıf zamanlarında Cenevizlilerin inşa ettiği bu surların arkeolojik ve kentsel değerini günümüzün hiçbir modern ihtiyacı azaltamaz. Galata surlarından küçük bir parçanın bile bugünlere kalması bir bakıma mucize sayılır.
Tanzimat sonrasının İstanbul'unda "modernleşme" hamlelerinin ilk kurbanlarından biri Galata surları olmuştu.
Dönemin yöneticileri bu surları yıkıp Paris ve diğer batı kentlerindeki gibi geniş caddeleri İstanbul'da da açmak istemişlerdi. Bunu büyük ölçüde başardılar da.
Bugün de batı kentlerindeki gibi bir metromuz olsun derken Galata surlarından kalan son nadide parçaları yok etme açmazındayız.
Günümüzde Bankalar Caddesi Karaköy Meydanı ve Kalafatyer’ini içine alan, oldukça dar ve kıyıdaki bir sahayı kaplayan bu bölgeye, imtiyazlı olarak yerleşmiş olan Cenevizlilerin yaptıkları hayalet surlardan günümüze çok az duvar kalıntısı ile burçlara ve kapıları ait bazı kalıntılar gelebilmiştir.
Bizans otoritesi ile Cenevizliler arasında yıllarca süren anlaşmazlık ve yaptırımlar surları şekillendirmiş ve İstanbul’un fethi sırasında Cenevizliler tamamen bağımsız bir devlet tutumunu takip ederek tarafsız kalmaya çalışmışlardır.
Fetihten sonra 1 Haziran 1453’de Fatih Sultan Mehmet ile aralarında imzalanan bir anlaşma ile şehrin sahibi olduklarını reddetmişler buna karşılık da imtiyazlarını korumuşlardır.
Fatih Sultan Mehmet bu anlaşmadan sonra surların bir kısmını yıktırtmıştır.
1454’de Luciano Spinola ve Baldasse Maruffo Fatih Sultan Mehmet’ten
“surların tamirine izin ve şehrin idaresinin kendilerine bırakılması”
için istekte bulundularsa da bu istek yerine getirilmemiş ve buradaki en büyük kilise olan San Paola Kilisesi camiye (Arap Camii) çevrilmiştir.
Galata da bir voyvoda idaresinde kadılık olarak Osmanlı idaresine bağlanmıştır.
Galata surları Haliç ve Boğaz tarafından denizle sınırlandığından karadan gelecek tehlikeye karşı Azapkapı, Şişhane, Galata Kulesi-Tophane arasında idi. Surların önünde 15 m. genişliğinde hendek kazılmıştı.
Bu taraftaki kapılar, arkadaki araziye hendekler üzerinden ağaç köprülerle bağlanmışlardı.
Surların kalınlığı 2 m. çevresi ise 2 800 m. yi bulmakta olup 37 hektarlık bir sahayı kaplıyordu.
Cenevizliler daha sonra sınırlarını genişlettiklerinden aralara bölme duvarları yapmışlardır.
Surların en büyük burcu sahili korumak amacıyla yapılmış olup, bugünkü Yeraltı Camisi bu burçtan istifade edilerek yapılmıştır.
Surların ikinci önemli kulesi ise Galata Kulesi’dir.
Bu surlar XIX. yüzyılın ortalarına kadar gelebilmişler ve bu tarihten sonra inşaat alanı kazanmak için yıktırılmıştır.
Surların üzerlerindeki armalı levhalar ise İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır.
1509 depreminden büyük ölçüde zarar gören bu surlardan günümüze Galata Kulesi’nin civarında sur ve burç kalıntılarından çok azı gelebilmiştir.
Surların deniz yönündeki kapıları, Kürekçi, Yağkapan, Balıkpazarı, Karaköy Kurşunlu Mahzen ve Mumhane Kapısı isimlerini taşıyordu.
Beyoğlu tarafındaki kapılar Büyük ve Küçük Kule kapıları ile Azap Kapısı idi.
İç bölmelerdeki kapılar ise İç Azap Kapısı, Kuledibi Kapısı, Horoz Kapı ve Voyvoda Kapısı idi.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder