MOSSAD'la işbirliğini göremiyorlarsa yazıklar olsun
31 Ocak 2015 İSTANBUL
Cumhurbaşkanı
Erdoğan, "Paralel yapının tabanındaki samimi insanlar bu yapının hala
MOSSAD ile işbirliğini göremiyorlarsa yazıklar olsun" dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Gidenlere, yolunu değiştirenlere,
yolunu saptıranlara, uğurlar olsun. Bize, biz yeteriz. Bize Allah yeter.
Bizim kardeşliğimiz, Allah'ın izniyle, bugüne kadar Türkiye'ye çok
değerli hizmetler kazandırdı" dedi.
Erdoğan, Lütfi Kırdar
Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen Tüm Sanayici ve İş
Adamları Derneği (TÜMSİAD) Genel Kurulu'ndaki konuşmasında, dernek
yönetim kurulu için yapılacak seçimin hayırlı olmasını temenni etti.
TÜMSİAD'ın demokrasi mücadelesine katkıda bulunduğunu belirten Erdoğan,
10 Ağustos'taki Cumhurbaşkanı seçiminde verilen destek için teşekkür
etti. Erdoğan, TÜMSİAD'la çeşitli vesilelerle bir araya geldiklerini
hatırlatarak, daha önce TÜMSİAD'ın genel kuruluna katıldığını söyledi.
Dernekle temaslarının sadece resmi toplantılardan ibaret
olmadığına vurgu yapan Erdoğan, "Biz aynı davaya inandık. Aynı davanın
neferleri olduk. Aynı dava için birbirimize yol arkadaşı, kader
arkadaşı, aynı davanın hizmetkarları olarak birbirimize kardeş olduk.
Son 1-1,5 yılda birçok önemli meselede imtihana tabi tutulduk. Gezi
olaylarında, 17-25 Aralık darbe girişiminde, 30 Mart seçimlerinde, 10
Ağustos seçimlerinde çok çetin imtihanlardan geçtik" diye konuştu.
"Fatihler, toprakları değil, kalpleri fetheder"
Erdoğan, bütün bu yaşananlarda uhuvvetlerinin ve muhabbetlerinin test edildiğini dile getirerek, şöyle devam etti:
"Eğer birbirimizin arasında bu sarsılmaz uhuvvet, muhabbet olmasaydı,
bu dava bugün burada olmazdı. Sizler belki bu salonda olmazdınız, ben
şahsen belki bu kürsüde olmazdım. Kaleleri zapt ederler, köyleri,
şehirleri tahrip ederler, ülkeleri, toprakları işgal ederler ama o
gönüldeki aşk var ya... O gönüldeki ateş, o gönüldeki özellikle o
uhuvvet, o muhabbete var ya onu yıkamadıkları, onu tahrip edemedikleri
sürece, inanın asla ve asla mutlak zafer kazanamazlar. Unutmayın bir
Fatihler vardır bir de işgalciler vardır. Fatihler, toprakları değil,
kalpleri fetheder, kalpleri açar ve gönüllere girerler. İşgalciler ise
toprakları alsalar bile gönülleri zapt edemez, gönüllere giremez, işte
onun için işgal ettikleri topraklara dahi tutunamazlar. Kimi zaman oldu
haksız rekabetle üzerimize geldiler, yasaklarla, cezalarla, iftiralarla,
montajlarla, kirli manşetlerle, ulusal ve uluslararası operasyonlarla
üzerimize geldiler. Ellerindeki tüm imkanları, tüm fırsatları,
ellerindeki tüm silahları, kalemleri, sayfaları, ekranları, yalanlarla
iftiralarla kullandılar."
Kardeşliklerinin son derece kıymetli
olduğunu aktaran Erdoğan, "Bizim kardeşliğimiz, büyük Türkiye'nin
istikbalidir. Hatta bizim kardeşliğimiz ümmetin, tüm mazlumların,
mağdurların, tutunacakları yegane umut dalıdır" dedi.
"Bize, biz yeteriz"
Erdoğan, "Önce rafik, sonra tarik" sözünü anımsatarak, işin aslının bu
olduğunu söyledi. Rafikin önemli olduğunu ifade eden Erdoğan, ondan
sonra da "yol" anlamına gelen tarikin önemini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dostunu yolda tanırsın, alışverişte tanırsın" sözüne atıfta bulunarak, şunları söyledi:
"İşte biz bu kutlu yola, mücadeleye her kesimden dostlarla her kesimden
yol arkadaşlarıyla her kesimden kardeşlerimizle ve kardeş
bildiklerimizle çıktık. Bu uzun ve ince yolda, defalarca dostluğumuz,
kardeşliğimiz test edildi. Kimin gerçek dost ya da gerçek kardeş
olduğunu, kimin de dostluk ve kardeşlik maskesi altında gizli niyetleri
olduğunu, gizli niyetlerin peşinde olduğunu, bu süreçte defalarca
gördük, yaşadık ve onlarla yolumuz ayrıldı. Gidenlere, yolunu
değiştirenlere, yolunu saptıranlara, uğurlar olsun. Bize, biz yeteriz.
Bize Allah yeter. Bizim kardeşliğimiz, Allah'ın izniyle, bugüne kadar
Türkiye'ye çok değerli hizmetler kazandırdı. Bundan sonra da
kazandırmaya devam edeceğiz. Biz Allah'ın izniyle birbirini sırtından
hançerleyen nankörlerin, hainlerin seviyelerine hiç inmeyecek, hiçbir
zaman onların düştükleri çukurlara, tuzaklara düşmeyeceğiz. Bunu dün
Kırşehir'de gördüm. Kırşehir'de siyasi hayatımda bugüne kadar yapmış
olduğumuz açılışların ve mitinglerin en muhteşemini yaptık."
"Birbirine kenetlenmiş tuğlalar gibiyiz"
Erdoğan, halkın olanları gördükçe daha kavi bir şekilde birbirine
dayandığını anlatarak, uhuvvetten, kardeşlikten ve muhabbetten asla
taviz vermeyeceklerini kaydetti.
Kardeşliğin aynı zamanda
mesuliyet olduğuna işaret eden Erdoğan, kardeşlik herkese yayıldığında
Türkiye'nin daha muzaffer bir ülke olacağına dikkati çekti.
Erdoğan, hainlerin hain olmanın gereğini yaptığını aktararak,
bunların ihanet ve fitneyle, birtakım çevrelerin maşası olarak yollarına
devam ettiklerini vurguladı.
Çıktıları yolda tek vücut olmanın
önemine değinen Erdoğan, "Birbirine kenetlenmiş tuğlalar gibi dimdik,
sapasağlam, büyük, yeni Türkiye mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Bir
noktanın altını çizmek istiyorum. Bizim birlikte sevdamız, Türkiye
sevdası oldu. Millet sevdası oldu. Hep söyledim, biz milletimizi
seviyoruz. Bizi milletimizden ayırmak mümkün değil. Bizim milletimize
aşkımız var. Bizim tabularımız yok. Biz, uluhiyette, ubudiyette,
Rabbimizden başkasını tanımıyoruz. Biz bu yola böyle çıktık.
Bizim mücadelemiz, davamız büyük Türkiye oldu, yeni Türkiye oldu, güçlü
Türkiye oldu. Biz birileri gibi çıkarları peşinde koşan, kendi şahsi
iktidarları peşinde koşanlardan asla olmadık. Onun için 'milli irade'
dedik, onun için 'sağlam irade' dedik, onun için 'önce millet' dedik.
Böyle yola çıktık. 'Önce insan' dedik, böyle yola çıktık. 'Önce devlet'
demedik. Devleti arkaya aldık. 'Önce insan' dedik" şeklinde konuştu.
"Gizli toplantıyı dinleyip uluslararası şebekelere servis etmek ne demek?"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, paralel
yapının ne olduğu, bugünlere nasıl ulaştığını herkesin düşünmesi,
tahlil etmesi, üzerinde hassasiyetle durması gerektiğini çünkü yaşanan
sürecin tarihi ve ibretlik bir süreç olduğunu dile getirdi.
Paralel yapıya "Haşhaşiler" dediklerini hatırlatan Erdoğan, "Niye
Haşhaşiler? Çünkü Haşhaşiler 11. yüzyılda ortaya çıkmışlardı ve aynen
bugünkü gibi paralel yapı kurarak, Büyük Selçuklu Devleti'ne ağır
zararlar vermişlerdi. Bizim o günden sonraki tüm devletlerimiz, Anadolu
Selçuklu Devleti de Osmanlı Devleti de bu olaylardan ibret almış ve bu
noktada çok hassas davranmışlardır. Maalesef 70'lerden itibaren Türkiye
Cumhuriyeti bu konuda gerekli hassasiyeti gösteremedi. 10 asır sonra
aynı tarzda, aynı şekilde bir başka Haşhaşi yapı, ulusal güvenliğimizi
tehdit eder boyuta ulaştı. İşte biz, bu hadiseden ibret çıkaracak,
inşallah asırlar boyunca tekrar yaşanmaması için de tedbirlerimizi
bugünden alacağız" diye konuştu.
Erdoğan, söz konusu yapının
sadece şahsına, ailesine, arkadaşlarına taarruz eden bir yapı olmadığını
belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bunu maalesef bugün
dahi göremeyenler var. Bugün bile ürkenler var, korkanlar var, bu
paralel yapının aslında neye, kime taarruz ettiğini tam olarak
anlamayanlar, idrak edemeyenler var. Bu yapı, benim şahsımdan ziyade
öncelikle Türkiye'nin ulusal güvenliğine, ulusal bütünlüğüne taarruz
etmiştir. İşte geçenlerde gördünüz. Cumhurbaşkanının, Başbakanın,
bakanların, Anayasa Mahkemesi'nin, Genelkurmay'ın, bütün kuvvet
komutanlarının telefonlarını dinlemek ne demek? Böyle bir şey olabilir
mi? Böyle bir sivil toplum örgütü veya onun içinde barınanlar böyle bir
şeyi nasıl yapabilir? Bu, vatana ihanet değil de nedir? Bu bir ajanlık
değil de nedir? Dışişleri Bakanlığı'ndaki çok gizli toplantıyı dinleyip,
uluslararası şebekelere servis etmek ne demek? MİT'in Suriye'de
Türkmenlere yardım götüren tırlarının önünü kesmek, oradan fotoğraflar
almak, o fotoğrafları da büyük bir ahlaksızlık içinde iftirayla dünyaya
servis etmek ne demek? Ahlaksızca şunu söylüyorlar, 'Bu tırlar, terör
örgütlerine silah götürüyorlardı, Bayır Bucak Türkmenlerine değil.'
Böyle de ahlaksızca yalanları söyleyebiliyorlar.
Yalan,
sevgililer sevgilisi o Nebi'nin en çok nefret ettiği şey. Birçok suçu
işleyebilirsin, şunu yaparsın, bunu yaparsın vesaire ama Nebi'ye dediler
ki 'yalan', orada ayağa fırladı. 'Asla' dedi. Çok tehlikeli bir şey.
Bunların yerli olduğunu, bunların bu ülkenin evladı olduğunu, bu
yaptıklarına rağmen hala düşünen varsa, açık söylüyorum, çok büyük bir
gaflet ve dalalet içindedirler."
"Biz yandık, onlar yanmasın"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, paralel yapının milletin dini hassasiyetlerine
apaçık suikast düzenlemek istediğini, kendilerinden başkasını
dindar, hatta Müslüman görmeyecek kadar enaniyet içinde olduklarını
ve kendilerine her yöntemin meşru kabul edildiği bir sapkın yol
çizdiğini söyledi.
Paralel yapı için her yolun meşru olduğunu
kaydeden Erdoğan, bu yapının dini hassasiyetlere çok ağır
zulmettiğini, milletin yardımlaşma, dayanışma hasletlerini kendisine
hedef yaptığını, başka cemaatlere, derneklere, vakıflara, başka yardım
kuruluşlarına, burs veren, yurt veren teşkilatlara hayat hakkı
tanımadığını anlattı.
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Şimdi
'özgür basın' diye feryat ediyorlar, değil mi? İşte Tahşiye Operasyonu
diyerek, kitaplara el koyan, kitapları suç, delil olarak kullanan,
bizzat bunların kendisiydi. Basın özgürlüğünden bahsediyorsunuz, Tahşiye
Operasyonu diye yaptığınız operasyonun altında kimler
yatıyordu? Yazarlar, çizerler, orada kitapları olan birçok insan vardı.
Bunlar gittiler 16, 17 ay içeride yattılar. Bunu neyle izah edeceksiniz?
Onlar yazardı. Niye onlara bu şekilde yalanla, iftirayla
saldırdınız? Bu yapı aynı zamanda bu aziz milletin ahlak değerlerine de
suikast düzenledi. İftirayı, şantajı, montajı, yalanı, takiyeyi, her
türlü haksızlığı meşru gördüler, meşru gösterdiler. Bu milletin ahlak
damarlarını tahrip etmeye çalıştılar. Bunlar, milli değiller, yerli
değiller. Buna rağmen bugün hala bunlarla iş tutanlar, yol arkadaşlığı
yapanlar, bunlarla iş birliğine gidenler, inanın çok yakında büyük bir
mahcubiyet yaşayacaklar. Bunu söylemek zorundayım. Biz yandık, onlar
yanmasın. Siyasi partilere, STK'lara, derneklere, vakıflara söylüyorum,
hatta ve hatta içimizde, yanı başımızda gizlendiğini zannedenlere
söylüyorum. Kim ki bunlara karşı tavır almazsa, Türkiye'ye haksızlık
etmiştir, milletine haksızlık etmiştir, dinine, ahlakına, vicdanına
haksızlık etmiştir."
"MOSSAD'la iş birliği tuttuğunu göremiyorlarsa yazıklar olsun"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, en başından itibaren paralel
yapının tabanıyla üst kademesini ayrı değerlendirdiğine işaret ederek,
üst kademenin çok bariz şekilde başka odakların, başka çevrelerin
maşası, kuklası olduğunu vurguladı.
Bir üst akıl olarak ifade
ettiği uluslararası egemen güçler, emperyal güçlerin söz konusu
yapıyı gayet iyi kullandığını ve kullanmaya devam ettiğini dile getiren
Erdoğan, "Ama tabandakilerin artık bazı soruları kendilerine sormaları,
bazı şeyleri sorgulamaları kaçınılmaz bir hal almıştır. Bütün bu ortaya
çıkan gerçeklerden, bütün bu ortaya dökülen pisliklerden sonra samimi
insanların hala o çatı altında durmasının hiçbir mazereti olamaz. 'Acaba
bu devlet, bu hükümet neden bu kadar açık ve net olarak bu tavrı
koyuyor?' diye kendi kendilerine bu soruyu sormaları lazım. Paralel
yapının tabanındaki samimi insanlar, bu yapının kimlerle işbirliği
yaptığını, kimlerle yan yana geldiğini, kimlerle aynı karede fotoğraf
verdiğini lütfen görsünler ve bu gidişi sorgulasınlar. Hala bu yapının
MOSSAD'la iş birliği tuttuğunu göremiyorlarsa yazıklar olsun. Çünkü her
şey çok açık, net ortada" şeklinde konuştu.
"Düşük faizle kredi imkanı sağlayacaksın ki yatırım yapabilsin"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkede yatırım isteniyorsa faizlerin düşmesi
gerektiğini belirterek, "İstihdam istiyorsak yatırım olması lazım.
Yatırım ne ile olacak? Girişimcinin önüne düşük faizle kredi imkanı
sağlayacaksın ki yatırım yapabilsin" dedi.
Döneminde konut
edindirmede 3,5 milyar lira ödediklerini dile getiren Erdoğan, "Neden?
İşte hep bu zulüm sebebiyle. Alan götürdü, alan götürdü. Yüksek
enflasyonu görmediler, görmezden geldiler. Çünkü yüksek enflasyonun
onlara bir zararı yok ki" diye konuştu.
"Cumhurbaşkanı
olarak tezimi yine ileri sürüyorum; Enflasyon sebep değildir. Enflasyon
neticedir. Faiz sebeptir, faiz enflasyonu doğurur, bunu böyle biliniz"
diyen Erdoğan, ülkede yatırım ve istihdam isteniyorsa faizlerin düşmesi
gereken en düşük noktaya inmesi gerektiğini ifade etti.
Erdoğan, bu durumun inşaat
sektöründe de diğer sektörlerde de böyle olduğunu kaydederek, "Ama
bakıyorsun birileri çıkıp şunu söylüyor, 'Sanayiye önem vermemiz lazım
inşaat sektörüne o kadar önem vermenin anlamı yok.' İnşaat sektörü emek
yoğundur. İnşaat sektörü olmadan bir ülkede kalkınma olmaz bunu böyle
bilmemiz lazım. Biz en zor zamanda inşaat noktasında ara vermedik, böyle
devam ettik. İnşaat ve sanayi bunların at başı gitmesi lazım. Ne
sanayiyi ne de inşaat sektörünü terkedeceksin. Ülke büyüyor ya,
gelişiyor" diye konuştu.
"Genç nüfusu yakalayamayan ülke bitmeye doğru gider"
Kentsel dönüşümlerle, değişimlerle modern bir Türkiye inşa edilecekse
inşaat sektörünün kesinlikle görmezden gelinemeyeceğine vurgu
yapan Erdoğan, nüfusun da arttığını ancak artışın istenilen düzeyden
altta olduğunu, şu anda 77,8 milyonlarda olduklarını, hedeflerinin
2023'te 85 milyon olduğunu, gönüllerinin daha fazlasını arzu ettiğini
söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir ülkenin dinamizminin genç
nüfus olduğunu belirterek, genç nüfusu yakalayamayan ülkenin bitmeye
doğru gittiğini, şu anda Batı'nın gittiğini aktardı.
Artış
oranının yüzde 2'nin üzerinde olması gerektiğinin altını çizen Erdoğan,
bu rakamın veya altının kendilerine yaramayacağını, "Onun için ben
buradan açıkça söylüyorum; En az 3, bir defa bizim olmazsa olmazımızdır.
Siz sağda solda konuşulanlara, yazılanlara bakmayın. Onlar yine 1'de,
2'de kalsınlar o yazanlar çizenler ama bizler 3'ü, 4'ü düşünmemiz lazım.
Beypazarlı amcamızın o nasihatini unutmamamız lazım; 1 olur garip olur,
2 olur rakip olur, 3 olur denge olur, 4 olur bereket olur, gerisi Allah
kerim. Buna böyle bakmak lazım" dedi.
Erdoğan, genç ve dinamik
nüfusun emeğin sahibi olduğunu, emek olmadan ekonomi olamayacağını,
insan olmazsa bunların hiçbirisinin olamayacağını dile
getirerek, demokrasi ve ekonomi noktasındaki atbaşı gidişin de
sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
"Kendi çarkları dönüyorsa Türkiye batmış umurlarında değil"
Kendilerinden önceki dönemlerde bütün antidemokratik uygulamaların,
baskının, zulmün, adaletsizliğin hatta darbelerin dahi görmezden
gelindiğini ve üzerinin örtüldüğünü anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bunların huyudur. Yerli, milli olanı görürler, üzerine giderler ama
gayrimilli olanı asla görmezler, görmezden gelirler. Kendi çarkları
dönüyorsa Türkiye batmış bunların umurunda olmaz. Kendi çarklarını
döndürmek için Türkiye'yi bataklığa sürüklemekten de hiç ama hiç
çekinmezler İşte paralel yapı konusunda da bizi hiç şaşırtmadılar.
Neymiş muhatapları cumhurbaşkanı değilmiş. Sen kimsin ya? Sen kimsin? Bu
fakiri milleti muhatap görmüş sen beni muhatap görsen ne yazar görmesen
ne yazar.
Bakın işte bunun için TÜMSİAD
gibi, MÜSİAD gibi, ASKON gibi daha buna benzer birçok dernek ve vakıf
son derece önemlidir. Biz bu ülkede milli iradenin üzerindeki vesayeti
kaldırdık. Siz de bu ülkede sermayenin üzerindeki vesayeti kaldırdınız,
kaldırıyorsunuz. Biz siyasette tekelleri altüst ettik, siz ekonomide
tekelleri sarstınız. Bu şekilde korkmadan, çekinmeden ilerlemeyi
sürdüreceğiz. Hepsi bir araya geldi, hala geliyorlar. İçeride, dışarıda
demokrasinin, büyük ekonominin, büyük Türkiye'nin ne kadar hasmı varsa
ve hazımsızı varsa bir araya geldiler. Fotoğrafa bakın aynı karenin
içinde Esed'i görürsünüz, aynı karenin içinde CHP'nin temsilcilerini
görürsünüz, aynı karenin içinde diğer muhalifleri görürsünüz. İsrail'i,
paralel yapıyı, işte o malum dernekleri, uluslararası bazı örgütleri,
sözüm ona insan hakları örgütlerini, gazetecilik örgütlerini
görürsünüz."
"Cezaevlerindekiler gazeteci değil"
Erdoğan, bazı uluslararası gazete derneklerinin gelerek kendilerini
güya hesaba çektiğini kaydederek, bu kişilerin kendilerine "Cezaevinde
şu kadar mahkum gazeteci var" dediğini, kendisinin "Kaç tane var" diye
sorduğunu, sayı veremediklerini aktardı.
Bu kişilerden isim
istediğini ancak bu kişilerin isim de veremediğini ifade eden
Erdoğan, "O zaman ben söyleyeyim; Bizim şu anda ülkemizin cezaevlerinde
mahkum olarak 7 kişi var. Ve bunlar gazeteci değil. Ellerine bir kart
tutuşturuyorlar, bunları gazeteci yapıyorlar. Böyle gazeteci oluyorlar.
Peki bunlar düşüncesinden, yazısında dolayı mı içeri dirmiş? Hayır. Çoğu
zaten bunların DHKP-C terör örgütü mensubu. Ya polis öldürmekten, ya
bekçi öldürmekten, ya ruhsatsız silah bulundurmaktan veyahut da banka
soymaktan içeri girmiş ve mahkum olmuşlar. Ve bunların da 3 tanesi bizim
dönemde, diğerleri bizden önceki hükümetler döneminde" diye konuştu.
Bunu söyleyince sus pus olanların yurtdışına gidince yine aynı şeyi
söylemeye devam ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biraz dürüst
olun be, samimi olun be. bunlarda dürüstlük falan da yok. İftira at
tutmazsa iz bırakır. Mantık bu, aynen paralel yapının da yaptığı buydu
Türkiye'de. İnsanlara nasıl zulmettiler. 16, 17 ay içeride yatırdılar.
Bakın kendileri bazıları için neler yazıyorlar çıkarsınlar diye. Peki 14
yaşında Yakup kardeşimizi içeri aldınız. Adam mı öldürmüştü? Ne yaptı
da içeride bu kadar tuttuktan sonra 11 sene çocuk yaşta içeri aldınız
şimdi de çocuklarından ayrı olarak tekrar içeri alıyorsunuz" ifadelerini
kullandı.
"Kimbilir onun da belki bir montajı vardır"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'nin en büyük işveren derneği, STK'sı
durumunda olan ve kısa zaman önce görevi bırakan başkanı biliyorsunuz
çıktı, 'Ben bir paralel devlet görmüyorum' dedi, böyle bir açıklama
yaptı. Aslında bal gibi görüyor, görüyor da bunu söylemek, itiraf etmek
işine gelmiyor. Kimbilir onun da belki bir montajı vardır, onunla ilgili
de belki bir şantaj vardır" dedi.
"O savcı da çıkmış 17
Aralık darbe girişimini nasıl yaptıklarını utanmadan sıkılmadan itiraf
ediyor" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Allah
aşkına hukukta, burada çok hukukçu vardır, 'Bence' diye bir yaklaşım,
böyle bir bakış açısı olabilir mi? Buradan adalet doğabilir mi? Bir
hukuk devletinde 'Bence' diyerek, şahsi duygularını, şahsi çıkarlarını,
mensubu olduğu örgütü öne çıkaran bir savcı, o koltukta kalamaz, pişkin
bir şekilde çıkıp konuşamaz. Bu, darbenin apaçık itirafıdır. Bu
açıklamalar, ihanetin, illegal örgütlenmenin apaçık itirafıdır. Hep
söylüyorum yargı, en başta içindeki Haşhaşileri temizlemeli, en başta
bünyesindeki zehri atmalıdır. Ben, yargının o samimi, dürüst
mensuplarını asla bunlarla bir tutamam, onlar bu işin istisnasıdır. Ama
bu Haşhaşilerin içlerinde olduğunu zaten biliyorlar. Ben de buna
inanıyorum. Çünkü zarar gören sadece yargımız değil, zarar gören
Türkiye."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, savcıların, hakimlerin
Twitter'dan, gazete sayfalarından, adliye önlerinden keyfi açıklamalar
yaptığını dile getirerek, "Dünyanın neresinde bunun bir örneği var ya?
Böyle bir şey olabilir mi? Sen anarşist misin? Nasıl olur da bir savcı
olarak adalet sarayının önünde broşür dağıtırsın ya? Böyle bir şey biz
hayatımızda yaşamadık, görmedik. Öğrencilik yıllarımızda bu tür şeyleri
biz okulların önünde broşür dağıtırdık ama sen savcısın ya sen nasıl
böyle şeyleri dağıtırsın? Burada da zihinsel bir rahatsızlığın içine
girdiği belli. Ya ver de birileri yapsın bunu. Yani adam mı kalmamıştı,
ver de birileri yapsın bu işi. Sen niye yapıyorsun? Merak ediyorum,
acaba bu ülkenin savcıları, hakimleri bu durumu vicdanlarına nasıl izah
ediyorlar?" diye konuştu.
Rafa kaldırılmış bazı dosyaların
raftan indirildiğini, üzeri örtülmüş bazı hadiselerin üzerindeki tozun
temizlendiğini, ancak cinayetler, kumpaslar, yapılan zulümlerin yanı
sıra hukuk cinayetlerinin ortaya çıktığını belirten Erdoğan, "İşte bütün
bunlara rağmen birileri hala çıkıp bu paralel yapıyla, bu örgütle el
ele, kol kola iş tutuyorsa, onlara da yazıklar olsun" dedi.
"Paralel yapı montaj konusunda usta"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "paralel yapı"nın montaj konusunda
usta olduğunu ve kendisinin Somali'de çocuklara dağıttığı bir boyama
kitabının kapağına montaj yapıp sosyal medyaya sürdüğünü dile getirerek,
şöyle konuştu
"Yetmemiş, bu montajı ana muhalefet partisi
başkanının eline tutuşturmuşlar, 'Sen bunu kürsüden salla dur. Artık
seçimler yaklaşıyor, salla tutar' demişler. Tabii o da bunlara uymuş.
Dün Kırşehir'de de söyledim 'Klavuzu karga olanın...' dedim. Evet, böyle
dedim. Yahu bu kaç oldu? Eline tutuşturulan sahte belgeleri, yalan
yanlış bu tür notları kaçıncı defadır kürsüden sallıyor. Ya bir montaj
oradan film izletiyor veyahut da bu tür şeyleri sallayıp duruyor.
Üniversite sınavlarıyla ilgili sahte bir maili gösterdi, rezil oldu.
Kayseri'yle ilgili sahte belgeleri gösterdi, yargı kararlarını
verdi, rezil oldu ama tazminat nedeniyle hakitaten Kayseri sucuğa doydu.
Bu arada ben de çok dava kazandım onu da söyleyeyim yani. Biraz daha
diyorum biriksin de biz de artık şöyle büyük bir meydanda bu tür bir
dağıtım mı yaparız, yoksa fakir fukara, garip gurebanın olduğu bir
vilayette bir çalışma mı organize ederiz, edeceğiz."
"Bunlar 24 saat içerisinde hükümet devirir, hükümet kurarlardı"
Başka çevrelerden de "paralel yapı"yla iş tutan, ona kol kanat gerenler olduğunu belirten Erdoğan, şunları söyledi:
"Türkiye'nin en büyük işveren derneği, STK'sı durumunda olan ve kısa
zaman önce görevi bırakan başkanı biliyorsunuz çıktı, 'Ben bir paralel
devlet görmüyorum' dedi, böyle bir açıklama yaptı. Duydunuz değil mi?
Okumuşsunuzdur. Aslında bal gibi görüyor, görüyor da bunu
söylemek, itiraf etmek işine gelmiyor. Kimbilir onun da belki bir
montajı vardır, onunla ilgili de belki bir şantaj vardır. Öyle bir
cesaret, öyle bir basiret yok. Çünkü bunların zaten huyu bu.
Sizinle karşı karşıya geldikleri zaman hemen böyle elleri ovuştururlar,
'Nasılsınız, iyi misiniz, hoş musunuz?' filan falan bunları sorarlar.
İşte 'Evde mantıya bekliyoruz. Akşam yemeğine bekliyoruz. Kahvaltıya
bekliyoruz' derler.
Bunlar hep iyi güzel de ama kalkıp sen bu
ülkenin Cumhurbaşkanına saygısızlık yaparsan, Başbakanına saygısızlık
yaparsan, hükümetine saygısızlık yaparsan, bunun cevabını öyle veya
böyle alırsın. Çünkü bunlar bir kere olmadı, iki kere olmadı, üç kere
olmadı, defaatle oldu ve biz her defasında 'Acaba düzelirler mi? Acaba
dürüst olurlar mı?' hep bunu gayreti içinde olduk. Olmadılar. Çünkü
bunlar, şuna alışmışlar, bunlar 24 saat içerisinde hükümet devirir,
hükümet kurarlardı, bunu biliyorlar. Ama o devirler artık eski
Türkiye'de var, yeni Türkiye'de bunlar yok. Bunlar, işine geleni
görürler, işine gelmeyeni görmezler. Bunlar başörtüsünü görüyorlardı,
imam hatip liselerini görüyorlardı ve bunlarla ilgili özel raporlar
hazırlamışlardır. Kesintisiz eğitim zulmünü görüyorlardı ama yüksek
faizi hiçbir zaman görmediler. Niye? Oradan besleniyorlar. Reel yatırım
dediğin zaman eh sallana sallana ama finans sektörü dediğin zaman
koşarak. Çünkü para orada, büyük para, büyük imkanlar orada. Kendi
cebinden koyduğu parayla değil, önce pompaya biraz su dolduruyor ondan
sonra bol bol basıp oradan istediği kadar suyu çekiyor. Niye? E mevduat
dediğin olay bütün vatandaş, fakiri de orta hallisi de hepsi oraya
parayı akıtıyor nasıl olsa."
Cumhurbaşkanı Erdoğan,
Türkiye'de batık bankalar sendromu yaşandığını hatırlatarak, kimi
rivayete göre 26 milyar dolar, kimi rivayete göre 40 milyar dolar,
faiziyle hesaplandığında 100 milyar doları aşan bir meblağ ortaya
çıktığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yeni anayasa ile birlikte memur işçi ayrımını
da ortadan kaldırmak lazım. Aynen gelişmiş ülkelerdeki gibi çalışanlar
sistemini getirmek suretiyle bu işi ilerletmek lazım" dedi.
Uzun
ince bir yolda gece gündüz gittiklerini ve gitmeye devam edeceklerini
dile getiren Erdoğan, 2023'e yaklaşırken yeni bir anayasanın ne büyük
bir ihtiyaç olduğunu görmek durumunda olduklarına vurgu yaptı.
Erdoğan, bu yeni anayasa içerisinde şüphesiz ki bir "Yeni Türkiye"
hedefi olduğunu ifade ederek, "Bu Yeni Türkiye içerisinde de takdir
edersiniz ki hızı artıracak bir sistem değişikliğine şiddetle ihtiyaç
vardır. Bu sistem değişikliği bir defa ayaklarımızı prangalardan
kurtaracaktır. Dün Kırşehir'de de söyledim, burada da söylüyorum;
Haziran 7, Türkiye'nin adeta bir kırılma noktasıdır. Ve bu seçimlerde
inanıyorum ki 400'ü alan iktidar yeni anayasayı da kuracaktır,
hazırlayacaktır, yeni Türkiye'nin de temel taşlarını döşeyecektir. Bunu
böyle görmemiz lazım" diye konuştu.
Bu yüzden TÜMSİAD, ASKON
ve MÜSİAD gibi birçok sivil toplum kuruluşuna çok büyük görevler
düştüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2011 seçimlerinin yapıldığı
günün akşamı yeni bir anayasa ihtiyacını hatırlattığını, bunun için
mücadele edecekleri sözünü verdiğini anlattı.
"Çünkü bizim yeni
anayasa çalışmalarımız içerisinde en önemli başlıklardan bir tanesi de
bizim 'başkanlık sistemi' olayıydı. Hızlı gitmemiz gerekiyordu, seri
kararlar almamız gerekiyordu" diyen Erdoğan, sözlerini şyle sürdürdü:
"Düşünebiliyor musunuz? Birisini görevden alıyorsunuz işte şimdi bu
paralelcilerle olan işlerde. Siz bir taraftan alıyorsunuz yargı bir
taraftan geri iade ediyor, siz alıyorsunuz onlar iade ediyor. Böyle
devlet idare edilir mi? Burada özel sektör var. İki şeyiniz vardır.
İhbar tazminatını ödersiniz, kıdem tazminatını ödersiniz. Memnun
değilsiniz kapıya koyarsınız. Öyle mi? İlanihaye çalıştırmaya mecbur
musunuz? Bu yeni anayasa ile birlikte memur işçi ayrımını da ortadan
kaldırmak lazım. Aynen gelişmiş ülkelerdeki gibi çalışanlar sistemini
getirmek suretiyle bu işi ilerletmek lazım.
Bizim yeni bir
anayasayı artık Türkiye'ye, milletimize kazandırmamız kaçınılmaz hale
gelmiştir. Yeni bir anayasa, yeni bir idare sistemi inanın Türkiye
ekonomisinin de demokrasinin de siyasetin de üzerindeki tüm yükleri
kaldıracaktır. Bunu daha fazla ertelememek gerekir. Önümüzdeki
seçimlerin yeni bir anayasayı merkezine alması yeni bir anayasayı
yazacak şekilde teşekkül etmesi Türkiye'yi 2013 hedefleriyle
buluşturacak yegane yoldur, yöntemdir. Bunu artık başarmak zorundayız."
Erdoğan, yeni Türkiye için yeni anayasayı yazma yolunda en başta
ekonominin ayağındaki prangaların atılması gerektiğine vurgu yaparak,
başta TÜMSİAD
olmak üzere ekonominin içinde demokrasiye ve Türkiye'ye gönül vermiş
herkesi seçimler öncesinde bu meseleye daha fazla yoğunlaşmaya davet
etti.
"Türkiye'yi şahlandıracak yeni anayasayı artık yazalım ve
başkanlık sistemini artık daha etraflıca tartışmaya başlayalım,
Türkiye'nin şanına yakışır bir idari sistemi inşa edelim" diyen Erdoğan,
muhalefetin başkanlık sistemini istemediğini, öyleyse bu işin çok doğru
olduğunu, işin bu kadar basit olduğunu söyledi.
Büyük devlet
olabilmek için büyük dönüşümleri gerçekleştirmek zorunda olduklarının
altını çizen Erdoğan, 7 Haziran'ın bu yönde bir milat olması için hep
birlikte çok çalışacaklarını aktardı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekonomiye, demokrasiye, büyük Türkiye'ye katkıları nedeniyle TÜMSİAD'a teşekkür etti.
Notlar
Konuşması sonrası Erdoğan'a, TÜMSİAD Genel Başkanı Yaşar Doğan tarafından Somali'de bir kuruluşa yapılan yardımın çerçevelenmiş makbuzu hediye edildi.
Hediye takdiminden sonra dernek ve protokol üyeleri aile fotoğrafı çektirildi.
Genel kurula Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Avrupa Birliği Bakanı
ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri
Işık, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ve çok
sayıda iş adamı katıldı.
Genel Kurul'da TÜMSİAD Genel Başkanlığına Yaşar Doğan oy birliğiyle seçildi. TÜMSİAD Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu:
"Osman Kapıcıoğlu, Mustafa Özbek, Yakup Köç, Bahattin Akpınar, Servet
Samsama, Yunus Nacar, Abdulkadir Yıldız, Recep Yeşilyurt, Mevlana
Karali, Emre Yazıcı, Tolga Tunç, Burhan Ceylan, Murat Gürbüz, Mustafa
Kamar, Muammer Ceylan, İbrahim Kaygısız, Hasan Güngör, Eyüp Topak, Cuma
Çekici, Cemal Balabanoğlu."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder