Türkiye halkı çözüm sürecini destekliyor Başbakan Davutoğlu'nun Başdanışmanı Mahçupyan
ERBİL 26 Ocak 2015
Türkiye halkı çözüm sürecini destekliyor
Başbakan
Davutoğlu'nun Başdanışmanı Mahçupyan, "Toplumun yüzde 70’i çözüm
sürecine destek veriyor. Dolayısıyla genel olarak Türkiye halkının çözüm
sürecine büyük bir desteği var" dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Başdanışmanı Etyen Mahçupyan, Türkiye'de
çözüm sürecine toplumsal desteğin yüzde 70'lerde olduğunu belirtti.
Mahçupyan, Ortadoğu Araştırma Enstitüsünün (MERİ) Erbil’de düzenlediği,
"Türkiye, Kürtler ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi" başlıklı panelin
"Türkiye'de barış süreci: Dün, bugün ve yarın" başlıklı oturumunda
yaptığı konuşmada, çözüm sürecinin toplumsal kabul üzerinden gittiğini
ifade ederek, "Toplumsal kabul olmasaydı çözüm sürecinde buralara
gelinmezdi. Özellikle AK Parti hükümetleri bu konuda çok duyarlı
oldular. AK Parti belirli bir seçim başarısını art arda sağlamak zorunda
olan bir parti. Dolayısıyla da toplum bu süreci ne kadar kabul ediyor
ya da etmiyor bu son derece kritik bir olay. Eğer toplumun kabul
etmeyeceği bir noktaya gelinirse sürecin yavaşlayacağından emin
olabilirsiniz. Toplum kabul ederse de süreç hızlanacaktır" dedi.
Çözüm sürecine verilen desteğe ilişkin bir sürü saha çalışması olduğunu aktaran Mahçupyan, şöyle konuştu:
"Saha çalışmaları gösteriyor ki toplumun yüzde 70’i çözüm sürecine
destek veriyor. Dolayısıyla genel olarak Türkiye halkının çözüm sürecine
büyük bir desteği var. Kürtlerde bu destek yüzde 90’lara çıkıyor. Net
olarak bir toplumsal taban mevcut. Bu, aynı zamanda siyasi bir taban.
İnsanlar siyasetle çok ilgililer. Özellikle Türkiye’nin muhafazakarları
ve Kürtleri çok siyasallaşmış gruplar. Gündemi de yakından takip eden
bilinçli insanlar. Hükümet de bu işe çok duyarlı."
Çözüm
sürecinde AK Parti ve Kürt siyasi hareketi olmak üzere kendini
kanıtlamış iki büyük hareketin var olduğunu ifade
eden Mahçupyan, "Birisi 30 yıldır mücadele ediyor. Öbürü 12 yıldır
hükümet ediyor. Başına gelmemiş olay kalmamış, buna rağmen hükümette
kalmaya devam ediyor. Yüzde 50 oy almaya da devam ediyor. Dolayısıyla bu
kadar güçlü iki aktör söz konusu olduğu zaman bu iki aktörün ilişkisi
de o kadar belirleyici hale geliyor ki dışarıdan müdahalenin çok işe
yaramayacağı, rasyonel olmayacağı duygusu veriliyor. Taraflar bu işi
kendileri halletmek istiyor. Bu durumda çözüm süreci bir kapalı devrenin içine kayıyor. Sivil toplum bunun biraz dışında duruyor" değerlendirmesinde bulundu.
"30 yıldır insanlar ölüyor. Ve hakikaten bu iş artık bitsin isteniyor.
Bitsin istendiği için o kadar güçlü bir şekilde bitmesini istiyorsunuz
ki tarafların hangi konuda ne kadar anlaştıkları önemini yitiriyor"
diyen Mahçupyan, şöyle devam etti:
"Yeter ki anlaşsınlar.
Anlaşsınlar da ne olursa olsun duygusuyla bakıyorsunuz. Şimdi bu duygu
ve aktörlerin bu kadar güçlü olması birleştiği zaman şöyle ilginç bir
sonuç ortaya çıkıyor: Türkiye'de çözüm sürecini destekleyen insanlar
pasifleşiyor. Yani çözüm sürecine destek veren kişiler, şu anda kenara
çekilip 'bırakalım yapsınlar' duygusu içindeler ve müdahale etmektense,
ortaya çıkıp konuşmaktansa tarafları rahat bırakmak, serbest bırakmak,
önünü açmak şeklinde bir psikolojik ihtiyaç duyuyorlar. Belki bunun
altında toplumsal desteğin bu kadar yüksek olmasının da etkisi var."
Etyen Mahçupyan, Türkiye'de çözüm sürecine karşı çıkan tarafların,
sürece verilen güçlü toplumsal destek nedeniyle bunu açıkça
dillendirmediklerini, bunun yerine başka şeyler üzerinde muhalefet
ettiklerini kaydetti.
Çözüm sürecinin çok açık bir şekilde aktörlere yarayacağını belirten Mahçupyan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bu, AK Parti’nin iktidarda kalmaya devam edeceği, meşruiyet zeminini
daha da güçlendireceği bir döneme girmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla
siz AK Parti’nin bu kadar güçlenmesini istemiyorsanız çözüm sürecine
karşı olma stratejisi gütmeye doğru gidiyorsunuz. Çözüm süreciyle Kürt
siyasi hareketinin de bölgede siyasi bir üstünlüğü olacak ise buna da
bölgenin içinden şu an itiraz var. Çünkü sadece çözüm sürecinden
bahsetmiyoruz aynı zamanda çözüm süreci sonrasının siyasi güç dengesinden de bahsetmiş oluyoruz. Bu durum meseleyi daha karmaşık hale getirdiği gibi gerçekten çözüm süreci meselesi olmaktan çıkartıyor. Ve giderek aktörler üzerinden bir tartışma yapıyoruz."
Başbakanlık Başdanışmanı Ete
Panelin birinci oturumunda konuşan Başbakanlık Başdanışmanı Hatem Ete ise "Tarafların
özel bir statü talebinde bulunmamaları, çözüm sürecini stratejik
kılıyor. HDP'nin ya da PKK'nın, Öcalan'ın özerk bir statü talebinde
bulunmayacağını deklare etmesiyle Oslo’da kopan süreç yeniden başladı.
Sürecin böyle bir teminatla başlamış olmaları
önemliydi" şeklinde konuştu.
"Çözüm süreci silahsızlanma
vaadiyle, bir nevi Öcalan'ın PKK'yı silahsızlandırabileceği vaadiyle
başlamış bir süreçtir" diyen Ete, "PKK'nın silah bırakmaya hazır
olduğunu ifade etmesi ve bu silah bırakışını da özerk bir statü talebine
bağlamamış olması dönüm noktasıdır” ifadesini kullandı.
Oslo sürecinin, PKK’nın "özerklik ısrarı" ve silah bırakmaya yanaşmaması nedeniyle bozulduğunu hatırlatan Ete, şunları söyledi:
"PKK’nın özerklik ısrarına devletin, olumlu cevap vermemesi dolayısıyla
Oslo süreci tıkanmış ve bir yere varamamıştı. O nedenle bu tecrübeden
de alınan derslerle çözüm süreci
bir özerklik talebiyle başlamadı. Çözüm süreci, PKK'nın demokratik bir
cumhuriyete, Türkiye'nin demokratikleşme alanında atacağı adımlarla bu
sorunun çözülebileceğine angaje olmasıyla başladı."
Panele
konuşmacı olarak katılan İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Mesut Yeğen de 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümetin
henüz silahlar bırakılmamışken "Kürt sorununu" çözme girişimde
bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin çözüm sürecini başlatmasında
bölgesel gelişmelerin de etkili olduğunu anlatan Yeğen, "PKK, bu işi
silahla halledemem’ dedi. Devlet de ‘PKK’yı ortadan kaldıramıyorum ve
arkasındaki kitlesel desteği eritemiyorum’ durumunu idrak etti. Lakin bu
sürecin başlamasında bölgesel gelişmelerin de önemli bir etkisi
oldu" dedi.
Öcalan’ın, PKK üzerindeki etkisini yitirmemek için
"yaratıcılık" gösterdiğini iddia eden Yeğen, "PKK da Öcalan’ın
önderliğinden bağımsızlaştığı durumda kendi iç bütünlüğünü korumayacağı
ferasetine sahipti. Yani devam edebilirdi fakat bugünkü kuvvetiyle
değil. Öcalan’ının önderliğinden bağımsızlaşma PKK’nın da çok işine
gelmiyordu" diye konuştu.
Yeğen, "PKK'nın Türkiye sınırları
içinde silahları bırakmaya razıyım demesinin" çözüm sürecini
kolaylaştıran bir gelişme olduğunu kaydetti.
"Özerklik talebi Çözüm Süreci'nin bir parçası değildir"
Katılımcıların
sorusu üzerine sözlerine açıklık getiren Ete, "Kürt hareketi özerklik
talebinden vazgeçti demiyorum. Ancak özerklik talebi Çözüm Süreci'nin
bir parçası değildir demek istiyorum. Bunu Çözüm Süreci'nin bir parçası
kılmamaya karar verdiler diyorum. Yani Kürt siyasi hareketi, silahlı
mücadeleyi bırakıp siyasi mücadeleye yönelebilir. Ancak siyasi
mücadelenin enstrümanlarıyla özerklik talebini sürdürebilir. Bu sorun
değil. Bu demokratik bir ülkede demokratik bir tartışmanın unsurlarından
biri olarak her bir hareketin savunabileceği bir şey" diye konuştu.
Ete, şöyle devam etti:
"Ben PKK, HDP hattı özerklik fikrinden vazgeçti demiyorum. Ancak bu,
Çözüm Süreci'nde konuşulan meselelerin bir ön şartı değil. Biz
Türkiye'de silahsızlanmayla ilgili bir süreç yürütüyoruz. Silahsızlanma
özerklik talebine çarpacaksa eğer Oslo gibi bir süreçle karşı karşıya
kalırız. Zaten Oslo'dan alınan dersle Çözüm Süreci başladı dememin
sebebi de budur. Silvan saldırısının gerçekleştiği gün Aysel Tuğluk,
Diyarbakır’da DTK toplantısında demokratik özerklik beyannamesini
açıkladı. Şimdi oradan bugüne gelirsek bu, şunu kabul etmekle ilgili bir
şey: Kürt hareketi, eğer özerklik olmazsa Çözüm Süreci de olmaz
düşüncesine kapılıyorsa o zaman ben de karamsar olabilirim. Masada
özerklik verilmedikçe Çözüm Süreci nihayete ermeyecek düşüncesindeysek o
zaman hepimiz beraber karamsarlığa kapılabiliriz. Çünkü böyle bir şey
gerçekleşmeyecek. Devletin net olarak ortaya koyduğu bir süreç olarak bu
var. Bir aktörle konuşarak bir bölgenin kararını veremezsiniz. Kişisel
görüşüm: PKK, silah bırakmaya karar verdiği için zaten Çözüm Süreci'nde
bu tür mekanizmaya dair gerekçeler öne sürüyor. Eninde sonunda PKK
silahı bırakacak. Çözüm Süreci onurlu bir çıkış fırsatıdır."
Hatem Ete, "PKK'ya yakın" nitelendirdiği medyanın dilini eleştirdiği konuşmasında şu değerlendirmede bulundu:
"Soykırım imha, katliam dilini yadırgıyorum. Çözüm Süreci boyunca
devlet ve kamuoyunun fikrini şekillendiren ideolojik enstrüman
olan medya, kanaat önderleri ve televizyon yayıncıları dillerini çok
radikal bir dönüşüme tabi tuttular. Medya artık bebek katili Öcalan
söylemi kullanmıyor. İnsanlar gayet somut, gerçekçi bir dil kullanıyor.
Fakat aynı şey PKK tabanında hayata geçmiyor. PKK tabanı 90’larda
yaşıyormuşuz gibi her gün imha, katliam, soykırım haberleri yapıyor. Bu
söylemi dillendiriyor. Alın Özgür Gündem gazetesini seçin, 20 yıl
önceki, 10 yıl önceki gazete ile bugünkü arasında bir fark yok. 'Büyük
bir düşman var ve Kürtleri imha ediyor.' Oysaki Türkiye'de çok şey
değişti. Şimdi Çözüm Süreci'ni yürütüyorsanız eğer tabanınızı da buna
alıştıracaksınız. Tabanınızın psikolojisini de dilini de buna
uyarlayacaksınız. Devletin böyle bir tasfiye, soykırım gibi bir niyeti
yok. AK Parti döneminde güvenlik perspektifinin yerini daha siyasi bir
perspektif aldı. Cizre'de olan biteni görmüyor mu devlet. Devlet
isterse Cizre'yi 90’lardaki devletin aşina olduğu enstrümanlarla çözemez
mi? Sizce burada bir kararlılık yok mu? Devlet ısrarla ve inatla
meseleyi demokratik mekanizmalarla çözmek için Cizre’de süreci uzatmıyor
mu?"
Ortadoğu Araştırma Enstitüsü’nün (MERİ) Erbil’de
düzenlediği "Türkiye, Kürtler ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi Paneli"nin
ilk oturumu SETA Siyaset Araştırmacısı Galip Dalay'ın başkanlığında
başladı. Oturumlarda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nden (IKBY) Başbakan
Yardımcısı Kubat Talabani, Hükümet Sözcüsü Sefin Dizayi, Başkanlık
Divanı Başkanı Fuat Hüseyin, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)
Politbüro Üyesi Sadi Ahmet Pire; Türkiye'den ise Başbakan Ahmet
Davutoğlu'nun başdanışmanı Etyen Mahçupyan ve Danışmanı Mesut Özcan, İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Mesut Yeğen, Dicle Üniversitesinden Prof. Dr. Vahap Coşkun, SETA Araştırmacısı Yılmaz Ensaroğlu, Siyasetçi Haşim Haşimi ve diğer
önemli isimler katıldı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder