Ahsarla #etiket

19 Şubat 2015 Perşembe

Birinci görevimiz, şehirlerin kadim kimliğini korumaktır 19 Şubat 2015 ANKARA

Kapanan belediyelerden intikal eden borçlar 1 yıl ertelendi.

19 Şubat 2015 ANKARA
 
Başbakan Davutoğlu, kapanan belediyelerden ilçe ve büyükşehir belediyelerine intikal eden borçların bir yıl ertelendiğini söyledi.


Başbakan Davutoğlu, Ankara Rixos Otel'de düzenlenen AK Parti Belediye Başkanları İstişare ve Yönlendirme Toplantısı'nda konuştu.
Davutoğlu, şehir ve istişarenin birbirine tamamlayan  kavramlar olduğunu belirterek, sürekli istişarenin, AK Parti tarafından bir gelenek haline getirildiğini söyledi.
Şehirlerin ihyasını, AK Parti Kurucu Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 1994’teki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemindeki efsanevi başarılarından sonra, AK Parti siyasetinin temeli haline getirdiklerini ifade eden Davutoğlu,  bu sebeple şehir ve şehir sorunları bağlamında, 62. Hükümeti kurduktan sonra da birçok ilde istişare faaliyetlerinde bulunduklarını anlattı.
Şehirlerin geleceğini nasıl ihya edeceklerini tartıştıklarını, Büyükşehir Yasası'nın getirdiği yenilikleri ele aldıklarını dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Neden şehir ve istişare aynı mantığı, aynı felsefeyi yansıtır, bilir misiniz? İstişare, ortak şuur, bilinç oluşturma faaliyetidir. Tek tek akıllardan bir ortak akıl üretme faaliyetidir. Şehir ise tek tek bireylerden ortak hayat kültürü oluşturma faaliyetidir. İstişareyi ihmal ettiğiniz zaman ortak hayat anlayışı yok olur. İstişare kimliğini kaybeder. Aslında AK Parti belediye başkanları ne zaman bir araya gelseler, bu sadece belediye başkanları arasında istişare olmuyor, aynı zamanda Türkiye’nin en geniş ortak akıl üretme çabası oluyor. Çünkü başka hiçbir partinin Türkiye’nin her yerindeki, halkla temas kuran, onlarla yüz yüze, gönül gönüle bakan belediye başkanları yok. Belli bölgelere sıkışmış partiler, ancak o bölgelerin sorunlarıyla ilgilenebiliyorlar. Biz, 18 büyük belediye başkanımız, 30 il belediye, 583 ilçe belediye, 215 de belde belediye başkanımızla, toplamda 846 belediye başkanımızla Türkiye’nin en geniş şehir istişare platformunu oluşturuyoruz. Bugün de bu platformu daha yaygınlaştırmak ve bir kader seçimine, 7 Haziran'a doğru giderken, belediyelerimizdeki durumu daha da ötesine, 2023’e giderken şehirlerimizin ve medeniyetimizin yeniden ihya projesini hayata geçirme konularını ele alacağız. Zor şartlarda, kış şartlarında Türkiye'nin her yerinden teşrif eden belediye başkanlarımıza teşekkürü borç biliyorum, istişaremizin hayırlı olmasını diliyorum.”
"Edirne'yi Selimiye'den, İstanbul'u Ayasofya’dan ayırmak mümkün mü?"
Şehirlerin, üç unsurun bir araya gelmesiyle oluştuğuna dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:
"İşlevsel ve estetik yönü vardır. Mahalleden başlayarak, şehrin bütününe sirayet eden, şehir kültürü temel itibarıyla aslında sosyal hayatın olmazsa olmaz şartıdır. Şehrin olmadığı yerde ortak hayat alanı yoktur, ortak hayat alanının olmadığı yerde de insani sosyal çevre oluşması imkansızdır. İbn-i Haldun ve birçok düşünür, şehir ile medeniyet arasında öyle bir bağ kurmuştur ki şehrin olmadığı yerde bir sosyal düzenin olması da söz konusu değildir.  Pazar vardır, külliye vardır, medrese vardır, geleneksel şehir anlamında. Bugün piyasa vardır, üniversite, ticaret odaları, sanayi odaları vardır. İşlevsel bütünlüktür. Sosyal hayat bakımından organik bütünlüktür. İşlevsellik bakımından bir kurumsal bütünlüktür. Bu kurumsal bütünlüğü, işlevselliği sağlayabilmek şehir hayatının olmazsa olmaz şartıdır. Ama insanlar bir arada yaşamak için şehirleri kursa dahi, şehrin olmazsa olmaz şartı estetik, mimaridir, şehre ruhunu veren, o şehri oluşturan insanların dünya görüşüdür, mekana, tarihe, zamana bakışıdır. Şehrin formuna, şekline yön veren ise o şehrin estetik öncülerinin şehre kattığı mimari değerlerdir. Edirne'yi Selimiye'den, İstanbul'u Ayasofya'dan ayırmak mümkün mü?
Şehri dokuyan mantıkla, şehri dokuyan anlayışla şehrin formu arasında ayrım yapmak mümkün değil. Dolayısıyla sizin vazifeniz şehrin organik bütünlüğü oluşturan bütün yapıları, mahalleden büyük şehre  kadar inşa etmek, o yapılar arasında insani bağ kurmak ve organik karakterini korumaktır. Yine sizin vazifeniz Türkiye'nin her yerinde şehrin işlevsel yönünü tahkim etmektir. Pazarını, piyasasını güçlendirmek, sanayisi tarımını takviye etmek, şehrin bütün işlevselliğini yansıtan kent konseyleri istişareleriyle şehrin işlevsel bütünlüğünü sağlamaktır. Bütün şehirlerde mimariyi her yönüyle göz önünde bulunduran bir estetik, mekana yansıyan estetik oluşturmaktır. Bunları bütün şehirlerimizde, hatta ilçelerimizde ve beldelerimizde yapılması gereken şeyler.”
"Bir de her bir şehir için özel olarak ihtimam gösterilmesi gereken noktalar var" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ Bu da şehrin diğer şehirlerden ayıran, özgün karakteriyle ilgilidir. Her şehrimiz güzeldir. Her şehrimizle konuştuğumuzda onlarla onun mimarisiyle, ruhuyla konuştuğumuzda bize öğreteceği bir medeniyet dersi vardır. Ama aynı zamanda her şehrin kendine özgün karakteri vardır. Bu açıdan baktığınızda şehirlerimize, üç unsura dikkatini çekmek isterim; öyle şehirlerimiz vardır ki, kadimden bu yana insanlığın hülasasını oluşturmuşlardır. Hala yaşayan kadim bir geleneği yansıtırlar. O şehirlerde birinci görevimiz, o kadim geleneği, ruhu, nüfuz etmiş mimarisini korumaktır.”
"Birinci görevimiz, şehirlerin kadim kimliğini korumaktır"
Her şehrin ayrı bir özelliği bulunduğunu, keşfedilmemiş hazine gibi duran birçok şehir bulunduğunu kaydeden Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bütün bu şehirlerde bizim birinci görevimiz, bu şehrin kadim kimliğini korumaktır. O kadim kimliğe verilecek en küçük zarar dahi, aslında bizim milli kültürümüze vurulan en büyük darbedir. Bu şehirlerimizde bu kadim özelliği koruyacağız. İkinci kategoride şehirlerimiz var ki bu şehirler de entegre ekonomik hayat ve yükselme potansiyeli söz konudur. Birçok şehrimizde olan bu özelliği, yani gelişen, sanayisi yükselen bir ekonomik iktisadi faaliyeti, ulaştırma akısları üzerinde bulunma niteliği, Kayseri, Gaziantep gibi, kadim niteliği olan Konya, Denizli, ekonomi bağlamında da çekim alanı oluşturmaya başlayan şehirlerimiz, kadim ve gelişen sosyal yapıların yansıtan bu bu yönüyle de sorunları ve fakat aynı zamanda büyük birikimleri olan şehirler. Buralarda gelişen sanayinin tarım alanlarını boğmaması, gelişen sanayinin kültürel dokusunun mimari bakımından zedelememesi için özel çaba sarf etmek gerekir. Bazı şehirlerimiz, son yıllarda olağan üstü gelişme trendi içine girdiği için o gelişme trendiyle o geleneksel dokuyu bir arada muhafaza etmek lazım."
Üçüncü grup şehirlerin de küreselleşen dünyada yükselen niteliğiyle öne çıkan şehirler olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şunları kaydetti:
"En çarpıcı örneği İstanbul olmasıdır. İstanbul bütün bu nitelikleri bünyesinde barındırıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız kar dolayısıyla biraz gecikti galiba ama İstanbul, İzmir, Antalya gibi dünyaya daha açık olma potansiyeli taşıyan ve daha çok turist çeken şehirlerimizde mutlaka küresel istatistiklerde rol oynayabilecek nitelikte dönüşümleri gerçekleştirmek lazım. İstanbul’da dünyanın en büyük havalimanını inşa etmek, aslında 6. yüzyılda dünyanın en büyük mimari şah eseri olan Ayasofya'yı inşa etmek ya da 16. yüzyılda Osmanlı ve dünyanın mimari şah eseri olan Mimar Sinan'ın o güzel kubbelerini Süleymani'de inşa etmek arasındaki bağı bizim kurabilmemiz lazım. Eğer birini diğerine alternatif ve karşıt olarak görürsek birinde gösterdiği estetiği özeni diğerinde göstermezsek işte o zaman küreselleşme bizim İstanbul başta olmak üzere şehirlerimizi boğmaya başlar.
Kadimi koruyacağız, modern hayatın getirdiği işlevselliği şehirlerimizde yaygınlaştıracağız. Küreselleşmenin getirdiği meydan okumalara ve gerekliliklere cevap teşkil edecek  şehir politikaları geliştireceğiz. Dolasıyla her bir şehrimiz için genel şehir stratejimiz etrafındaki prensiplerle organik sosyal hayat, işlevsellik ve estetik, her bir şehrimizi buna yansıtacak özellikleri bulmak geliştirmek sizlerin, belediye başkanlarımızın birinci görevidir."
"Şehir aidiyeti olmadan şehir gelişmez"
Şehirlerin tarihi kimliğinin bozulmasına izin vermeyeceklerini belirten Davutoğlu, vatandaşların daha rahat hayat şartlarına kavuşmasını engelleyen bir tutum içinde olunmasına da izin vermeyeceklerini söyledi. Türkiye'nin şehirlerinin gittikçe artan hayat kalitesi ile dünyanın öncü şehirleri içinde olmasını sağlayacak politikaların geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Şehir aidiyeti olmadan şehir gelişmez, şehir geleceğe hazırlanamaz. Şehir aidiyetini mutlaka geliştirmeliyiz. İnşa ettiğimiz parklarla, tarihi ortamla her bir fert o şehirli olmaktan, hemşehri olmaktan gurur duymak durumundadır. Şehir aidiyetini geliştirecek olan da başta o şehirlerin belediye başkanlarıdır. Şehir derken sadece il merkezlerini, büyükşehirleri kastetmiyorum. İlçelerde de beldelerde de bu aidiyet önemlidir."
Nezaketin şehrin temel dokusu haline getirilmesinin de önemli olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şehirlerde şiddet, nefret, karşıtlık kültürünü yayan her türlü çabaya karşı net ve açık tutum sergilenmesi gerektiğini vurguladı. Davutoğlu, şehirlerde "Şu mahalle şu etnik gruba ait, şu mahallesinde şu mezhebi gruplar yoğunluktadır" gibi bir anlayış yayılmaya başlarsa şehir kültürlerinin yok olacağını anlattı.
"Özgecan, sadece sizin kızınız değildi, bütün bu milletin kızıydı"
Başbakan Davutoğlu, şehirlerde herkesin barış içinde yaşayabilmesini istediklerini dile getirerek, şunları söyledi:
"Bu çerçevede Özgecan kızımıza yöneltilen şiddeti, bir kez daha lanetliyorum. Bu, ne insanlık vicdanına ne vatandaşlık anlayışına ne de bir şehre ait olma anlamında hemşehrilik anlayışına sığar. Bu, hunharca saldırıyı lanetlerken gerçekten şehir kültürü, birlikte yaşama kültürü anlamında çok güzel bir örnek sergileyen değerli babası Mehmet Aslan'a, değerli annesi Songül Aslan'a bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu cinayet üzerinden karşıtlık üretmeye çalışanlara karşı Mehmet Aslan'ın ifadeleri aslında irfanın, hikmetin bu topraklara nüfuz etmiş ortak kültür anlayışının ifadeleridir. Kendisini buradan bir kez daha tebrik ediyorum. Türkiye'de Anamuhalefet Partisi liderinin dahi bu cinayet üzerinden siyasi polemik yapma çabası içine girdiği, birçok karşıtlıkların üretilmeye çalışıldığı, bir anda bu olayı provoke ederek ülkede ve şehirlerimizde daha öncekine benzer karşıtlıklar üretilmeye çalışıldığı bir ortamda Mehmet Aslan, aslında bu toprakların ruhuna nüfuz etmiş gür sesi ile haykırdı. Biz, o gür sese saygıyla selam gönderiyoruz ve kendisine bir kez daha 'Özgecan, sadece sizin kızınız değildi, bütün bu milletin kızıydı ve hatırası ebediyen bu topraklarda yaşayacaktır' diyoruz."
"Hiçbir şekilde bu şiddetin yaygınlaşmasına izin vermeyeceğiz"
Antalya'da açılan gençlik merkezine Özgecan Aslan'ın adını verdiklerini hatırlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Şimdi belediye başkanlarımıza de hitaben söylüyorum. Sembolik olarak bu bilincin yaygınlaşması için lütfen yoğun bir çaba içinde olun. Şiddete karşı, özellikle de kadınlara yönelik şiddete karşı bütün belediye başkanlarımıza buradan görev veriyorum, ilk vazifeniz, kadınlara karşı şiddeti engellemek olacak. Hiçbir şekilde bu şiddetin yaygınlaşmasına izin vermeyeceğiz. Kadın koruma merkezlerimizin olduğu yerlerde o kadınlarımıza, kızlarımıza kendi ailemizin fertleri olarak bakacağız. Yine sembolik olarak Özgecan'ın ismini oralarda da yaşatmanız için o tesislere isim verme konusunda sizlere de tavsiyede bulunuyorum. Ta ki burada, bu topraklarda şiddet, terör, nefret dili bir kez daha yaygınlaşmasın."
"Ahlakın zaaf gösterdiği yerde şehir, bir medeniyet omurgası olarak doğamaz"
Davutoğlu, şehir kültürünün nezaket kültürü demek olduğuna işaret ederek, nezaket kaybedildiğinde şehirlerin de yavaş yavaş yok olamaya başladığını bildirdi. 6-7 Ekim olaylarının şehri tahrip eden bir anlayışın, şehir kültürüne yönelik bir saldırının ürünü olduğunu dile getiren Başbakan Davutoğlu, kim ne yaparsa yapsın, her yerde şehir kültürünü yeni formlarla yeni değerlerle inşa etme yolunda yürümek gerektiğini söyledi.
Şehir kültürünün ancak şehir ahlakıyla oluşacağına dikkati çeken Davutoğlu, "Niye ahilik, şehir kültürü içinde gelişmiştir. Çünkü sosyal formları inşa edeceksiniz. Adaleti yaygınlaştıracaksınız. Adaletin olmadığı yerde, ahlakın zaaf gösterdiği yerde şehir bir medeniyet bileşeni olarak, bir medeniyet omurgası olarak doğamaz" dedi.
Şehrin estetiğinin mimari, insanın estetiğinin ise ahlak olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Şehir mimarisini kaybederse estetiğini kaybeder, insan ahlakını kaybederse insani özünü ve estetiğini kaybeder. Ahlak, şehir kültürüne nüfuz edecek. Onun için gerek şehre bir bütün bakarken, gerek şehirde yaşayan sakinlerine tek tek vatandaşlarımız, hemşehrileriniz olarak yaklaşırken adalet terazisini hiç elinizden bırakmayınız. İmar faaliyetlerinde şehir ile ilgili alınan politika kararlarında hep adaleti ölçü olarak alınız. 'Şehrin belli semtleri ayrıcalıklı diğer semtleri bu ayrıcalıktan uzak' gibi bir anlayışa kesinlikle izin vermeyiniz. Biz belediyelerde büyük düzenlemeler yaptık ama hiçbir zaman AK Partili belediyeler ile AK Parti'li olmayan belediyeler arasında bir ayrıma izin vermedik. 12 yıl içinde hep adil bir yaklaşım benimsedik. Sizler de şehirlerimizde vatandaşlarımıza adaletle muamele etme noktasında şimdiye kadar sürdürmüş olduğunuz ilkeli tutumu bundan sonra da sürdürmeye devam ediniz. Her bir imar uygulamasında, şehir planlaması uygulamasında istimlaklar ve diğer konularda hemşehrilerimizin adalet anlayışını ve vicdanını göz önünde tutan ve bunu yücelten bir tutum içinde olunuz."
"Görevlendirmelerde liyakate ağırlık veriniz"
Şehir idaresinin aynen devlet idaresi gibi ancak ve ancak ehliyet ve liyakatla taçlandığını bildiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Ehil ve liyakat sahibi insanların elinde gerçek değerini bulur. Yaptığınız görevlendirmelerde mutlaka ehliyete, liyakate ağırlık veriniz. Nepotizmden kesinlikle uzak durunuz. Bu, devlet ahlakımızın da şehir siyaseti ahlakımızın da temelini teşkil eder. Aidiyet, nezaket, adalet ve ehliyet dışında tabii biraz önce zikrettiğim letafet, estetik boyutunu sakın ola ki ihmal etmeyiniz. Çünkü özellikle kentsel dönüşüm çerçevesinde şehirlerimizi güzelleştirirken dönüştürdüğümüz yeni şehri önce zihnimizde kuralım, zihnimizde onu inşa edelim sonra '100, 200, 300 sene sonra bizim torunlarımız bu şehirde yaşarken kendilerini bu şehre ait hissedebilecekler mi' diyerek şehri kuralım. Biz, şimdi İstanbul sokaklarında, Diyarbakır, Konya, Erzurum, Kayseri, Bursa, Edirne sokaklarında, İzmir sokaklarında dolaşırken o sokaklarla bütünleşebiliyorsak 500 sene önceki mimar Sinan'ın dokunuşlarıyla o şehre aidiyet hissediyoruz. Selçuklu mimarisinin ilk kurucu öncüleriyle o şehre aidiyet hissediyoruz. Hiç kimliğimizi kaybetmeden şimdi de yaptığımız her okulda, binada, parkta hep zihnimizde 'Acaba 200 sene sonra burada yürüyenler ne hissedecekler. Kendilerini neye ait hissedecekler' olmalı. O bakımdan bütün bu unsurlarla eminim AK parti belediyeciliği son 12 yılda gerçekleştirdiği mucizevi atılımları çok daha ileri düzeylere getirecektir."
''Bütüncül politikalara dayalı bir anlayış hakim kılındı''
Davutoğlu, AK Parti döneminde yerel yönetimlerde büyük bir devrim yaşandığını, yerel yönetimlerin hukuki olarak güçlendirildiğini söyledi.
2004'te Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nu, 2005'te Belediye Kanunu'nu, İl Özel İdaresi Kanunu'nu, Mahalli İdare Birlikleri Kanunu'nu çıkardıklarını anlatan Davutoğlu, 2008'de 5747 sayılı Kanun ile belediye sınırları içerisindeki alt kademe belediyeleri kaldırıp, entegre bir bütün haline getirdiklerini kaydetti.
Davutoğlu, 2008'de 5779 sayılı kanunla il özel idarelere ve belediyelere genel bütçe vergi gelirlerinden pay verilmesini sağladıklarını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: 
''Ama en önemlisi, en kapsamlısı, son olarak 6360 sayılı Kanun'la bütün büyükşehir belediyelerinin sınırları, il sınırına genişletildi ve 16 olan büyükşehir sayısı, 30'a çıkarıldı. Bu mübalağa etmeksizin söylüyorum, Cumhuriyet tarihindeki en büyük yerel yönetim reformudur. Çünkü sadece daha önceki kanuni düzenlemelerde olduğu gibi yerel yönetimlere belli haklar devredilmemiştir, yerel yönetimlerin alanı, kapsamı genişletilerek aslında yerinden yönetime geçiş anlamında dev bir hamle yapılmıştır. Bu yapılırken, karşılaşılacak sorunların farkındaydık. Bu yapılırken, bir intibak dönemi yaşanacağını da biliyorduk.''
Bu devrimle şu anda bütün büyükşehir belediyelerinin bulundukları merkezlerden bütün belediye alanına makro bir bakış ile planlama yapabildiğine dikkati çeken Davutoğlu, ''Eskiden bir ilçe, bir politikayı takip ederken, başka bir ilçe başka bir yaklaşım içindeyken ve bir il bütünlüğünde işlevsellik anlamında hizmet, şehir kültürü anlamında estetik planlama yapılamazken, şimdi Büyükşehir Yasası ile birlikte il bazında, ilçe bazında bütünü gören, parça parça politikalara değil bütüncül politikalara dayalı  bir anlayış hakim kılındı'' dedi.
Gittikçe bu yapı oturdukça, bu anlayışla birlikte ilçelerin entegre bir bütün haline geleceğini ifade eden Davutoğlu, ilçelerin oluşturduğu büyükşehirlerin de  Türkiye'nin temel taşları haline dönüşeceğini söyledi.
Bursa'da 7-8 Kasım'da Büyükşehir Yasası ile ilgili değerlendirmeler konusunda birçok çalıştay, toplantı gerçekleştirildiğini anlatan Başbakan Davutoğlu, yasayla ilgili bir değerlendirme yaptıklarını, buna bağlı olarak da gerekli adımları atmaya kararlı olduklarını kaydetti.
Bu konuda getirilen her türlü öneriyi de göz önünde bulunduracaklarını dile getiren Davutoğlu, Bursa'da kendisinin de katıldığı ve saatlerce süren istişarelerde gündeme gelen hususlardan yola çıkarak, bazı temel kararlar aldıklarını bildirdi.
Kapanan belediyelerin borçlarına 1 yıl erteleme
Bu kapsamda 5 karara varıldığına, bunların bir kısmının müjde, bir kısmının da ileride atılacak adımlar mahiyetinde olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Bursa'da yapılan  istişareler sonrasında, 23 Aralık 2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla il özel idareleri, büyükşehir belediyeleri, belediyeler ve bağlı kuruluşlarının borçlarıyla ilgili yapılan kesintiler 6 ay ertelendi. İkincisi, bugün, dün akşam yaptığımız bir toplantıyla karara bağladık. Yine yasa gerektirmediği için Bakanlar Kurulu kararıyla hayata geçirildiği için de ilk Bakanlar Kurulu kararıyla hayata geçirilmek üzere, kapanan belediyelerden ilçe ve büyükşehir belediyelerine intikal eden borçlar bir yıl ertelenmiştir. Ben gittiğim her yerde bu şikayetler vardı. Kongrelerden sonra sivil toplum kuruluşlarıyla, belediyelerimizle yaptığımız istişarelerde özellikle ilçe belediyelerimiz diyorlardı ki: 'Beldeler kapandı, borçlarını biz aldık fakat gelirlerimiz aynı ölçüde artmadığı için sıkıntıyla karşı karşıya kalıyoruz'. Şimdi arkadaşlar mazeret kalmadı, borcunuz yok. O belediyelere hizmet etmek artık sizin göreviniz, hiçbir karşılık beklemeden bu anlamda.''
Bir yıl erteleme dışında, bir yıl bittiğinde tekrar bir değerlendirme yapacaklarını belirten Davutoğlu, son derece elverişli şartlarda bu borçların yeniden yapılandırılacağını, daha uzun döneme yayılacağını bildirdi. Davutoğlu, 'Yyavaş yavaş ödeyeceksiniz, ama hizmeti hızlı hızlı yapacaksınız'' dedi.
''Başka bir partiye mensup diye bir belediyeye farklı uygulama yapmadık''
Davutoğlu, diğer partilerin elinde bulunan büyükşehir belediye başkanlarıyla ilgili kendilerine yoğun şikayetler geldiğini anlatarak, son olarak ziyaret ettikleri birkaç ilde, ilçe belediye başkanlarından ''Belli hizmetleri büyükşehir belediye başkanları yapmak durumunda ama biz talep ettiğimizde o hizmetleri bize yapmıyorlar, kendilerine ait belediyelere yapıyorlar'' şeklinde şikayetlerin geldiğini söyledi.
''Buna biz taviz vermeyiz'' diyen Davutoğlu, büyükşehir belediye başkanlarının, ilçe belediyeleri kime ait olursa olsun, onlara aynı muameleyi yapmak durumunda olduğunu vurguladı. Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:
''Burada bulunan 18 büyükşehir belediye başkanımıza söylüyorum, bir çoğunda ilçe belediye başkanları da bizde ama ilçe belediye başkanı bir başka partiden de olsa o ilçeye hizmet götürmek sizin görevinizdir. Siz bunu yapıyorsunuz ama bazı belediyeler maalesef bunu yapmıyorlar. Son olarak İzmir'de bunu gördük. Belli belediyelere, AK Parti'ye mensup belediye başkanlarına 'Biz bu hizmeti yapmayacağız' diye neredeyse yazılı cevap veriliyor. Birçok büyükşehirde bunu görüyoruz. Birçok büyükşehirde neredeyse AK Parti'ye oy verdi diye o ilçeleri cezalandırılmaya kalkıyorlar. Biz hiçbir zaman başka bir partiye mensup diye bir belediyeye farklı uygulama yapmadık.''
Genel bütçeden belediyelere kendilerinin döneminde 140 milyar lira aktarıldığını ifade eden Davutoğlu, ''Mesela Erzurum'a 1,5 milyar lira aktarıldı, Diyarbakır'a 2,7 milyar lira, Konya'ya 4,3 milyar lira aktarıldı, İzmir'e 7,2 milyar lira. Yani biz, şu belediyeler bize ait, diğer belediyeler başkalarına ait diye bir ayırım yapmadık'' şeklinde konuştu.
AK Parti hizmet anlayışı için seçime kadar oy talep ettiklerini belirten Davutoğlu, ancak seçimden sonra 77 milyon vatandaşa eşit şekilde muamele etmenin, kendileri için temel ilke olduğunu, ayrım gözetmediklerini söyledi.
''Ayrımcılık yapılırsa gerekli hukuki işlem hemen yapılacak'' 
''Kim nereye siyasi olarak tercihte bulunmuşsa ona saygı duyarız'' diyen Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
''Hiçbir ayrım gözetmedik ve gözetmeyeceğiz. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, onlar ne kadar partizanca davranırsa davransınlar, biz aynı şekilde muamele etmeyeceğiz. Çünkü bizim için her vatandaşımız bize kutsal bir emanettir. Onun ne oy verdiği sandıkta gizlidir. Ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı aleniyettedir, açıktır ve eşitttir. Buradan üçüncü olarak aldığımız karar, bütün büyükşehir belediye başkanlarına sesleniyorum, diğer partilerin elinde olanlara, eğer herhangi bir ilçeye dönük ayrımcılık yapılırsa ve yapılması gereken hizmetler aksatılırsa, o ilçe bu hizmeti alamıyorsa gerekli hukuki işlem hemen yapılacak ve o hizmet merkezden yapılıp büyükşehir belediyelerine mahsup edilecek. Biz buna tahammül göstermeyiz. Buradan uyarıyorum bütün diğer 12 büyükşehir belediye başkanı, farklı partilerden olan, bulunduğunuz şehirlere aidiyet bilinciyle yaklaşın, vatandaşlarımız arasında ayrım yapmayın, ilçelerimizi cezalandırmaya kalkmayın. Bunun yapılması durumunda gerekli hukuki prosedür işletilir ve hak, hak edene verilir.''
''Belediyelerin kendi öz gelirlerinin güçlendirilmesini istiyoruz''
Davutoğlu, belediyelerin merkezi bütçeden talepte bulunan yapılar haline gelmelerini değil, kendi öz gelirlerini güçlendirmelerini istediklerini vurguladı.
Büyükşehir belediyeleri ile il belediyeleriyle yapılan toplantılarda hep bu konunun dile getirildiğini vurgulayan Davutoğlu, ''İnşallah özel bir çalışma yaptırıyoruz. Bu çalışma tamamlandığında yasal düzenleme olarak da belediyelerimizin öz gelirleri artacak. Kendi gelirleriyle, kendi yağlarıyla kavrulur hale gelecek'' dedi.
Başbakan Davutoğlu, seçim sonrasında atacakları adımları şimdiden planladıklarını, bu öz gelirleri nasıl artıracaklarının alternatif modellemelerini yaptıklarını kaydetti.
"Molotofkokteylinin gösteri özgürlüğüyle ne alakası var?"
Dünyanın farklı ülkelerinden molotofkokteylinin kullanılmasının suç olduğunu anlatan Davutoğlu, "Bir tek ülke göstersinler, bir tek vatandaş göstersinler molotofkokteyli gösterilerde kullanılsın diyen. Biz yine değerlendirmeye hazırız. Molotofkokteylinin gösteri özgürlüğüyle ne alakası var?" dedi.
"HDP molotofkokteyli kullananları provoke ediyor, MHP nasıl molotofkokteylini savunabiliyor?" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Şehirlerimizin ateşe bulanmasını mı istiyorlar, o görüntülerin tekrar mı yaşanmasını istiyorlar. Kamu düzeninden biz feragat etmeyeceğiz, molotofkokteyli yasaklanacaktır, genç kızlarımızın belediye otobüslerinde o güzel yüzlerini yakan molotofkokteyline kimse cevaz veremez. Şu veya bu gerekçeyle molotofkokteyliyle meydana gelen, sokağa çıkan, aynen elinde patlayıcı madde varmış muamelesi görecek. El bombası neye yol açıyor, aynı şeye molotofkokteyli de yol açıyor. El bombası öldürüyorsa, molotofkokteyli de öldürüyor. Herkesi izana ve aklıselime davet ediyorum. Molotofkokteylini savunma, her halde siyasi partilerin işi olamaz, terör örgütlerinin işi olabilir, şiddet yanlılarının işi olabilir, provokatörlerin işi olabilir, ama siyasi partilerin işi olamaz."
Polise gözaltı yetkisi verilmesi
Başbakan Davutoğlu, polise gözaltı yetkisi verilmesi konusunda da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın açıklamalarını eleştirerek, Türkiye'de polisin gözaltı yetkisi bulunmadığını, savcı kararıyla gözaltına alma uygulamasının yapıldığını hatırlattı.  
Kobani'deki olayları protesto bahanesiyle 6-7 Ekim tarihlerinde yaşanan olaylar nedeniyle gözaltı konusunda yeni bir uygulamaya gidilmesine ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Davutoğlu, "6-7 Ekim olaylarında gördük ki polis görevini yapıyor, suçu, şiddeti, baskıyı uygulayan kişileri gözaltına alıyor, savcıya sevk ediyor. Savcı ya farklı değerlendirmelerle -bazı savcılar, bütün savcıları kastetmiyorum- ya da o anki delil eksikliğinden serbest bırakıyor. 1-2 saat, 3 saat önce molotofkokteyli atmaktan gözaltına alınan kişi, tekrar sokağa çıkıyor. Bu ne demektir? 'Bakın bana bir şey olmuyor, siz de aynı işi yapmaya devam edin' diye çağrıda bulunmak. Biz ne yaptık? Avrupa'daki standartları gözden geçirdik" diye konuştu.
Konuya ilişkin İçişleri Bakanlığından saatlerce brifing aldığını, Bakanlar Kurulunda konuyu yine saatlerce tartıştıklarını anlatan Davutoğlu, "Verdiğimiz talimat son derece açıktı; Avrupa Birliğinin gerisine düşen hiçbir uygulama olmayacak, ama onun ötesinde de özgürlük görüntüsü altında şiddet unsurlarına imkan sağlayan bir düzenlemeye de izin vermeyeceğiz" dedi.
Davutoğlu, İngiltere'de polisin 36 saat, Almanya'da 24 saat muhafaza amaçlı, 36 saat adli amaçlı, Fransa'da polisin 24 saat, savcının 48 saat, Belçika ve Avusturya'da 48 saat, İtalya'da polisin 24 saat, savcının 96 saat gözaltında tutma hakkı olduğunu belirterek, kendilerinin de Fransa'daki uygulamayı teklif ettiklerini vurguladı. 
"Hal böyleyken getirdiğimiz teklifi nasıl otoriterleşmeye eş değer bulabilirler. Eğer böyleyse Avrupa'da hepsi polis devleti" ifadelerini kullanan Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Avrupa'nın karşı karşıya kaldığı güvenlik riskleri bizimki gibi değil, yanımızda iki ülkede iç savaş yaşanıyor, hatta 3 ülkede, Ukrayna'yı da sayarsak. Oradan gelebilecek her türlü güvenlik riskiyle uğraşıyoruz, demokrasiyi korumak durumundayız. Gösteri yapanların gösteri hakkını korumak durumundayız. Hiç tereddüdünüz olmasın, bir daha şehirlerimizin böyle tahrip edilmesine izin vermeyeceğiz. Yıkılmasına, yakılmasına izin vermeyeceğiz. Hakkari'yi de bu anlamda koruyacağız Edirne'yi de Diyarbakır'ı da Konya'yı da hiçbir fark gözetmeden. Demokratik şartlarda kim gösteri yapmak istiyorsa Kılıçdaroğlu da Demirtaş da Bahçeli de serbesttir, zaten yapıyorlar. Ama bize molotofkokteylini savunmasınlar, Avrupa'da olan gözaltı şartlarını getirmemiz dolayısıyla bizi eleştirmesinler. Hele yüzlerine maske takanları savunmaya kalkmasınlar. Kılıçdaroğlu diyor ki 'maskeyi gazdan korunmak için takmışlar'. El insaf, Diyarbakır'da, Van'da 6-7 Ekim olaylarında gaz mı kullandı polis? Yüzlerce, binlerce, milyonlarca resim gösterebiliriz, gerekirse Meclis'te de gösterebiliriz bunları. Nasıl elinde kaleşnikofla maske takmış, kimliğini gizleyen teröristler, vandallar sokağa indiler? Bütün şehirlerimiz bizim için azizdir, bütün bir milletimiz ayrılmaz, birbirine karşıtlık içine sokulamaz bir bütündür. Bu çerçevede gereken adımları atmak bizim görevimizdir.
Herkesi bugün, TBMM'de görüşmeler başlayacağı için bir muhasebeye davet ediyorum, Kılıçdaroğlu'nu muhasebeye davet ediyorum. Meclis'te eğer bir düşünceleri, alternatif teklifleri varsa, Anamuhalefet partisi gibi hareket etsin, getirsin bu teklifi değerlendirmeye hazırız. Ama bu teklifi sembolik dil kullanarak, 'polis devleti, otoriter polis, otoriterleşme' diye değil. Spesifik olarak 'şu kanun Avrupa'nın şu uhdesine aykırı' desin, ama Pensilivanya'daki zatın New York Times'te yayımlanan makaledeki argümanları vurgulayarak, aynı gün Türkiye'deki insanları direnişe çağırmaya kalkmasın, o direnişin altında kalır. O zaman bütün bir millet ayağa kalkar, molotofkokteylini savunanlara karşı kendi sokağını, şehrini savunur. Anamuhalefet partisinin liderinin, genel başkanın görevi değildir direniş çağrısı yapmak. Hukuk içinde mücadele edeceksen hodri meydan, biz buradayız, çıkarsın mücadeleni yaparsın, cevabını da alırsın. Hukuk dışına çıkarsan sen de olsan vatandaşlar arasında ayrım gözetmeyiz, molotofkokteyli kullanana, yüzüne maske takana gereken cevap verilir."

''(Bahçeli'ye) İşte imtihan vakti"
MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye de seslenen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Ne zaman 'milletin bütünlüğü, devletin güvenliği, kamu düzeni' dense en önce o konuşuyor. İşte imtihan vakti. İşte sınavdasınız. Niye HDP ile aynı çizgide bu kanunu engellemeye kalkıyorsunuz? Kanunun bazı maddelerine karşıysanız o maddelere aykırı oy verin, diğerine farklı tavır sergileyin. Hayır, Bahçeli'nin meselesi devletin bekası ya da milletin bütünlüğü, güvenliği değil. Ne olursa olsun, ama AK Parti zaafa uğrasın. Bizi zaafa uğratamayacaklar. Burada yürekli belediye başkanları var, yürekli siyasiler var. Bizi zaafa uğratamazlar. Kendisi Tunceli'ye gittiğinde acaba o tedbirler alınmamış olsaydı girebilir miydi şehre? Polis devleti mi vardı Tunceli'de güvenliğini sağladık. Eğer millete seslenmek istiyorlarsa barış dili, sevgi dili kullansınlar, vandalların, şiddet yanlılarının dilini değil."

Davutoğlu, HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş'a da seslenerek, şöyle konuştu:
"Biz çözüm sürecinde son derece büyük bir ivme kazanmışken, neden Meclis'te böyle bir görüntüyle halkı tekrar tahrik etmeye yöneliyorsun? 1 Ekim'de kendisiyle görüştüğümüzde yine bir momentum vardı. Sorumsuzca 5 Ekim'de insanları direnişe, silahlı direnişe neredeyse tahrik ederek, davet ederek birtakım çevrelerle birlikte Doğu ve Güneydoğu'yu en fazla da Kürt vatandaşlarımızı ve onların malının, mülkünün yakılmasına, yıkılmasına sebebiyet verdiler. Şimdi de tekrar çözüm süreci ivme kazandı. Şiddet şeyini gündeme getiriyor. Sizin meseleniz özgürlükler mi, çözüm sürecini provoke etmek mi? Eğer özgürlüklerse 10 yıllarca JİTEM üzerinden 'darbe yanlıları' diyerek, 'sivilleşme' diyerek, 'faili meçhul' diyerek 1990'lı yıllarda giriştiğiniz retoriğin karşısında bugün Türkiye'de sivil-asker görevinin gayet sağlıklı işlediği demokratik bir sistem içinde, Jandarma'nın İçişleri Bakanlığına bağlanmasına neden karşı çıkıyorsun? Samimiyet yok."

"Millet basiret sahibi"
Meselenin özgürlük ve huzur ortamı olmadığını ifade eden Davutoğlu, "Mesele, aynen geçen sene, yani 30 Mart seçimlerine giderken 17-25 Aralık ve Gezi'yle ortamı bozmaya çalıştılar. Cumhurbaşkanlığına giderken çatı aday formülleriyle 'acaba bir yol alabilir miyiz' dediler. Şimdi de tam Türkiye bir kader seçimine giderken, bu üçüzler bir araya geldiler, dördüzü de Pensilvanya'da olmak üzere, 7 Haziran seçimlerini bir şekilde etkileyecek bir kaos ortamı çıkarmaya çalışıyorlar" diye konuştu.
Davutoğlu, buna karşın milletin basiret sahibi olduğunu dile getirerek, "Nasıl 30 Mart seçimlerinde gereken dersi verdi ve bu kadroyu işbaşına getirdi, buradaki 846 belediye başkanımıza görev verdi, nasıl her türlü komploya rağmen 12 yıllık başarı hikayesinin kurucu lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı Başbakanlıktan Cumhurbaşkanlığına getirdi, şimdi de inşallah Türkiye'deki bütün idari yapıyı gözden geçirecek, sivil bir anayasayı hayata geçirmek üzere belediyelerde size verdiği emaneti merkezi hükümette de bizlere vermek üzere 7 Haziran'da vakur şekilde sandığa gidecek ve sandık son sözü söyleyecek" değerlendirmesinde bulundu.
Belediye başkanlarından bulundukları illere, ilçelere giderken selamlarını iletmelerini isteyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Onlara deyin ki bütün vatandaşlarımıza, merak etmeyin sizin için Ankara'da uyumayanlar var. Sizin için bütün illerimizde, ilçelerimizde uyumayan belediye başkanları, meclis üyeleri var. Ve onlar, şehir aidiyetini geliştirmek için, şehir kültürünü ve nezaketini yaygınlaştırmak için, şehirde adaleti ve ahlakı egemen kılmak için, şehirde ehliyeti, liyakati esas almak için ve yeni bir medeniyetin mimari formu olarak şehri yeniden estetik şekilde inşa etmek için yola çıktık, bu yolda yürümeye de kararlıyız. Önümüze konacak engellerin farkındayız. Bu engellerle bizim büyük medeniyet yürüyüşümüzü durdurmak isteyen odakların da farkındayız ama onların nasıl farkındaysak, milletimizin bize olan güveninin, inancının da farkındayız. Bu güveni, inancı sarsacak hiçbir güç yoktur. Bütün belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum. Hassaten de 6-7 Ekim olayları sırasında vandalizmle, şiddetle karşılaşmış ama başı dik şekilde o şiddete direnmiş bütün Doğu'daki, Güneydoğu'daki belediye başkanlarımızı hassaten selamlıyorum. Sizin şehirlerinize sahip çıkan kahraman duruşunuz, hem o şehirleri korumuştur hem de bu milletin bölünmez birliğini korumuştur. Hepinize selam olsun, Allah yolunuzu açık etsin, büyük medeniyet yürüyüşümüzde hepimize yardım eylesin."
"Etnik ve mezhep farkı göstermeden kucak açtık"
Davutoğlu, Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki olaylardan kaçanlara etnik ve mezhep farkı göstermeden kucak açtığını söyledi.
Bunun insani, İslami ve milli bir vazife olduğunu ifade eden Başbakan Davutoğlu, "Bize onlar Allah'ın emanetidir, Tanrı misafirleridir. 'Elini, sofranı, kapanı açık tut' der Hacı Bektaşı Veli, biz de açık tuttuk" diye konuştu.
Davutoğlu, sığınmacıları ağırlayan şehirlere, ilçelere, AFAD yetkililerine, vatandaşlara teşekkür ederek, "Sizler tarihi bir görev ifa ettiniz. Kilis'te gelen Suriyeli nüfusu Kilis'in sakinlerini aşmışsa ama Kilisli hala onu bağrına basabiliyorsa işte bu büyük millet olmanın bugünkü tarihe yansımasıdır" ifadesini kullandı. Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Çok küçük yabancı gruplar Avrupa'da küçük oranlarda yer aldığında bile yabancı düşmanlığı tırmanıyorsa ama Türkiye'de 2 milyona yakın kardeşimiz zor şartlarda ağırlanıyorsa bu, bizim övünç duyduğumuz bir meseledir. Kılıçdaroğlu, 'Onları en kısa zamanda geri göndereceğiz' ya da 'Niye kapınızı açtınız' diye sorabilir ama bizim sınırlarımıza, evlerimize, mahallelerimize doğru bir zalimden, bir terör örgütünden kaçarak gelen masum kadınlara ve çocuklara gönlümüzü, elimizi, ruhumuzu açmak bizim için insani bir görevdir. Bunu yapan bütün şehirlerimize teşekkür ediyorum. Bu konuda gayret sarf eden bütün belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum. Bugün sabah imzaladığım bir kararla, dört ilimizden başlamak üzere, önce Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis, bu dört ilimize bugün sabah itibarıyla bu kardeşlerimizin getirdiği ek yükü karşılamak üzere belediye başkanlarımız, valilerimiz ve AFAD koordinasyonunda kullanmak üzere 60 milyon Türk lirası bu sabah gitti. Bu dört ilimizde, ilçelere de adil bir şekilde dağıtılarak bu yük hafifletilecek. Ayrıca önümüzdeki dönemde ek tedbirler alınması gerekirse ek tedbirler alma konusunda da hiçbir tereddüt göstermeyeceğiz, her türlü çabayla sizlerin yanında olacağız. Sizler bu mazlumlara, bu gurebaya kucak açan şehirlerimiz ve şehir sakinlerimiz yalnız kalmayacaklar, yalnız bırakılmayacaklar. Her türlü imkanımızla sizlerin yanında olacağız."
"İnşallah TBMM'nin vakarına yakışmayan görüntüler ortaya konmaz" 
Siyasi partileri, ''İhya ve inşa etmek üzere yola çıkanlar ile tahrip etmek üzere yola çıkanlar'' olarak değerlendiren Davutoğlu, "Aslında bu son dönemde Türkiye'de yaşadıklarımız bu iki ana çizgiyi belirgin bir şekilde birbirinden ayıran örnekler sundu. Biz, AK Parti olarak şehir aidiyeti, kültürü, nezaketi, adaleti, ahlakı, ehliyeti ve estetiği bağlamında ihya, inşa edici bir hareketiz. Bazıları da tahrip edici ve yıkıcı" dedi. 
Davutoğlu, TBMM'de özgürlüklerin korunması ve "İç Güvenlik Paketi"nin görüşülmeye başlanacağını belirterek, "İnşallah iki gün önce olduğu gibi TBMM'nin vakarına yakışmayan görüntüler ortaya konmaz ve kürsüde konuşan konuşmacı saygıyla dinlenir, bütün oturumu idare eden Meclis Başkanvekiline gerekli saygı gösterilir" diye konuştu.
6-7 Ekim ve Gezi olaylarında yaşananları anımsatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Özellikle 6-7 Ekim olaylarında Diyarbakır, o ''güzel, ulu şehir, mürşit şehir' dediğim Diyarbakır'ın sokakları ne hale getirildi. Mardin'de, Bitlis'te, Van'da birçok şehirde nasıl bir vandalizm sergilendi. Hepimizin gözleri önünde. Maalesef bazılarının hafızası çok zayıf. Bazılar dünü bile unutmak istiyorlar çünkü mazileri karanlık. Biz ise yaşadığımız hiçbir tecrübeyi unutmayız, o tecrübeden çıkardığımız dersi de mutlaka siyasi hayata geçiririz. 6 - 7 Ekim olaylarında şehirlerimizi yakıp yıkanlar, o şehirlerimiz yakıp yıkılırken Ankara'da hükümete meydan okuyan MHP ve CHP yetkililerine buradan soruyorum, biz özgürlüklerin korunması ve İç Güvenlik Paketi ile toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını kullanma noktasında ortaya çıkabilecek tehditleri ortadan kaldırıyoruz. Herkes özgürlüklerini kullanır. Herkes toplantı ve gösteri yürüyüşü yapar, kanunun belirlediği yerlerde ve kanuni ölçülere uyarak. Ama kimse toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını istismar ederek ya da böyle bir hak kullanmayı hiç düşünmeden elde molotofkokteyli, yüzde maske, demir bilyeler, taşlar, sopalarla bir kalkışma psikolojisi ve haliyle halkı tahrik ederek hatta halkı silahlı mücadeleye tahrik ederek şehirlerimizi Suriye, Irak şehirlerine döndürmeye çalışırsa, devlet, o devlettir ki buna karşı hiç tereddüt etmeden tedbir alır ve alacağız."
"İlginç bir koalisyon"
Bu konuda kimsenin tereddüdünün olmaması gerektiğini vurgulayan Başbakan Davutoğlu, "Birileri eğer güzelim Diyarbakır'ı, güzelim Halep'e çevirmeye kalkarsa biz, 'Bir dakika, dur' deriz" değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, 6-7 Ekim olaylarının ardından, söz konusu bölgelerden gelen belediye başkanlarıyla bizzat konuştuğunu, valilerle istişarelerin yapıldığını, toplumun tüm kesimleriyle görüşüldüğünü belirterek, uzun istişarelerden sonra özgürlüklerin korunması ve "İç Güvenlik Paketi"ni Meclis'e sevk ettiklerini anlattı. "Şimdi Meclis'te çok ilginç bir koalisyon oluştuğunu ibretle izliyoruz" diyen Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Dün AK Parti'ye saldıran 6-7 Ekim olaylarının provokatörü HDP'lilerle o günlerde bu provokasyona çanak tutan anamuhalefet partisi görünümünde, aslında bu rolü hiçbir zaman doğru dürüst oynayamayan CHP yan yana geldi, birlikte Meclis'in o vakur ortamını kirlettiler. Arkasından da bunlara MHP destek verdi. Eğer bir yerde toplumsal karşıtlığı körükleyen anlayışlarıyla HDP ve MHP aynı anda karşı çıkıyorsa biz doğru yoldayız demektir. Onlara da arkadan CHP ve tabii daha gerisinde de paralel güdümündeki unsurlar destek veriyorsa, tam da doğru yoldayız, istikamet üzerindeyiz demektir. Çünkü bunların tek meselesi kaos çıkarmak. Bir muhalefet partisi seçime giderken ne yapar? Bir, seçim güvenliğini önceler, hangi parti olursa olsun. Yani 'seçimde bir olağanüstü hal olmasın ki ben halkı ikna edebileyim' diye düşünür değil mi? Sonra meydana iner, yasal yollarla halkı kendisine oy vermeye teşvik eder ve sandığa teşvik eder halkı. Bunlar halkı sandığa teşvik etmiyorlar, halkı sokağa, şiddete, nefrete teşvik ediyorlar."
"Dünyanın her yerinde molotofkokteyli silah olarak görülüyor
Seçime 3- 3,5 ayın kaldığını hatırlatan Davutoğlu, "Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli ve Sayın Demirtaş, yapacağınız iş halka gitmek. Biz halka gidiyoruz. Meclis'i bir şiddet ortamına çevirmek değil" ifadesini kullandı.
Söz konusu yasanın iki defa ertelendiğini, bununla ilgili daha önce de partisinin grup toplantısında konuştuğunu anımsatan Başbakan Ahmet Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bir şans veriyoruz muhalefete. Bize objektif veriler ışığında bu kanunun neresinden rahatsızlarsa, 'Şu maddeden rahatsızız, çünkü şu madde dünyadaki demokratik ülkelerde, evrensel standartlarda doğru bir madde değil. Otoriter eğilimleri olan bir madde.' Tamam, dinlemeye hazırız. Bakın iki hafta oldu, kanunun tabii ilk tartışmaya başlayalı aylar oldu ama. Herhangi bir spesifik teklif gördünüz mü? Hayır. Şimdi sorma vakti, molotofkokteylinin yasaklanmasına, silah olarak görülmesine niye karşı çıkıyorsunuz? Dünyanın her yerinde molotofkokteyli silah olarak görülüyor. İngiltere de ta 19. yüzyıldan bu yana, bugün de molotofkokteyli ve bütün patlayıcıları barındırmak, taşımak suçtur. Nitekim geçtiğimiz yıllarda çıkan olaylarda PKK yanlısı üç kadın molotofkokteyli kullandığı için Londra'da 19 yıl hapse mahkum edildi. Gitsinler Londra sokaklarında bunu sorgulasınlar, İngiliz demokrasisini sorgulasınlar. Ama doğru bir karardır bu."
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Gül
AK Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Abdülhamit Gül de toplantıya 18 büyükşehir, 30 il, 583 ilçe ile 215 belde olmak üzere toplam 846 AK Parti’li belediye başkanını katıldığını belirterek, her buluşmalarının Türkiye sevdası için bir araya gelmek olduğunu ifade etti.
Belediyecilik AK Parti’nin işidir” diyen Gül, “Belediyeciliği en iyi AK Parti’li belediye başkanları yapar. Bunu sadece AK Parti'li değil AK Parti’li olmayan bütün cümle alem bu hakkı teslim etmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
Gül, toplantıyı anlamlı kılan bir diğer hususun, 7 Haziran'daki seçimlere 3,5 ay kala yapılması olduğunu dile getirerek,


 “Bu seçimde belediyelerimizin de büyük katkısı olacaktır, başarılı performansımız seçim sürecine olumlu etki yapacaktır. AK Parti, yerel yönetimlerden edindiği tecrübeyi genele yaymış tek partidir. Aramızda Hakkari’den Edirne’ye, Artvin’den İzmir’e kadar belediye başkanları bulunuyor olması, AK Parti’nin Türkiye’nin tek gerçek partisi olduğunu göstermektedir” diye konuştu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder