Ahsarla #etiket

4 Şubat 2015 Çarşamba

7 Haziran yeni Türkiye için irade ortaya koyma günüdür Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Milli şef özentileri çıkmasın diye "başkanlık sistemi" diyoruz

  04 Şubat 2015 ANKARA

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken ve beraberindeki heyeti Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda kabul etti.

Esnaf ve sanatkarlara konferans salonunda seslenen Erdoğan, "Evinize, milletin evine, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldiniz" ifadesini kullandı.

Buraya harcanan her kuruş, verilen her emeğin milletin ve devletin itibarını yükseltmek için olduğunu söyleyen Erdoğan, "İtibardan tasarruf olmaz. İtibar çok çok önemlidir. Bizler bugün varız, yarın olmayacağız ama bu mekan inşallah kadim medeniyetimizin diğer eserleri gibi burada nice cumhurbaşkanlarına ev sahipliği yapacak" diye konuştu. 

Mekanların insanlarla anlam kazandığını, burada farklı kesimlerden insanlarla bir araya geldiğini anlatan Erdoğan, daha önce muhtarları ağırladığını, 50 bin muhtarı ağırlamayı hedeflediğini söyledi.

Erdoğan, milletle buluşmalarının devam edeceğini, bugün de 1 milyon 650 bin esnaf ve sanatkarı temsilen konukları ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 

Esnaf ve sanatkarın toplumun omurgası olduğunu, bu omurga ne kadar sağlam olursa ülkenin de o kadar güçlü olacağını dile getiren Erdoğan, "Omurgasız bir bedenin ayakta kalması nasıl mümkün değilse, esnaf ve sanatkarının güçlü olmadığı bir Türkiye'nin de tüm ihtişamıyla ayakta kalabilmesi, geleceğine umutla bakabilmesi mümkün değildir" diye konuştu. 

Esnaf ve sanatkarların tarihte de önemli yeri olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Esnaf ve sanatkarı özellikle toplumdan tecrit etmeye kalkarsanız o toplumu zayıf düşürürsünüz" dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne zaman sıkıntıya düşülse esnaf ve sanatkarın, ülkenin ve toplumun bütünleştirici, birleştirici gücü olarak devreye girdiğini kaydetti.

Kırşehir ziyaretini hatırlatan Erdoğan, "Siyasi tarihimde hakikaten Kırşehir'de böyle bir buluşma olmamıştı" dedi. 

Ahiliğin 3 açık, 3 kapalı şartını anlatan Erdoğan, 3 açık şartı "Elini, kapını, sofranı açık tut", 3 kapalı şartı "Dilini, gözünü, belini bağlı tut" olarak sıraladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu ilkelere sıkı sıkıya bağlı bir esnaf teşkilatı ve onun mensupları her türlü krize, sıkıntıya karşı zırhlanmış, şerbetlenmiş demektir. Ahilik geleneğinde ifadesini bulan ahlaka sahip çıktığınız, bu geleneği yaşattığınız sürece hiç bir güç sizlere, sizin şahsınızda bizlere zarar veremez, hiç bir güç sizleri ortadan kaldıramaz" şeklinde konuştu.

Erdoğan, geçmişte esnafın ve sanatkarın ihmal edildiği, yok sayıldığı, görmezden gelindiği dönemler yaşandığını belirleterek, "Esnafın sokakta gösteri yapmaya mecbur bırakıldığı, esnafla devletin karşı karşıya getirildiği günler oldu. Biz, Başbakanlığımız döneminde de Cumhurbaşkanlığımız döneminde de attığımız her adımda esnafımızla hareket ettik, ediyoruz" dedi.

Kamuya borçların yapılandırılmasından, kredi imkanlarının genişletilmesine kadar esnafı güçlendirecek, esnafın önünü açacak düzenlemeleri birer birer hayata geçirdiklerini anlatan Erdoğan, en son perakende ticaretin düzenlenmesine ilişkin kanunu da çıkardıklarını hatırlattı. 

Kanunun tüm esnaf ve sanatkarlara hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, esnaf ve sanatkarlara, verdikleri teşekkür ilanındaki iltifatları, kadirşinaslıkları için şükranlarını sundu.

"Bu idari yapıda, elbise Türkiye'ye dar geliyor"

Türkiye, büyüdükçe, güçlendikçe, imkanları ve kabiliyeti arttıkça yeni ihtiyaçların ortaya çıktığını, bir süredir tartışmaya açtığı, üzerinde konuşulmasını istediği başkanlık sisteminin, böyle bir ihtiyacın ürünü olduğunu belirten Erdoğan, 1940'ların, 1970'lerin, 1990'ların Türkiyesi ile bugünün Türkiyesinin çok farklı olduğunu ifade etti.

Dün, toplu iğne bile üretme imkanı olmayan, asgari ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çeken, 70 sente muhtaç ekonomisiyle, kendisine yön vermekte, istikamet çizmekte zorlanan bir Türkiye'nin olduğunu kaydeden Erdoğan, "Bugün hamdolsun, 78 milyonu bulan nüfusuyla, 800 milyar dolarlık milli geliriyle, 158 milyar dolarlık yıllık ihracatıyla, yüzde 10'un altına düşmüş işsizliği ve enflasyonuyla, bölgesel ve küresel konulardaki liderlik konumuyla bambaşka bir Türkiye var" diye konuştu.

"Artık, Türkiye'deki bu idari yapıda, elbise Türkiye'ye dar geliyor, artık bunu aşmamız lazım" diyen Erdoğan, Türkiye'yi hala eskinin kriterleriyle, ölçüleriyle, parametreleriyle değerlendirenlerin, bu gerçeği göremediğini dile getirdi.

Yeni, büyük Türkiye'yi anlamayanların, anlayamayanların, diğer pek çok mesele gibi, başkanlık sistemi tartışmasında da yanlış yerde durduğunu, konuya yanlış pencereden baktığını belirten Erdoğan, "Üstelik bunu açıkça da ifade ediyorlar. Çok enteresan, bir muhalefet partisinin genel başkanı çıkmış diyor ki; 'Biz, Erdoğan'ın beyaz dediğine siyah, siyah dediğine beyaz deriz'. Bu ne demek biliyor musunuz? Tam, şecaat arz ederken sirkatin söyleyenler bunlar. Güya büyük bir laf edecek ama bunu yaparken küçüldükçe küçülüyor" dedi.

"Milletin tercihine saygısızlıktır"

"Sen, bunun beyaz olduğunu biliyorsun ama bunu Erdoğan söylediği için kabul etmiyorsun ve diyorsun ki 'Hayır siyahtır' Şimdi böyle siyaset olabilir mi?" ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Söylenen sözün, yapılan işin doğruluğuna, yanlışlığına, faydasına, zararına değil de sadece söyleyene bakarak tavır aldığını ifade edebilen bu anlayış tam eski Türkiye prototipidir. Halbuki bizim tartışılmasını teklif ettiğimiz başkanlık sistemi o siyasi partinin yıllarca savunduğu, dile getirdiği bir sistemdir. Bu görüş, rahmetli Türkeş tarafından, 'Tarih ve töremize uygun olarak başkanlık sistemini savunuyoruz' diye açıkça ifade edilmiş olan bir sistemdir. Sırf biz önerdik diye kendi tarihlerine, törelerine ters düşmek pahasına başkanlık sistemine karşı çıkıyorlar. Neymiş efendim? Bu ülkede 'Duçe, Führer, çar' çıkmazmış. Biz, bu ülkede bir daha milli şef özentileri çıkmasın diye başkanlık sistemi diyoruz. Biz, bu ülkede, bir daha vesayet odaklarından güç alınarak milletin iradesi hiçe sayılmaya kalkışılmasın diye başkanlık sistemi istiyoruz. Bu ülkede, hiç kimse millete efendilik taslamayı, mürebbi edasıyla parmağını sallayarak milleti terbiye etmeyi aklından geçiremesin diye başkanlık sistemini teklif ediyoruz."

Birisinin "Kuzey Kore'yi, Afrika'yı örnek gösterdiğini", diğerinin ise "kurtuluş savaşı vermekten" söz ettiğini aktaran Erdoğan, "Türkiye'ye bakıp da Kuzey Kore'yi, Afrika'yı gören anlayış, her şeyden önce milli iradeye, milletin tercihlerine saygısızlık yapmaktadır. Aynı şekilde 'savaş' kelimesini telaffuz eden kişi, bunun millete karşı bir savaşı ifade ettiğinin farkında bile değil" diye konuştu.

Milletin yüzde 52'sinin oyuyla göreve gelmiş cumhurbaşkanına, 'Ondan cumhurbaşkanı olmaz' diyebilen bir anlayışın, Türkiye'ye bakınca Kuzey Kore'yi göreceğini ifade eden Erdoğan, kendilerini eleştirenlerin, gönüllerindeki özlemi ifade ettiğini söyledi.

"Nasıl sakin olacağız?"

"Bize 'diktatör' diyenlerin, kendi partilerinde, camialarında yaşanan en küçük bir farklılığa nasıl tahammülsüz olduklarını gördük, görüyoruz" diyen Erdoğan, "İhraç ediyorlar mı? Ediyorlar. Niye tahammül edemiyorlar? Hadi tahammül edin" dedi. Erdoğan, şunları kaydetti:

"Kendilerinin de içinde bulunduğu seçimle iş başına gelmiş olan bizi, bu şekilde eleştirenlerin, Mısır'da, Suriye'de kendi halkını insafsızca katleden diktatörler için ağızlarını açtıkların duydunuz mu? Ben, bu vesileyle DEAŞ'ın Ürdünlü pilotu yakma eylemini telin ediyorum, lanetliyorum. Tabii pilota rahmet dilerken, ailesine de başsağlığı diliyorum. Ürdün milletinin de başı sağ olsun diyorum. Böyle bir vahşet olamaz. Böyle bir şeyi kabullenmek mümkün değil. Bunun, bizim dinimiz İslam'la yakından, uzaktan alakası yoktur. Bunların da İslam'la alakası yoktur. İşte Mısır'da 183 kişiye idam cezası verildi. Peki, bu idam cezasını veren yargı ve onun arkasında duran darbeci yönetimi acaba batıcı ülkeler şu anda telin ediyor mu? Avrupa'da idam yasak, yok. Peki çıkın konuşun ya, bunlara bir şeyler söyleyin. Aynı şekilde Amerika, çıkın bir şeyler söyleyin. Aynı şekilde Rusya, çıkın bir şeyler söyleyin. Nasıl oluyor da hiçbir suçu olmayan bu insanlar darbeye karşı çıktıkları için 183 kişi idam ediliyor?"

"Diyorlar ki 'Sayın Cumhurbaşkanım, bu konularda biraz sakin olsanız. Nasıl sakin olacağız?" diyen Erdoğan, Mehmet Akif Ersoy'un "Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım" dizelerini okudu. Erdoğan, "Peki Rabbimiz ne diyor? Sevgili habibi ne diyor? Temel olarak, toplu olarak medeniyetimizin bu noktadaki yaklaşımını alıyorum; ya elimizle müdahale edeceğiz, ya dilimizle müdahale edeceğiz, buna da muktedir değilsek, kalbimizden buğz edeceğiz" diye konuştu.

"O Türkiye geride kaldı"

"Bunlar darbelerle, ara dönemlerin sisli ortamlarında iktidara gelmeye alışmışlar" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Millete müracaat ederek, milletin desteğini alarak, milletin teveccühüyle iktidara gelmek gibi bir düşünceleri, bir umutları, hayalleri yok. İstiyorlar ki Türkiye, bir kitap fırlatmasıyla, bir demeçle, bir fiskeyle bir gecede yerle yeksan olan zayıf bir ülke olarak kalsın. Onlar da kaos ortamından kendilerine güç ve iktidar devşirsin. Hiç kimse kusura bakmasın, o günler geçti. O Türkiye geride kaldı. Artık manşetlerle, manipülasyonlarla, lobilerle yönetilen, istikameti çizilen, geleceği belirlenen bir Türkiye yok."

"Çift olmasın tek olsun' diyoruz"

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın konferans salonunda esnaf ve sanatkarlara hitaben yaptığı konuşmada, Türkiye'yi yönetmek isteyenlerin millete giderek meramını anlatması, vizyonunu ortaya koyması gerektiğini belirterek, "Eğer millet sana inanır, güvenir, destek verir, imkan sağlarsa işte o zaman gelir, ne yapmak istiyorsan onu yaparsın" ifadesini kullandı. 

" Cumhurbaşkanı denetim mekanizmalarını kaldırıyor, böyle bir özlemin içinde" şeklindeki değerlendirmeleri "Haşa" diyerek yanıtlayan Erdoğan, ABD'deki başkanlık sisteminde çift kamaralı bir sistemin ve güçlü bir denetimin olduğunu anımsattı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz, 'çift olmasın tek olsun' diyoruz. Şu andaki yapımız gibi olsun ve bu parlamento neye müsaade ederse başkan onu yapabilir ve o kadar yapabilir. Müsaade etmediğini yapamaz" diye konuştu. 

Türkiye'de sağlık reformunun yapıldığını ancak ABD Başkanı Barack Obama'nın hala sağlık reformunu yapamadığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Niye? Müsaade etmedikleri için. 'Sen peki bunu niye istiyorsun'. Bizim derdimiz başka ama hiç olmazsa verdiği yetkiyi başkan sonuna kadar kullanabiliyor. Atananların değil seçilmişlerin daha hakim, daha kudretli olduğu bir yapı ortaya çıkıyor. Gerçek, ileri demokrasi bu. Seçilenlerin atananları, atananların seçilenleri... Buradaki ayrımı yaptığın zaman, atananlar seçilenleri değil seçilenler atananları yönetecek. Olay bu. Bir bürokratik oligarşi emperyal bir anlayışla egemenlik sürdürmeyecek. Sen tercihlerinden dolayı gece gündüz millete hakaret et, seçim günü gelince de git milletten destek iste. Göbeğini kaşıyan adam dediğin millet sana oy verir mi, vermez. Millet kendisine saygısı olmayana itibar etmez. Ülkeyi yönetme sorumluluğunu hiç vermez. Önce millete, milletin tercihlerine saygı göstermeyi öğreneceğiz. Anayasanın, hukukun, yasaların sana vermediği bir hakkı, milletin sana teslim etmediği bir gücü hakaretle, küfürle, tehditle, terbiyesizlikle elde etmeye kalkarsan cevabını alırsın.

Hiç kimsenin bu ülkeyi kaosa sürüklemesine, bu ülkedeki demokrasi iklimini zehirlemesine izin veremeyiz. Bu, her şeyden önce Cumhurbaşkanı olarak benim en başta gelen görevimdir. Ayrıca 'nefsi müdafaa hakkı' diye de bir şey var. Bana saldıranlara, bana hakaret edenlere karşı gereğini yapmak, öncelikle hukuk ortamında benim nefsi müdafaa hakkımdır. Aslında bunların şöyle sıkı bir ahilik dersine ihtiyacı var. Neydi ahiliğin üç kapalı şartı? Dilini, gözünü, belini bağlı tutacaksın. HacıBektaş-ı Veli, onun sözüne de bunlar kulak vermezler, 'Eline, beline, diline sahip çıkacaksın' diyor. Çıkmazsan sonuçlarına katlanırsın. Onun için ne demişler, 'edep yahu' demişler. 'Edep yahu'daki de nedir biliyor musunuz, el, dil, bel. Bu ilkelere uymayanlar, hak ettikleri dersi ahilerimizdensanatkarımızdan, milletimizden almışlardır, almaya devam edeceklerdir."

"7 Haziran yeni Türkiye için irade ortaya koyma günüdür"

Kırşehir'e gidişini yadırgayan parti genel başkanları olduğunu dile getiren Erdoğan, "Meydanlara çıkıyor, Cumhurbaşkanlığı yeminini unutmuş, meydanlarda konuşuyor" değerlendirmeleri yapıldığını anımsatarak,  "Bunlar, Cumhurbaşkanlığı yeminin muhtevasını da herhalde pek iyi bilmiyor. Her zaman söylüyorum, ben tarafım ama bu, bir siyasi partinin tarafı olmak anlamına gelmeyecek. Ben milletin tarafındayım. Onlar bunu göremiyorlar" ifadelerini kullandı.  

Kırşehir'de bir toplu açılış törenine, Cumhurbaşkanı olarak davet edildiğini, oraya gelen on binlerce insana hitap ettiğini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Neden rahatsız oluyorsunuz? Cuma günü Bursa'dayım, orada da açılışlar yapacağız. Roman vatandaşlarımızla bir araya geleceğiz, onlara da hitap edeceğiz. Daha sonra başka illerde hem teşekkür ziyaretlerini hem bu tür ziyaretleri aynı şekilde yapacağız. Niye bunlardan rahatsız oluyorsunuz? Ne dedim, 'Masada sadece gelen evrakları imzalayan bir cumhurbaşkanı olmayacağım' dedim. 'Koşan, koşturan, yatırımları yerinde takip eden, izleyen bir cumhurbaşkanı olacağım' dedim. Bu, benim en doğal hakkım. Niye bundan rahatsız oluyorsun? Yatırımları yerinde takip etmek de acaba bu yemine aykırı mı düşüyor? Nasıl bir iştir bu? Bunları kontrol etmek, takip etmek en doğal hakkımdır. Milletim adına bunları takip etmek benim görevimdir.

7 Haziran bu ülkede, milletimizin yeni Türkiye için bir irade ortaya koyma günüdür diyorum. 7 Haziran bu ülkede, maalesef başaramadığımız yeni anayasa olayını başarabilmek için iradesini ortaya koyma günüdür diyorum. Bundan niye rahatsız oluyorsunuz, milletimiz bu yetkiyi kime verecek olursa, bu yetkiyi alan da anayasayı yapabilecek bir güçle alsın ki gelsin hem yeni Türkiye'nin temellerini atsın hem de yeni anayasayla isterse başkanlık sistemini getirir, isterse getirmez. Karar milletindir, benim değil."

"Benim de bir oy hakkım var"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Haziran'da kendisinin de bir oy hakkı olduğuna vurgu yaparak, ailesinin de kime oy verdiğini bilemeyeceğini kaydetti.  

Yıllardır bu fikirleri ifade ettiğini anımsatan Erdoğan, "Dikkat ederseniz ne anayasa ne başkanlık sistemi tartışmasında ortaya koyduğumuz bir ön şart, bir dayatma yok. Türkiye'nin bu değişime, bu dönüşüme ihtiyacı olduğuna inandığımız için herkesin görüşünü serbestçe ortaya koymasını istiyoruz. Bunların hepsi konuşulacak, tartışılacak, bir formata kavuşturulacak, bir metne dönüştürülecek ve sonuçta nihai kararı elbette milletimiz verecek."

Erdoğan, dünyada farklı idare sistemlerinin uygulandığı bir çok ülkeye gittiğini dile getirdi. 

"En ileri demokrasi, en ileri ekonomi" olarak nitelenen ABD'nin, başkanlık sistemiyle yönetildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunun şahsım olması, bir başkası olması önemli değil. Millet, önce sistem sonra da kimi buna layık görürse onu getirecektir. Bu konuda, şu veya bu meselesi değil. Köşe yazarları, ekranlara bakıyorum, televizyonlarda bazı konuşmacılar ileri geri birçok şeyler konuşuyor. Sayın Başbakan ile benim arama bazı şeyleri sokmak, bu tür gayretlerin içine girmek istiyorlar. Boşuna uğraşmasınlar, kusura bakmasınlar. Biz dertliyiz. Milletimize bedel ödettirecek hiçbir kararın altında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzası olmaz. Bunu bilmeleri lazım. 12 yıllık hassasiyetimiz neyse bundan sonra da aynı hassasiyetimiz devam eder" değerlendirmesinde bulundu. 

Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkması gerektiğine işaret eden Erdoğan, 2023'te Türkiye'de kişi başına düşen milli gelirin 25 bin dolar seviyesine yükselmesini hedeflediklerini belirtti.

"Birileri paçalarımızdan çekmeye gayret ediyor. Neyle? Faizle. Olmaz. Bu doğru bir adım değil" ifadesini kullanan Erdoğan, bugün esnafa verilen destek ve kredilerin, faiz uygulamasının geçmişle mukayesenin mümkün olmadığını aktardı. Erdoğan, "Fakat yeterli mi? Yine değil. Bunu daha iyi bir noktaya getirmemiz lazım. Bu konuda 'Enflasyon şuraya inerse biz de faizi düşüreceğiz' diye bir mantık, yanlış bir mantıktır. Böyle bir mantık olmaz. Enflasyona göre faiz ayarlanmaz. Faiz zaten enflasyonu oluşturur" dedi.

"Bu faizle benim girişimcim, sanatkarım, esnafım ne yapacak"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, faizin yüksek olması halinde enflasyonun da yüksek olacağını, faiz düşürüldüğünde enflasyonun da düşeceğinin altını çizerek, şöyle devam etti: 

"Hala bunu anlayamayanlar var. Eğer faizi düşürürsek, eğer biz yatırımcıya, girişimciye düşük faizle kredi verirsek ne olacak? Yatırımlar olacak. Yatırım olunca ne olacak? İstihdam olacak. İstihdam olunca ne olacak? Üretim olacak. Düşük faiz olması hasebiyle uluslararası rekabette yatırımcılarımızın yeri olacaktır. O zaman ihracatımız 158 değil, belki 258'e fırlayacaktır. Bu adımları atmamız lazım. Ama şimdi siz bir bakıyorsunuz, hala Merkez Bankası'nın açıklamış olduğu bu faizde, yüksek bantta bakınca 11,7 değil mi? Buna bir de komisyonları ilave ettiğiniz zaman, 15, 16, 17 gidiyor. Bu faizle benim girişimcim, sanatkarım, esnafım ne yapacak? İşte adı bağımsız kurul. Bağımsız. Böyle olunca gelinen nokta maalesef bu. Bizim daha iyi noktayı yakalamamız lazım. Bunu başarmamız lazım."

"Projesi olanı tahkir etmeyi 'siyaset' diye sunmaya kalkarsanız, olmaz"

Başkanlık sistemine de değinen Erdoğan, "Biz 'başkanlık sistemi konuşulsun' derken, illa 'şöyle bir sistem olsun' demiyoruz. Bu konuda en başta olumlu veya olumsuz görüşünü, fikrini, projesini ortaya koyması gerekenler siyasi partilerimizdir, siyasetçilerimizdir. Gelin düşüncelerinizi ortaya koyun" dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, İç Güvenlik Paketi'ne yönelik sözlerini eleştiren Erdoğan, şunları kaydetti: 

"(Sokağa dökülürüz) diyor. Şurada iç güvenlikle ilgili şu anda yasal düzenleme çalışması var. Molotof suç olmayacakmış. Böyle bir mantık olabilir mi? Siyasetçi kalkıp şunu söyleyebilir mi: 'Ben o elinde molotoflu olanların önünde giderim' diyor. Böyle bir mantık olur mu? Milletin önüne yeni bir ufukla, yeni bir fikirle, yeni bir projeyle gelemedikleri sürece milletimiz bunları hep muhalefete mahkum edecektir. Projesi olanı da tahkir etmeyi 'siyaset' diye sunmaya kalkarsanız, işte bu olmaz. Bu yöntemin işe yaramadığını, geçtiğimiz 12 yılda 7 seçim ve 2 referandum ortaya koydu. Açık, net ortada. Sürekli aynı şeyleri yaparak her seferinde farklı bir sonuç beklemek akıl karı bir iş değildir. 

Biz, Cumhurbaşkanlığı seçiminde milletimize ne vaat ettiysek onu yapıyoruz. Ne yeni anayasa ne başkanlık sistemi meselesi ilk defa konuşulmuş, söylenmiş, gündeme getirilmiş hususlar değildir. Belediye başkanlığımdan bu yana, 94'te İstanbul'a belediye başkanı oldum, o günden sonra sürekli televizyon programlarında, gazetelere verdiğim röportajlarda, bu konu hep sorulmuştur. Ben de bu konudaki düşüncemi hep söylemişimdir. Bu sistemi savunanlar arasında Türkeş'i görürsünüz. Rahmetli Turgut Özal'ı görürsünüz ve Demirel'i görürsünüz. Onlar da bunu savunuyor. Samimi olarak Türkiye'nin bu yol, bu yöntem vasıtasıyla köklü bir değişime ihtiyacı olduğuna inandığımız için yeni anayasa ve başkanlık sistemi meselesinin takipçisiyiz."

"Musademe-i efkardan barika-i hakikat doğar"

Mevcut durumun bir takım sıkıntıları bulunduğunu söyleyen Erdoğan, "Ama unutmayın ki Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık makamlarında kimlerin bulunduğu belli" dedi.

Türkiye'de ilginç bir durum yaşandığını ifade eden Erdoğan, mevcut durumdan memnun olması, bu hali muhafaza etmek için uğraşması gerekenlerin değişim için mücadele ettiğini, değişimden yana olması gerekenlerin ise mevcut durumun devam etmesi için çabaladığını aktardı.

 

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Zaten mevcut durumda iktidar olamıyorsunuz. Bu denendi. Sistemin değişmesi sizin için de bir fırsat olabilir. Ben samimiyetle Türkiye'nin yeni anayasaya, başkanlık sistemine ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Bu yöndeki telkinlerimi, tekliflerimi, düşüncelerimi ifade etmeye devam edeceğim. Bu mesele milletimize malolduğunda onun hayata geçmesinin önünde hiçbir gücün duramayacağına da inanıyorum. 7 Haziran olarak tarihi kesinleşen önümüzdeki seçimlerin bu konuda belirleyici, yön verici bir seçim olacağına inanıyorum. Esnaf ve sanatkarlarımızdan da toplumun diğer kesimleriyle birlikte bu meseleyi konuşmalarını, müsamere etmelerini, tartışmalarını özellikle istiyorum. Hani 'Musademe-i efkardan barika-i hakikat doğar', o güzel söz var ya, yani fikirlerin çarpışmasından, musademesinden hakikat güneşi doğar, bu odur. Fikirlerin, düşüncelerin, tekliflerin tartışılması inanıyorum ki bizi hakikate doğru götürecektir."

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder