Ahsarla #etiket

28 Şubat 2015 Cumartesi

Çağrılar güzel ama aslolan uygulamadır 28 Şubat 2015 İSTANBUL

Çağrılar güzel ama aslolan uygulamadır

  28 Şubat 2015 İSTANBUL

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK'nın silah bırakması çağrısının çok çok önemli bir beklenti olduğunu belirtti, "Çağrılar güzel ama aslolan uygulamadır" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan'a gerçekleştireceği resmi ziyaret öncesi Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al Suud'un misafiri olarak bakanlar, bürokratlar ve gazetecilerden oluşan bir heyetle ülkeye gittiğini ifade ederek, 23 Ocak'ta vefat eden Kral Abdullah'ın cenaze namazına katıldığını ve Suudlu kardeşlerinin acılarını paylaştığını söyledi.

 

Ziyaretinin aynı zamanda Kral Selman'ı tebrik amacını da taşıdığını dile getiren Erdoğan, Selman'ın veliaht olduğu dönemde 2013'te ilk resmi ziyaretini Türkiye'ye yaptığını kaydetti.

Erdoğan, uluslararası toplumun gündemini işgal eden olayların çoğunun Türkiye'nin komşularında veya kadim bağlarının bulunduğu coğrafyalarda yaşandığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Cereyan eden her hadiseden, her yeni gelişmeden doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye dahil tüm bölge ülkeleri de etkileniyor. Bilhassa bu hassas süreçte bize, bu coğrafyanın ev sahiplerine, meskunlarına büyük sorumluluklar düşüyor. Bombalanan her şehir bizim şehrimiz, talan edilen miras bizim mirasımız, öldürülen her çocuk bizim evladımızdır. Türbeleri, camileri, kütüphaneleri, binaları tarumar edilen bizleriz, yakıp yıkılan bizleriz. Bu sebeple hadiselere bigane kalmamız, nemelazımcı bir tavır içine girmemiz mümkün değildir. Biz bu anlayışla hemen her fırsatta bölge ülkeleri ve uluslararası ortaklarımızla bir araya geliyor, bölgenin istikrarı ve güvenliğini temin için neler yapabileceğimizi istişare ediyoruz. 2 Mart'ta Riyad'da da kardeşim Kral Selman ile yapacağımız görüşmelerde stratejik ilişkilerimizin ve işbirliğimizin çeşitli yönlerini ele alacağız. Ayrıca bölgemizin güvenlik ve istikrarını etkileyen sorunlar hakkında fikir teatisinde bulunacağız. Bu meyanda Suriye, Filistin, Libya, Irak, Mısır ve Yemen'deki durum ile terörizmle mücadelenin, üzerinde hassasiyetle duracağımız konular olduğunu belirtmek isterim."

Erdoğan, bu konular dahil birçok bölgesel sorunlara ilişkin Suudi Arabistan ile benzer tutum ve yaklaşımlara sahip olduklarını belirterek, görüşmelerin, bölgede akan kanın durması, huzur ve sükun ikliminin tesisi noktasında iki ülke arasında daha yakın eş güdüm ve istişareye imkan sağlayacağını kaydetti.

Türkiye olarak Suudi Arabistan ile ilişkilere her zaman özel önem verdiklerini ifade eden Erdoğan, 12 yıllık başbakanlığı döneminde, gerek başbakan gerek bakanlar seviyesinde ilişkilerin çok çok olumlu istikamette geliştiğini söyledi.

"Arzu ve hedefimiz, bu ilişkilerimizin daha da ileriye taşınması ve derinleştirilmesidir" diyen Erdoğan, cumhurbaşkanı olduktan sonra bunun Suudi Arabistan'a ilk ziyareti olacağını ifade etti. 

Erdoğan, Suudi Arabistan tarafında da aynı iradenin mevcut olduğunu memnuniyetle müşahede ettiklerini belirterek, "İnşallah bu ziyaretim, ilişkilerimizin en üst düzeye çıkartılmasına ve işbirliğimizin her alanda güçlendirilmesine vesile teşkil edecektir" dedi.

PKK'ya yönelik silah bırakma çağrısı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir soru üzerine, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın, HDP grup başkanvekilleri Pervin Buldan, İdris Baluken, HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde bir araya gelmesi sonrası yapılan ortak açıklamayı ve "PKK'ya yönelik silah bırakma çağrısı"nı şöyle değerlendirdi:

"Silahların bırakılması çağrısı, bizler için çok çok önemli bir beklentiydi. Bu, demokratik açılım süreciyle başlayan bir çağrıdır, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'yle başlayan bir çağrıdır. Şimdi de Çözüm Süreci'yle devam eden ve 'Bunu artık noktalayalım' diye hasretle beklediğimiz bir çağrıdır. Tabii çağrılar güzeldir ama aslolan, daha önce de söylediğim gibi, uygulamadır. Acaba bu uygulama şu seçim öncesinde veya seçimlerde araziye ne kadar yansıyacak? Bundan önce mart seçimlerinde maalesef yansımadı, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yansımadı. Yine aynı şekilde devam etti. Temennim odur ki bu yapılan açıklamaların arkasında durulur ve bununla ilgili adımlar da atılır."

"Burada silahı bırakması gereken bölücü terör örgütünün mensuplarıdır. Eğer burada güvenlik güçlerimizin silah bırakması bekleniyorsa, bu ham hayaldir. Böyle bir şey olmaz" diyen Erdoğan, silahın güvenlik güçlerinin enstrümanı olduğunu ve o silahın hedefinin güvenliği sağlamak ve huzuru getirmek olduğunu söyledi.

Erdoğan, "Kalkıp da 'Asker, polis, bunlar da silahı bıraksın' deniliyorsa böyle saçmalık olmaz. Bunun için vardır ve kolay kolay ne güvenlik ne diğer birimler eğer bir teröre teşebbüs yoksa zaten silaha da tevessül etmez, onun da meraklısı değildir. Nerede kullanılacağını bilir ve bu konuda da mevzuat ona zaten nerede kullanılması gerektiğine dair de çerçeveyi çizmiştir. O da o çerçeve içerisinde hareket eder" diye konuştu.

"Samimiyet testini önümüzde çok daha açık ve net göreceğiz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın "Hükümet, yürüttüğü politika ile barış konusunda zerre kadar umut vermiyor" şeklindeki sözleri hatırlatılarak sorulan soruya, şu karşılığı verdi:

"Burada tabii adeta bir ikili görüntü söz konusu. Bugün Yalçın Bey'le birlikte açıklama yapanların yaptığı açıklamalar farklı, eş başkanın yaptığı açıklama farklı. İmralı'ya gidenlerin yaptığı açıklama farklı, eş başkanın yaptığı açıklama farklı. Burada iki maymun oynanıyor. Böyle şey olmaz. Demek bunların oturmuş bir ilkesi yok. Eğer ilkeli bir tavır içerisinde olsalar, ha o zaman Sayın Başbakan Yardımcımızın yanına gelen heyetin yaptığı açıklamayla, eş başkanın yapmış olduğu açıklamanın aynı olması gerekir. Aynı olmadığına göre, burada herhalde hükümetin kendini check etmesi değil, onların kendisini check etmesi gerekir. Çünkü hükümetin zaten Başbakan Yardımcısı olarak yaptığı açıklama ortadadır ve bu açıklama da bugünün açıklaması değildir. Geçmişten bugüne bu konudaki başbakanlığım döneminde de bu açıklamalar aynıdır, aynı çizgi üzere, istikrar üzere gitmektedir. Her şey eninde sonunda uygulamaya dayalıdır. Bu uygulama da nedir? Silahların bırakılmasıdır. Bırakıldığı andan itibaren de zaten bu ülkede huzur, refah ortamı çok daha farklı şekilde gelişecektir."

"Ne istendi de bu ülkede hükümet, 12 yıllık başbakanlığım döneminde verilmedi?" diye soran Erdoğan, "Altyapısından, üstyapısından... Mesela bugün söyleniyor, kimlik... Ret politikalarını biz kaldırdık, asimilasyon politikalarını biz kaldırdık, inkar politikalarını biz kaldırdık. İşte bunlar kimlik sürecidir. Bunları getiren biziz. Olağanüstü hal... Bunu halleden biziz. İnsanca yaşama erdemini getiren biziz. Televizyonlarda kendi dillerinde yayın yapma imkanı getiren biziz. Bunlar yoktu. İstedikleri gibi yayın yapma noktasında yazılı, görsel, bizim iktidarımızda oldu bunlar" diye konuştu.

Erdoğan, Hakkari'de havalimanı inşaatında iş makinelerinin yakıldığını, hizmet götürecek hükümete engel konulduğunu belirterek, şöyle dedi:

"Bütün bunlar acaba samimi bir davranış içerisinde olanlar tarafından yapılır mı? Yapılmaz. Demek ki samimi bir davranış, samimi bir yaklaşım yok. Nedir? Benim Kürt kardeşim uçağa binecek ya. Nereden binecek? Yüksekova'dan. Niye bundan rahatsız oluyorsun? Yarım saatlik mesafeye kadar uçak geliyor. Şimdi nereden biniyor? Van'dan biniyor. Ama burası bittiği anda Yüksekova'dan binecek. Biz hükümet olarak, devlet olarak bu tür hizmetleri götürdük, hala götürüyoruz ama onlar diyor ki 'İstemezük'. Onun için samimiyet testini önümüzde çok daha açık ve net göreceğiz. Uygulama, uygulama, uygulama..."

"Faiz lobisinin tehdidi var"

Merkez Bankası'nın son dönemde uyguladığı faiz oranlarına ilişkin tartışmalar ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'nın istifa ettikleri yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine Erdoğan, bunların dedikodu olduğunu söyledi.

Faiz konusundaki duruşunun bilindiğini ifade eden Erdoğan, yüzde 63 devletin borçlanma faizinden buraya kadar çok ciddi mücadele vererek geldiklerini aktardı.

Burada faizci bir yaklaşım içerisinde olan arkadaşları olduğunu kaydeden Erdoğan, "Bir de faize karşı duran arkadaşlarımız var" dedi. 

Erdoğan, bir puan faizin ülkeye maliyetinin 2,5 milyar dolar olduğunu vurgulayarak, konuşmasına şöyle devam etti:

"Amerika'daki faiz oranlarına bakacaksınız, Japonya'daki faiz oranlarına bakacaksınız, Avrupa ülkelerindeki faiz oranlarına bakacaksınız. Geleceksiniz, İsrail'deki faiz oranlarına bakacaksınız. Bakıyorsunuz eksi faiz oranlarıyla 1-1,5, buralarda dolaşan faiz oranları var. Peki bunlar gerçekten akıllarını ekmek peynirle mi yediler de bu kadar düşük faiz uygulaması yapıyorlar. Bize ne oluyor? Biz niye 7,5 politika faizinde tutuyoruz. Olayı yüksek bazda oradan yüksek banttan baktığımız zaman 11 puan civarında. Komisyonla falan bunu şey yaptığımızda 15, 16 buralara kadar uzanıyor. Böyle bir faiz oranının olduğu bir yerde, bu ülkede yatırım olur mu? Yatırım olmayacağına göre istihdam da olmaz, üretim de olmaz. İhracatçınız rekabet piyasasında da rekabet şansını yakalayamaz. Burada çok ciddi bana göre faiz lobisinin tehdidi var. Biz faiz lobisine hizmet etmekle mükellef değiliz. Bunu kim savunuyorsa savunsun bana göre faiz lobisinin kulu, kölesidir. Bu ülkeye de yine söylüyorum ihanet içindedir."

Erdoğan, bir gazetecinin, "Mısır Cumhurbaşkanı Sisi de yarın Suudi Arabistan'a bir ziyaret gerçekleştirecek. Suudi Arabistan'da kendisiyle bir araya gelme gibi bir durumunuz söz konusu olabilir mi?" sorusuna karşılık "Şaka yapıyorsun herhalde" dedi. 

Gündemlerinde böyle bir şeyin asla söz konusu olmadığını bildiren Erdoğan, "Böyle bir şeyin olabilmesi için çok ciddi bir defa olumlu istikamette adımların atılabilmesi lazım" diye konuştu.

 

 

Güneydoğu'da vatandaşlar gelişmeleri heyecanla takip etti

28 Şubat 2015 ŞIRNAK
 
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde vatandaşlar, PKK'ya silah bırakma çağrısının yapıldığı Dolmabahçe'deki görüşmeye ilişkin gelişmeleri gün boyu heyecanla takip etti.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde vatandaşlar, PKK'ya silah bırakma çağrısının yapıldığı Dolmabahçe'deki görüşmeye ilişkin gelişmeleri gün boyu televizyonların başında takip etti.
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın HDP grup başkanvekilleri Pervin Buldan, İdris Baluken ve HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde görüşme yaptığı saatlerde sokaklarda hareketliliğin gözlendiği bölge illerinde vatandaşlar ortak açıklamayı kahvehane, restoran ve iş yerlerinde televizyondan izledi.
Yıllarca çatışmalar ve gerginlikle anılan bölgede çözüm süreciyle sağlanan huzur ortamının devamını isteyen vatandaşlar PKK'ya silah bırakma çağrısını heyecanla ve memnuniyetle karşıladı.
Diyarbakır 
Esnaf İbrahim Mutlu, AA muhabirine, görüşmeyi televizyonda izlerken gururlandıklarını, baharda silahların susacak olmasından mutluluk duyduklarını belirtti.
İlhan Budak ise silahların bırakılmasını heyecanla beklediklerini dile getirerek, "Barış olduğu zaman herkes huzur içerisinde yaşar, gözyaşı durur. Barışı çok istiyoruz. Cizreliyim ve çözüm süreci ile daha önce memleketimin göremediğim doğal güzelliklerini keşfettim. Bundan sonra Cudi dağında Türk ve Kürt kardeşlerimizle piknik yaparız" şeklinde konuştu.
Esnaf Yunus Eryılmaz, gönüllerinden geçenin memlekete huzur ve barışın gelmesi olduğunu anlatarak, barışa dair umutlarının gün geçtikçe arttığına işaret etti.
Ali Aslan da artık ülkede kimsenin ölmesini istemediklerini vurgulayarak, halk olarak sürecin barışla sonuçlanarak olumlu etkilerinin tüm ülkeye yansımasını istediklerini aktardı.
Şırnak
İşletmeci Mehmet Sayan, çözüm sürecinin olumlu yansımalarını bölgede her alanda hissettiklerini söyledi.
Çözüm sürecinin devam etmesini istediklerini ifade eden Sayan, "Çözüm sürecine güvenerek iş yeri açtım. Beklentimiz çözüm sürecinin ilerlemesi. Bugün yapılan açıklamalar bizi gerçekten çok sevindirdi" dedi.
Emekli Soner Som da özellikle silahların bırakılması çağrısının huzurlu günlerin devamı konusunda umutlarını artırdığına işaret ederek, bu sayede memleketin kalıcı olarak huzura kavuşmasını temenni ettiklerini vurguladı.
"Akan kanın durması her iki kesime de yarar sağlar. Bölge ekonomisi daha da güçlenecektir" diyen Som, şunları dile getirdi:
"Silahların bırakılması ve bölge halkının huzura kavuşması çok güzel. Artık kardeşliğin tesis edilmesini istiyoruz. Akan kanın durması, bölgeye barış gelmesi ile eğitim, sağlık ve diğer hizmetlerde de ilerleme sağlanacaktır. Allah bu işe katkı sunanlardan razı olsun"
Ramazan Tunç, silah bırakılması için bir çağrı yapılması yönünde beklentileri olduğunu kaydederek, yapılan açıklamanın geleceğe dair umutları artırdığına dikkati çekti.
"Artık çözüm sürecine daha da fazla güvenmeye başladık" ifadesini kullanan Tunç, bundan sonra nihai barış için olumlu adımların atılacağına inandıklarını dile getirdi.
Silopi ilçesinde Burhan Ökten, çağrıyı olumlu bulduklarını tek istediklerinin huzur ve barış olduğunu aktardı.
Süleyman Durmuş ise memlekete huzur ve barışın kalıcı olmasını istediklerini ifade ederek, açıklamaları sevinçle takip ettiklerini anlattı.
Batman 
Vatandaşlardan Abdurrahman Akbulut, herkesten bu sürece katkı sunmasını beklediklerine işaret ederek, halk olarak barış, kardeşlik ve huzur içinde yaşamak istediklerini, halkın sesine kulak verilmesini beklediklerini söyledi.
Silahların susması gerektiğine dikkati çeken Akbulut, "Artık kardeş kanının akıtılmaması lazım. Varsa sıkıntılarımız, demokratik bir anlayış içerisinde çözmemiz gerektiğini düşünüyoruz" diye konuştu.
Burhan Ak, açıklamanın sürece dair beklentilerini artırdığını dile getirerek, sürecin şeffaf şekilde yürümesinin halkın desteğini artıracağını kaydetti.
Mehmet Şah Çelik de çözüm sürecini gönülden desteklediklerini dile getirerek, "Sürecin daha hızlı sürdürülerek daha hızlı adımların atılmasını bekliyoruz. Bir an önce silahlar susarak barış ellerinin birbirine uzanması gerekir" şeklinde konuştu.
Nurullah Altun ise vatandaşların süreçle ilgili bu şekilde bilgilendirilmesinden memnuniyet duyduklarını söyledi.
Mardin 
Esnaf Mehmet Deniz, bölgede yaşanan gerginliklerden çok etkilendiklerini anlatarak, bu nedenle çözüm sürecine önem verilmesi gerektiğini dile getirdi.
Herkesin geçmişte yanan ateşi söndürmesi için elinden gelen katkıyı sunması gerektiğine işaret eden Deniz, "Artık kan dökülmesin, analar ağlamasın. Bu acıyı yaşayan bilir. İnşallah memleketimize huzur ve barış gelir. Barış güzeldir" dedi.
Esnaf Ramazan Ekin de her zaman barışı düşündüklerini, tüm ümitlerinin barış yönünde ilerlediğini anlattı.
Mehmet Çelik, bölgenin en çok barışa ve kardeşliğe ihtiyaç duyduğuna dikkati çekerek, farklı kültürleri bünyesinde barındıran Mardin'in barışa rol model olabileceğini aktardı.
Kızıltepe'de yaşayan Abdurrahman Umut da açıklamayı barış için bir müjde olarak nitelendirdiklerini belirtti.
Barışı isteyen herkese dua ettiklerini ifade eden Umut, barışın bölgede canı gönülden beklendiğini söyledi.
Tahir Bilen ise açıklamaları önemli bir adım olarak gördüklerini vurguladı.
Siirt
İşletmeci Hüseyin Çiçek, silah bırakma çağrısını olumlu karşıladıklarını ve Türkiye'de artık olayların yaşanmasını istemediklerini söyledi.
Çözüm süreci ile bölgenin huzura kavuştuğunu ifade eden Çiçek, "Silahların bırakılması için yapılan açıklama çok iyi oldu. Bu olumlu açıklamaların devam etmesini istiyoruz" diye konuştu.
Çiftçi Hasan Kaymaz da çözüm sürecini desteklediklerini barıştan yana olduklarını vurguladı.
Çözüm süreci ile çatışmaların durduğunu aktaran Kaymaz, silahların bırakılmasının bölgede huzuru daha da artıracağını belirtti.




Çözüm Süreci artık milletin malıdır.

28 Şubat 2015 ANKARA
 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, televizyonlarda yayınlanan "Yeni Türkiye Yolunda" adlı ulusa sesleniş konuşmasına, "Şubat yılın en kısa ayı ama milletçe gurur duyduğumuz, heyecan duyduğumuz projeler yanında, milletçe üzüldüğümüz olaylar da yaşadık" ifadeleriyle başladı.
"Şimdi muhtemelen her biriniz ya sofra başındasınız ya akşam yemeğini bitirmiş kahve içiyorsunuz ya da nöbette değişik vesilelerle iş yerlerindesiniz" diye konuşan Davutoğlu, vatandaşların sofralarının bereketli olmasını, sohbetlerinin tebessümle dolmasını, işlerinin hayırlı uğurlu olmasını diledi.
"Gurur duyduğumuz olaylardan bahsetmiştim" diye konuşan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Milletler kritik dönemlerde sınava çekilirler, tarih sınavından geçen milletler bir sonraki döneme gururla ve onurla girerler. Bu sınavları kaybedenler ise sonraki dönemlerde zillet içinde yaşarlar. Böyle bir sınavı 21 Şubat'ı 22 Şubat'a bağlayan gece yaşadık, kahraman Silahlı Kuvvetlerimiz, eşzamanlı iki ayaklı operasyonla, 21 Şubat'ı 22 Şubat'a bağlayan gece saat 21.00'de Suriye'ye girdi. Bir taraftan Süleyman Şah'ın yeni mekanı olacak olan Suriye Eşmesi'ndeki toprak kontrol altına alındı, diğer taraftan da 40 tank, 57 zırhlı araç, 572 kahraman askerimiz Birinci Dünya Savaşı'nda terk ettiğimiz topraklara tekrar girdi ve Karakozak köyündeki Süleyman Şah Saygı Karakolu'na planlandığı gibi gece yarım sularında ulaştı. Ben de bu operasyonu gece 23.00'ten itibaren sabaha kadar aralıksız şekilde Genelkurmay Başkanımız, kuvvet komutanlarımız, kahraman subaylarımız ve askerlerimizle birlikte takip ettim."
Başbakan Davutoğlu, "Emin olun, bütün gece gururla dakika dakika işleyen bir operasyona şahit olmak, benim Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenimi, ülkemizin kapasitesine olan inancımı bir kez daha artırdı. Operasyon esnasında bir kaza suretiyle şehit olan bir askerimiz, Halit Avcı kardeşimiz dışında hiçbir askerimizin burnu dahi kanamadı ve ülkemize salimen döndüler" değerlendirmesinde bulundu.
Bu operasyondaki olağanüstü başarı dolayısıyla başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere kuvvet komutanlarına, Şah Fırat Operasyonu'nda yer alan bütün subaylara, askerlere teşekkürü borç bildiğini dile getiren Davutoğlu, onlarla gurur duyduklarını, onların bu vatan aşkının ülkenin geleceği için en büyük teminat olduğunu bildiklerini vurguladı.
"Türkiye Cumhuriyeti'ne de herkes gücü ve kudretiyle selam duracak"
Şah Fırat Operasyonu nasıl başarıyla tamamlanmışsa, ekonomide ve diğer alanlarda da aynı disiplinle çalışmaya devam ettiklerini bildiren Davutoğlu, yükselen Türkiye'nin ayak seslerinin artık yurt içinde ve yurt dışında her yerden duyulduğunu söyledi. 
Bu ayak seslerinin, çarpıcı bazı mega projelerle nasıl hissedilmeye başlandığı da paylaşmak istediğini belirten Davutoğlu, "12 Şubat'ta İstanbul'da üçüncü havalimanı projesini inceleme ziyaretinde bulundum. Nasıl Genelkurmay karargahında 21 Şubat'ta gururla o çalışmaları takip etmişsem, aynı şekilde üçüncü havalimanı projesinde sağlanan gelişmeleri, ilerlemeleri de aynı gururla takip ettim, brifingler aldım" dedi.
Bu projeyle birlikte İstanbul'un dünyanın en büyük havalimanına kavuşacağını ifade eden Davutoğlu, şu bilgileri verdi:
"Dört fazda ilerleyecek çalışmalar; birinci fazda 2017 29 Ekim'ine kadar, 2 pistte 90 milyon kapasiteli havaalanı inşa edilecek, 2018 yazında üçüncü pist inşa edilecek, daha sonraki üçüncü aşamada kapasite 120 milyona, dördüncü aşamada 150 milyona çıkacak, 150 milyonla dünyanın en büyük havalimanı İstanbul'da inşa edilmiş olacak.
10 milyarı aşkın yatırım projesi, 22 milyarlık kira bedeliyle, 32 milyon 390 milyonluk müthiş bir finansal altyapıya sahip gerçek bir mega proje. Artık doğudan batıya, kuzeyden güneye kim nereye seyir ediyorsa etsin, seyir edenler mutlaka İstanbul'a inecekler, İstanbul'da intikallerini yapacaklar ya da kalacaklar ama mutlaka İstanbul'a selam duracaklar. Nasıl hava ulaşımında İstanbul Havalimanı üzerinden İstanbul'a selam durulacaksa, Türkiye Cumhuriyeti'ne de herkes gücü ve kudretiyle selam duracak."
Bu projeyi bütünleyen bir başka projeyi de dün hem İstanbullular hem de tüm vatandaşlarla paylaştığını anlatan Davutoğlu, bunun da 3 katlı İstanbul tüneli olduğunu belirtti. 
İlk kez dünyada 3 katlı bir tünelle bir boğaz geçişinin, bir geçişin sağlanacağını kaydeden Davutoğlu, ortadaki metro geçişi, üst ve alt katlarda ise kara yolu geçişiyle İstanbul Boğazı'nı bir kez daha denizin 110 metre altından geçeceklerine işaret etti.
Bunun, bütüncül bir proje olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Yani İstanbul'a makro düzeyde bakıldığında 9 raylı sistemi birbirine bağlayan, bunlar arasındaki irtibatları sağlayan bir halka olacak. Tabiri caizse tespih dizileri gibi yürüyen projeler bu adımla birlikte birbirine irtibatlanacak. 3 boğaz geçişi, 3 köprü, 3 havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu bu projeyle birbirlerine kenetlenecekler. İstanbul'u bir anlamda iki kıtayla birlikte bütün kanatlarıyla tek bir uzuv haline getiriliyoruz" ifadelerini kullandı.
Davutoğlu, 6 bin 500 metrelik geçişle bir kez daha Avrupa ve Asya birbirine irtibatlanırken, İncirli, Topkapı, Okmeydanı, Mecidiyeköy, Altunizade, Söğütlüçeşme hattıyla metro üzerinden bu uzun geçiş yolunun 40 dakikaya ineceğini bildirdi.
"Boğaziçi Köprüsü raylı sistemle entegre olacak, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü de otoyolla entegre olmuş olacak. Hasdal Kavşağı'ndan Ümraniye Çamlık'a kadar gidiş 14 dakikada sağlanabilecek" diyen Davutoğlu, İstanbul'un bu projeyle tek bir bütün, makro bir planlamayla birbirine entegre hale geleceğini söyledi.
Kendisini bu projede en fazla heyecanlandıran hususlardan birinin de projenin çevre dostu niteliği olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Bunun için hiçbir yeni arazi kullanılmayacak, hepsi deniz altından, kara altından yürüyecek ve çevreyi kirleten gaz salınımlarında da büyük bir tasarruf sağlanacak, İstanbul'un siluetine de hiçbir şekilde zarar verilmeyecek. Ulaşım yeraltına indikçe yerin üstünde İstanbul'un bir medeniyet merkezi olarak ihya edilmesinin de önü açılmış olacak" değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, yine İstanbul'un özellikle Ankara, İzmir bağlantılarının da bu entegre sistemle daha kısa sürede sağlanacağını dile getirdi.
"Eğer rüyalarınız varsa..." 
Başka bir mega projeden bahsetmek istediğini belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bir başka projeden bahsetmek istiyorum, yine mega projelerimiz. Bildiğiniz gibi GAP dünyanın en önemli kırsal kalkınma projelerinden biri. Önümüzdeki günlerde GAP yeni eylem planını da açıklayacağız. Fakat bunun yanında DAP ve KOP ve DOKAP'ı da geliştirdik. Geçtiğimiz ay içinde DOKAP eylem planını Ordu'da hem Karadenizli hemşehrilerimizle hem vatandaşlarımızla paylaştım. DOKAP ile birlikte, Doğu Karadeniz Kalkınma Planıyla birlikte, Doğu Karadeniz'in gayrisafi milli hasılası Türkiye ortalamasının üstüne çıkartılacak, istihdam artacak ve bu havza gerçek bir turizm havzasına dönüşecek."
Yeşil Yol Projesiyle Doğu Karadeniz'de 2 bin 500 kilometrelik toplam yolun, şu anda 490 kilometresinin bittiğini anlatan Davutoğlu, bu yol tamamlandığında Karadeniz yaylalarını birbirine birleştiren büyük bir projenin gerçekleşeceğine işaret etti.
Ayrıca, yine bütün dünyada bir ilk niteliği taşıyan Ordu-Giresun Havalimanı'nı da bu yıl hizmete açacaklarını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Niye dünyada bir ilk? Çünkü deniz doldurularak havalimanı yapıldı. Eğer hayal ediyorsanız, eğer rüyalarınız varsa, bu rüyaları gerçekleştirecek, inancınız, düşünceniz ve milletinize güveniniz varsa her şeyi yaparsınız. Denizi doldurur hava limanı yaparsınız, Boğaz’ın 110 metre derinine iner 3 katlı tünel yaparsınız, dünyanın en büyük havalimanını İstanbul’a kazandırırsınız. Fakat rüyanız yoksa, hayaliniz yoksa, iddianız yoksa, bu toprakların altında da, üstünde de barınamazsınız. Biz iddiamız olduğu için Şah Fırat Operasyonu'nu nasıl başarıyla yaptıysak, bugün bu ekonomik mega projeleri de adım adım başarıya götüreceğiz." 
Davutoğlu, uluslararası finans kuruluşlarıyla 8 Şubat'ta İstanbul'da bir araya geldiğini, G-20 Dönem Başkanlığını kendileriyle tartıştıklarını bildirdi.
"Türkiye'nin uluslararası finans piyasalarında artan itibarını kendilerinden dinledim, ayrıca Türkiye'nin geleceğe dönük projeleri konularında da bilgi verdim" ifadelerini kullanan Davutoğlu, özellikle 25 öncelikli dönüşüm programının bütün dünyada büyük ilgiyle takip edildiğini kaydetti.
Bu programın bütün Türkiye sathına yayılması için valilere talimat verdiğini bildiren Davutoğlu, valilerle bir araya geldiklerinde hem asayiş hem de ekonomik kalkınma konularını ele aldıklarını söyledi.
"Birçok müjdeyi bu ay içinde de vatandaşlarla paylaştım"
Başbakan Davutoğlu, "Bu ay içinde enflasyon düşme trendini sürdürdü, 7,3'e düştü. İstikrarlı yönetimle bundan sonra enflasyonun da faizlerin de daha aşağıya ineceğine dair inancımız tamdır" dedi.
Ekonomi kalkınırken geniş halk kitlelerinin de bundan istifade etmesi gerektiği inancıyla birçok müjdeyi bu ay içinde de vatandaşlarla paylaştığına dikkati çeken Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Belediye başkanlarımızla yaptığımız toplantıda, özellikle Büyükşehir Yasası ile birlikte kapanan belediye borçları konusundaki şikayetleri daha önce dinlemiştim. Bu şikayetleri göz önüne alarak kapanan belediyelerin borçlarını 1 yıl erteledik. Yani bir belde belediyesi kapanmışsa, ilçe belediyesine borç devredilmişse, bu borç 1 yıl süreyle erteleniyor. Bu belediyelerimizin üzerindeki borç yükünü almak bakımından önemli bir hamleydi.
Yine BAĞKUR mensuplarını yakından ilgilendiren önemli bir kararı daha aldık. Bildiğiniz gibi BAĞKUR borçlarının yeniden yapılandırılması imkanı sağlamıştık, büyük bir vatandaş kitlemiz bu yeniden yapılandırmayı gerçekleştirdi. Ancak yaklaşık 1 milyon 305 bin kişi bunu yapamadığı için sağlık hizmetlerinden yararlanamıyordu. Aldığımız kararla hem hizmetleri, hem primleri dondurarak, 1 milyon 305 bin vatandaşımızın sağlık hizmetlerinden diğerleri gibi eşit şartlarda faydalanmasının önünü açtık. Bu, büyük bir sosyal hizmet anlayışının yansımasıydı." 
"Türkiye öncü ülkedir"
Bu hafta içinde tarımda dünyada yine bir ilk niteliğinde, devrim mahiyetinde bir projeye imza attıklarını belirten Davutoğlu, tarım sektörü entegre yönetim bilgi sistemi, kısa adıyla TARSEY'i devreye soktuklarını söyledi.
Bununla ilk defa bir ülkenin dünyadaki bütün tarım bilgilerini tek bir sistem içinde topladığını ve bu sistemle tarımı en etkin şekilde yönetme kapasitesi kazandığını dile getiren Davutoğlu, birçok dost ülkenin tarım bakanının da katıldığı törende bu özellikleriyle yeni sistemin halka ve dünyaya tanıtıldığını anlattı.
Başbakan Davutoğlu, "Bu yolla yapacağımız ürün planlaması, tarım planlaması, havza planlamalarının alandaki yetkinliğini kontrol etme imkanına sahip olacağız. 10 bin ziraat mühendisi, alandan bilgileri doğrudan aktaracak ve sistem içinde her an Türkiye'nin bütün tarım alanlarındaki üretim şartlarını görme imkanına sahip olacağız. Çiftçilerimiz ise artık e-devlet uygulamasıyla tanışacak ve bürokratik işlemler doğrudan bu sistem üzerinden yapılarak müracaatlar, tahsisler, bütün ödemeler, prim destekleri de yine bu sistemle koordine edilecek" diye konuştu.
Türkiye'nin ilklerin ülkesi olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Türkiye öncü ülkedir, Türkiye ar-ge konusunda artık hamle yapan bir ülkedir. Bu konuda emeği geçen bütün görevlilerimize bir kez daha teşekkür ediyor, çiftçilerimize hayırlı olsun diyorum" dedi. 
Başbakan Davutoğlu, ayrıca, bugün tarım desteklerinin 2 milyar Türk liralık kısmının çiftçilerin önünde olduğunu belirterek, hayırlı, bereketli olmasını diledi.
"Buluşmalara devam ettik"
Bu ay içinde, geçen aylarda olduğu gibi vatandaşlarla ve değişik kesimlerle buluşmalara devam ettiklerini hatırlatan Davutoğlu, 11 Şubat günü gayrimüslim kanaat önderleriyle bir araya geldiklerini, gayrimüslim vakıfların, derneklerin temsilcileriyle yaklaşık 5 saat süren bir toplantıda ülkeyle ilgili genel meseleleri ve bu vakıfların, derneklerin sorunlarını tek tek ele aldıklarını anlattı.
Davutoğlu, "Bir kez daha ifade ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı söz konusu olduğunda hiçbir dini, mezhebi, etnik ayrım söz konusu olamaz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bir tarağın dişleri gibi birbirine eşit ve omuz omuzadır. Bu toplantıya katılan gayrimüslim kanaat önderlerine de teşekkür ediyorum. Son yıllarda sağlanan dini özgürlükler ortamından ve bu cemaatlere sağlanan imkânlardan büyük bir sitayişle bahsettiler ve kadirşinaslıklarını gösterdiler" ifadelerini kullandı.
Yerel medya temsilcileriyle de 19 Şubat'ta bir araya geldiğini, bu buluşmanın da kendisini çok memnun ettiğini belirten Davutğlu, şunları söyledi:
"Ulusal medya hepimizin yakından takip etmesi bakımından daha çok bilinir, maruftur eski tabirle. Yerel medya ise toplumun kılcal damarlarına kadar ulaşan, belki daha az görünen ama daha fazla etkili olan çok geniş bir kanaat önderi camiasıdır. O programda 100'ü aşkın kanala aynı anda bağlanıp düşüncelerimi Anadolu'nun ve Trakya'nın her köşesindeki yerel medyayı izleyen vatandaşlarımıza iletme imkanı buldum. Yerel medya temsilcilerine de tekrar teşekkür ediyorum. Yerel ve yerli medya aslında düşünce özgürlüğünün de ortak aklın üretilmesinin de en önemli araçları olduğunu bir kez daha ifade etmek isterim."
"Birçok açılışlar yaptık"
Geçen ay içinde yurt içi seyahatlerine devam ettiğini, Afyon, Denizli, Kastamonu, Sakarya, Kocaeli, Sivas, Ordu, Giresun ve Antalya'ya ziyarette bulunduğunu anımsatan Davutoğlu, birçok açılışlar yaptıklarını, toplantılarda sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldiklerini belirtti.
Bunlardan sadece birini zikreden Davutoğlu, Antalya'da 365 milyon lira değerinde 152 tesisi hizmete açtıklarını, bütün vatandaşlarla bundan sonra da kucaklaşmaya devam edeceğini bildirdi.
Yurt dışı temaslarının da aksamadığını ifade eden Başbakan Davutoğlu, "Türkiye'de hiçbir şeyi eksik, yarım bırakamazsınız. İçeriye yoğunlaşıp, dışarıyı ihmal ederseniz dünya gündeminden düşerseniz, dışarıya yoğunlaşıp içerdeki gelişmeleri ihmal ederseniz, Türkiye'de etkin bir yönetim sağlama imkanınız kalmaz" dedi.
Şubat ayında Pakistan ve Macaristan'da yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyleri toplantısı yaptıklarını hatırlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Pakistan bizim can kardeşimizdir, İstiklal Harbinde bize verdikleri desteği hiç unutmadık. Ne zaman Türkiye'nin başı derde girse Pakistan, ne zaman Pakistan'ın başı derde girse Türkiye daha hiçbir talep olmadan devreye girer ve gereğini yapar.
Aynı şekilde Macaristan'la da çok köklü ilişkilerimiz var, tarihi derinliğe haiz ilişkilerimiz var. Orta Avrupa'nın bu önemli ülkesiyle de son derece önemli anlaşmalara imza attık ve Avrupa siyasetinde Türkiye'yle Macaristan'ın beraber hareket etmesi konusunda da prensip kararına vardık. Yine Macaristan'da biraz önce de zikrettiğim gibi Gül Baba Türbesini, Galiçya şehitlerini ziyaret edip, huzurlarında divana durdum.
Yurt dışından misafirlerimiz oldu, Irak Kürt Bölgesel Yönetim Başkanı Neçirvan Barzani, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi Türkiye'ye geldiler, dost ve kardeş Irak'taki gelişmeleri onlarla istişare imkanı buldum. Ayrıca Irak Başbakanı Sayın Abadi'yle bir telefon görüşmesinde de Irak'ın birliği, beraberliği için nelerin yapılabileceğini istişare etme imkanı da elde ettim."
Başbakan Davutoğlu, ilerleyen günlerde yurt dışı seyahatlerinin süreceğini belirterek, şu bilgileri verdi:
"Önümüzdeki hafta Pazartesi günü Portekiz'e giderek orada da yüksek düzeyli işbirliği konseyi toplantısı yapacağım. Oradan New York'a geçeceğim, New York'ta Türkiye'ye bir yatırım ülkesi olarak bakmalarını teşvik etmek üzere uluslararası yatırımcılarla buluşacağım. Uluslararası yatırımcılara Türkiye'deki ekonomik gelişmeyi, siyasi istikrarı anlatarak, yükselen Türk ekonomisinin daha da cazibeli bir yatırım ülkesi haline gelmesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile görüşeceğim ve Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna da hitap edeceğim."
Üniversite öğrencisi Özgecan'ın ölümü
Davutoğlu, yüreklerde acıyla hissettikleri hatıraları Şubat ayında geride bıraktıklarını belirterek, "Malatya'da eğitim uçuşu esnasında iki uçağımızın düşmesi sonucunda 4 kahraman pilotumuz şehit oldu. Kabil'deki terör saldırısında yine kahraman bir askerimiz şehit oldu. Onlara Allah'tan rahmet diliyorum" ifadesini kullandı.
Büyük milletlerin dünyanın her yerinde sınamalarla karşı karşıya kaldığını dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Büyük milletin fertleri olmak onur verici bir geçmişe, onur duyulan bir geleceğe hazırlanmak kadar bazı fedakarlıklar da yapmayı beraberinde getiriyor.
Yine bu ay içinde bizim yüreğimizi yakan, bütün bir milleti infiale sevk eden birtakım cinayetlere de şahit olduk. Özgecan Aslan kızımızın hunharca katledilmesine bütün bir millet olarak tepki verdik. Şu anda sizler televizyonları başında beni izlerken hepiniz sağınızda belki kızınız, solunuzda oğlunuz veya kardeşiniz oturuyor. Herkesi bir muhasebeye davet ediyorum, bu toplumda şiddet kültürünü tümüyle yok etmeliyiz. Özgecan Aslan'ın ölümü üzerinden uyanan ortak bilinç, bu ölümün acı hatırasına rağmen hepimizde bir ümit yeşermesine de yol açtı, bu ortak bilinci harekete geçirmeliyiz. Bu ortak bilincin sözcüsü olan Özgecan'ın babası Mehmet Aslan'a bir kez daha teşekkür ediyorum. Hiçbir intikam hissi duymaksızın yaptığı çağrılar hepimizin kulağında ve kulağımızın ötesinde yüreğimizde derin izler bıraktı, işte Anadolu irfanına sahip yiğit bir insanın sözleriydi bunlar."
Davutoğlu, Özgecan'ın hatırasının unutulmaması, bir daha kadınların, kızların, çocukların şiddete maruz kalmaması için Antalya'da bir gençlik merkezine Özgecan'ın adını verdiklerini anlattı.
"Her türlü tedbiri alacağız"
"Dışişleri Bakanlığı kariyerimde en fazla gurur duyduğum olaylardan birisi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığını yaptığım 2012 başında İstanbul Sözleşmesi adını verdiğimiz, kadına yönelik şiddet konusunda uluslararası bir sözleşmeyi hazırlamış ve Avrupa Konseyi’ne kabul ettirmiş olmamızdı" diyen Davutoğlu, hem uluslararası hem de ulusal alanda kadına ve çocuğa yönelik şiddet konusunda mücadele etmeye kararlı olduklarını ve bunu ulvi bir görev gördüklerini bildirdi.
Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak da en önemli görevlerinin başında şiddet kültürünü toplumda mümkün olduğunca tasfiye etmenin geldiğini vurgulayarak, özellikle de kadına ve çocuğa yönelik şiddet konusunda her türlü tedbiri alacaklarını aktardı.
"Zinhar şiddete yönelmemelerini tavsiye ediyorum"
Ege Üniversitesindeki gerginliğe de değinen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Yine acı bir olay da Ege Üniversitesi'nde Fırat Çakıroğlu kardeşimizi kaybettik. O gün onun da babasıyla görüştüğümde derin evlat acısını telefondaki sesinden hissettim.
Gençlerimize buradan seslenmek istiyorum. Sadece bu ülkeyi yönetme sorumluluğu üstlenmiş bin devlet adamı olarak değil, bir hoca olarak, bir baba olarak, hayatında öğrencileri arasında hiçbir zaman ideolojik ya da siyasi ayrım yapmamayı en temel ahlaki ilke edinmiş bir öğretim üyesi olarak, 70'li yıllarda kutuplaşmalardan çok acı çekmiş, gençliğini o yıllarda yaşamış bir üniversite öğrenci hareketi lideri olarak da, gençlerimizden her türlü konuda görüşlerini tartışmaya açmalarını, medeni bir şekilde tartışmalarını, görüş ayrılıkları konusunda ihtilaf etmekten çekinmemelerini, ama zinhar şiddete yönelmemelerini tavsiye ediyorum."
Davutoğlu, "Üniversite gençliğinin farklı kanaatlere sahip olmasından daha doğal hiçbir şey olamaz, üniversite geçlerinin heyecanlı tartışmalarından daha doğal da bir şey olamaz ama bu farklı kanaatler aranızdaki dostluğu, bu ülkenin vatandaşı olmaktan gelen ortak kader bilincini yok etmesin. Birbirinize yönelik şiddet sözleri sarf etmektense, fikirleri konuşturun. Şiddet yöntemlerine başvurmaktansa muhabbet yöntemleri kullanın. Emin olun, şiddetin yol açabileceği hiçbir başarı muhabbetle gönüllere girmenin başarısını örtemez" şeklinde konuştu.
Gazeteci Köklü'nün öldürülmesi 
Davutoğlu, gazeteci Nuh Köklü'nün, çok acı bir olayda hayatını kaybettiğini anımsatarak, merhuma Allah'tan rahmet diledi, ailesine de taziyelerini sundu.
Hiçbir şekilde şiddet ve şiddete yönelik gidebilecek herhangi bir eylem içinde olunmaması gerektiğine dikkati çeken Davutoğlu, özgürlüklerin korunması ve iç güvenlik reformundaki temel amaçlarının, özgürlüklerin güvenlikle birlikte gerçekleşmesi olduğunu söyledi.
Davutoğlu, kesinlikle toplantı, gösteri yürüyüşü yapma özgürlüğü de dahil hiçbir özgürlüğe herhangi kısıtlama gelmeyeceğini ve böyle bir niyetlerinin söz konusu olmadığına işaret ederek, şu ifadelere yer verdi:
"Ancak toplantı ve gösteri yapmak özgürlüğünü istismar ederek 6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi şehirlerimizde şiddeti hakim kılmak, tahripkarlık yapmak, vandalizme yönelmek isteyenlere karşı da tedbir almak devlet görevidir. Bu tedbirlerin hepsi Avrupa standartlarındadır, defaatle bunlarla ilgili bilgi verdim. Farklı kanaati olanları dinlemeye hazırız, ancak Avrupa Birliği standartlarında güvenliği sağlayan, güvenliği temin ederek özgürlüklerin en iyi şekilde yaşanmasını garanti altına alan bir düzenleme söz konusu. Bu paket içinde nüfus işleriyle ilgili devrim mahiyetinde adımlar var, Jandarma Genel Komutanlığımızın İçişleri'ne bağlanması var, emniyet teşkilat yapısının demokratikleşerek yeniden yapılanması var, kolluk kuvvetlerine tanınan yetkiler dışında kolluk kuvvetlerinin denetimi de var. Dolayısıyla, Türkiye demokratik bir ülke olarak geleceğe yönelik attığı her adımda evresel insan hakları ve özgürlükleri esas alır."
Çözüm Süreci
"Hazır bu şiddet ortamı üzerinde konuşmuşken, bu şiddet ortamını ve Türkiye'de geçmişte ortaya çıkan birçok yarayı sarmak üzere başlattığımız hayati bir sürece de tekrar atıfta bulunmak istiyorum. Hemen anladınız herhalde, Çözüm Süreci" görüşünü paylaşan Davutoğlu, Çözüm Süreci'nin, milleti kardeşlik bağıyla birbirine irtibatlandıran bir süreç olduğunu belirtti.
Çözüm Süreci'nin, demokratik haklar üzerinden vatandaşların eşitlik içinde bir arada yaşama kültürünü ortaya koyacağı bir süreç olduğunu dile getiren Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Çözüm süreci, 2005 Sayın Cumhurbaşkanımızın Diyarbakır konuşmasından bu yana çok ciddi merhalelerden geçti, büyük engellerle de karşılaştı. Türkiye'nin etrafındaki ateş çemberine Türkiye'yi sokmak isteyenler, Türkiye'de terörün yaygınlaşması ve şiddet ortamının derinleşmesi için çok çaba sarf ettiler. Çözüm Süreci artık milletin malıdır, çözüm süreci milli bir süreçtir, yerli bir süreçtir, bu ülkenin bütün vatandaşlarının sahiplendiği bir süreçtir. Önümüzdeki günlerde çözüm süreci konusunda çok daha sağlam adımlar atılacağına inancımız devam etmektedir" dedi. 
Davutoğlu, bütün vatandaşları da Türkiye'yi, Suriye ve Irak gibi kaos ortamına sürüklemek isteyenlere karşı Çözüm Süreci'ni ve ülkedeki demokratikleşme sürecini sahiplenmeye davet etti.
"Vatandaşlarımızın özgürlükleri insanlık onurunun bir parçasıdır" 
"Hangi mezhep veya etnik kökenden olursa olsun, bütün vatandaşlarımız bizim için azizdir, bütün vatandaşlarımızın can güvenliği, hayat hakkı kutsaldır, bütün vatandaşlarımızın özgürlükleri insanlık onurunun bir parçasıdır" diyen Davutoğlu, bu özgürlükleri ve Türkiye'nin demokrasisini teminat altına almak için hep beraber 7 Haziran seçimlerine yürüdüklerini anlattı.
"Bugün aslında bu açıdan son derece anlamlı bir gün, 28 Şubat, Türk demokrasisine, seçilmiş bir hükümete karşı yürütülen örtülü bir darbe faaliyetinin yıl dönümündeyiz" şeklindeki görüşünü dile getiren Davutoğlu, artık 28 Şubat ve onun dayandığı eski Türkiye mantığı zihniyetinin tamamıyla devre dışı olduğunu kaydetti. 
Davutoğlu, yeni Türkiye'de bir daha meşruiyetini ve gücünü halktan almayan hiçbir hareketin bu milletin kaderine hükmedemeyeceğini vurguladı.
Demokrasinin, çok emin bir şekilde, sağlam temellerde ilerlediğine dikkati çeken Davutoğlu, 7 Haziran'ın bu anlamda büyük bir şans olduğunu söyledi.
Tüm vatandaşları oy kullanmaya davet etti
Hangi partiye oy verirse versin, verecek olursa olsun bütün vatandaşları 7 Haziran'da sandık başına gitmeye davet eden Davutoğlu, ülkenin geleceğinin ancak ve ancak halkın iradesini yansıtan sandıklardan çıkacağını bildirdi. 
Ülke ve ülkenin geleceğiyle ilgili söz sahibi olmak isteyen herkesin, demokratik seçimler üzerinden aday olması ya da aday olanlara oy vermesi gerektiğini dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Seçme ve seçilme hakkı bir insanlık hakkıdır, bir insanlık onurudur. Bu anlamda vatandaşlarımızın, her zaman demokrasiye sahip çıkmış vatandaşlarımızın 7 Haziran'da da sandığa sahip çıkacağına inancım tamdır. Herkes demokratik hakkını kullanmalı ve Türkiye bir demokrasi destanı daha yazmalı.
Aziz milletim, dünyadaki ekonomik küresel krizi takip ediyorsunuz, çevremizdeki ateş çemberini de görüyorsunuz ama Türkiye'nin bu ekonomik kriz içinde yükselen bir ekonomiye, çevredeki ateş çemberi içinde istikrarlı bir yönetim sahip olmasını da hep beraber gururla izliyorsunuz. Hiç merak etmeyiniz, Türkiye geleceğe emin adımla yürüyecektir, hiçbir şekilde kaos ortamına sürüklenmeyecektir, ekonomisi hiçbir şekilde kriz ortamına girmeyecektir. Geleceğe emin bir şekilde yürüyünüz, geleceğe güvenerek bakınız. Türkiye 2023'e yürürken yükselen ekonomisi, sağlam demokrasisiyle parlak bir geleceğe de yürüyor."



Süreci sonuca ulaştırmakta kararlıyız.

  28 Şubat 2015
 
 
Başbakan Yardımcısı Akdoğan, HDP heyetiyle görüşme sonrasında, "Silahların devre dışı kalması demokratik gelişime hız katacaktır. Süreci nihai sonuca ulaştırmakta kararlıyız" dedi.
 

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, çözüm sürecine ilişkin "Silahların bırakılmasına yönelik çalışmaların hız kazanması, tam anlamıyla bir eylemsizliğin hayata geçmesi ve demokratik siyasetin bir yöntem olarak öne çıkartılması konusundaki açıklamayı önemli görüyoruz" dedi.
Akdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala, HDP grup başkanvekilleri Pervin Buldan, İdris Baluken ve HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde bir araya geldi.
Yalçın Akdoğan, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, çözüm sürecinde önemli bir aşamaya geldiklerini belirterek, HDP heyetinin dün İmralı'ya giderek, bir görüşme gerçekleştirdiğini aktardı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun başkanlığında Çözüm Süreci Kurulu'nda, gelinen aşamayı tüm boyutlarıyla kapsamlı olarak ele aldıklarını ifade eden Akdoğan, "Silahların bırakılmasına yönelik çalışmaların hız kazanması, tam anlamıyla bir eylemsizliğin hayata geçmesi ve demokratik siyasetin bir yöntem olarak öne çıkartılması konusundaki açıklamayı önemli görüyoruz" diye konuştu.
AK Parti iktidarı olarak 12 yıldır, "Akan kan dursun, analar ağlamasın" diyerek, sessiz devrim niteliğinde adımlar attıklarını vurgulayan Akdoğan, her türlü sorunun çözüm yeri olarak siyaset kurumunu gördüklerini söyledi.
Akdoğan, demokrasinin, sorunları konuşabilecek, tartışabilecek, çözüm yoluna koyabilecek imkan ve kabiliyete ulaştığına dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Demokrasimizin daha ileri noktalara ulaşması için bütün toplum kesimlerinin, siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının el birliğiyle gayret göstermesi gerektiği de açıktır. Silahların devre dışı kalması, demokratik gelişime hız katacaktır. Bir kısım konu başlıkları uzun yıllardır konuşuluyor, tartışılıyor. Bundan sonra da özgüven içinde, tartışmaktan, konuşmaktan geri durmamamız gerekiyor. Aslında gök kubbenin altında konuşulmadık bir şey kalmadı. Demokrasilerde halkın desteğini alan düşünceler, görüşler, politikalar değer kazanır. Biz de milletimizin hayır duası ve desteğiyle süreci nihai sonuca ulaştırmakta kararlıyız. Yeni anayasayı birçok köklü ve kronik sorunun çözümünde önemli bir fırsat olarak görüyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, uygulama önem taşımaktadır. Sürecin ete kemiğe bürünmesi, somut gelişmelerin yaşanması önemlidir. Bu çerçevede iyi niyetli, samimi, kararlı bir şekilde sürece sahip çıkılması, tüm kesimlerin katkıda bulunmak için taşın altına elini koyması, zorlukları kolaylaştıracaktır. Sorunlara demokratik çözümler bulmak, bölen ve ayrıştıran değil, birleştiren ve güçlendiren bir etki yapmaktadır. Temel hak ve özgürlükleri daha da geliştirmek, hakça ve kardeşçe bir ortam hazırlamak ancak bütünlüğe katkı sağlar. Vatandaşlarımızın aidiyet duygusunu daha da geliştirir."
"Her şey Türkiye için"
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, temel sorunlarını geride bırakan Türkiye'nin, bölgesel ve küresel bir güç haline geleceğini belirterek, çözüm sürecinin zor, meşakkatli, "akşamdan sabaha" bitmeyecek bir süreç olduğunu bildiklerini anlattı.
Akdoğan, "Ancak samimiyet, cesaret ve kararlılıkla sonuca ulaşacağımıza da inanıyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi 'Biz birlikte Türkiyeyiz' ve 'Her şey Türkiye için" şeklinde konuştu.
"Olağanüstü kongre çağrısı"
HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, çözüm sürecinde gelinen aşamaya ilişkin, Abdullah Öcalan'ın temel belirlemesinin "Bu 30 yıllık çatışma sürecini kalıcı barışa götürürken demokratik bir çözüme ulaşmak temel hedefimizdir. Asgari müştereğin sağlandığı ilkelerde silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK'yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum. Bu davet silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin almasına yönelik tarihi bir niyet beyanıdır" şeklinde olduğunu aktardı.
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala, HDP grup başkanvekilleri Pervin Buldan, İdris Baluken, HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofis'te bir araya geldi. 
Görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklama yapan Önder, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne kadar süregelen demokratikleşme sorunları ve son 30 yılda 40 binden fazla insanın yaşamına mal olan Kürt meselesinin çözümüyle ilgili yürütülen çözüm süreci çalışmalarında tarihi bir karar sürecinin eşiğinde bulunulduğunu söyledi.
Önder, başlangıcından bugüne bu sorunun devletin dönüşümüyle ilişkili olduğunu belirterek, konuşmasında şunları kaydetti:
"Bugüne kadarki egemen devlet zihniyeti bu meseleyi salt iktidarlaşma aracı olarak düşünmüş ve kör şiddetin kurbanı haline getirmekten çekinmemiştir. Dolayısıyla çözümün barış ve evrensel demokrasiyle bağı sağlıklı kurulmadıkça kurmaya çalıştığımız demokratik barışın devlet ve toplum yapısından haktan, adaletten ve eşitlikten yana bir dönüşüm sağlaması düşünülemez. Bu itibarla süreç Cumhuriyet tarihi boyunca varlıkları yadsınan ve dışlanan tüm unsurların özgür ve eşitçe tanınması ve yeni norm sisteminde kendileri olarak yer almalarıyla gelişmek durumundadır. Tarihin bize yüklediği büyük sorumluluk, çözümün de çözümsüzlüğün de salt bizim toplumlarımızla ilgili olmayıp, tüm bölgeyi hatta dünyayı etkileyen bir muhtevası olmasıdır."
Öcalan'ın belirlemesi
HDP Milletvekili Önder, dolayısıyla bölgenin 100 yıllık dengeleri alt üst olurken küresel ve bölgesel zorbalıkların yol açtığı algısal ve iradesel yaklaşımların evrensel insani değerler ölçüsünce geliştirilerek aşılması gerektiğini vurguladı.
Muhtevası gereği çok hareketli ve dinamik bölgesel koşullar gözönüne alındığında sürece de dinamik bir yaklaşım gerektiğini kaydeden Önder, şöyle konuştu:
"Bütün bu belirlemelerin ışığında zaman zaman aksamalar ve kırılmalarla yürütülen diyalog süreci resmi, ciddi ve sorumlu bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır. Süreçte gelinen aşamaya ilişkin Öcalan'ın temel belirlemesi de şudur:  'Bu 30 yıllık çatışma sürecini kalıcı barışa götürürken demokratik bir çözüme ulaşmak temel hedefimizdir. Asgari müştereğin sağlandığı ilkelerde silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK'yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum. Bu davet silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin almasına yönelik tarihi bir niyet beyanıdır'."
10 madde
HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, hem gerçek bir demokrasinin hem de büyük barışın temel omurgasını teşkil edecek olgusal başlıkları şöyle sıraladı:
"1. Demokratik siyaset; tanımı ve içeriği,
2. Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması,
3. Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri,
4. Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına dönük başlıklar,
5. Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları,
6. Çözüm sürecinde demokrasi-güvenlik ilişkisinin kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması,
7. Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri,
8. Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi,
9. Demokratik Cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması,
10. Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleşleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa."
Önder, "Tüm bu hususlarda beklenen tarihi gelişmelerin hayata geçebilmesi için tahkim edilmiş bir çatışmasızlığın elzem olduğuna şüphe yoktur. Biz de HDP heyeti olarak, tüm demokratik çevreleri ve barıştan yana olan kesimleri, gelinen bu demokratik müzakere ve çözüm aşamasına güç katmaya davet ediyoruz. Barışa her zamankinden çok daha yakın olduğumuzu bilerek, emek veren ve verecek olan tüm demokrasi güçlerini selamlıyoruz" dedi.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder